1 Kasım’da seçim olacak deniliyor. Bu savaş ortamında nasıl seçim olacak, herkese merak ediyor. Tayyip Erdoğan “1 Kasım 7 Haziran gibi olmayacak” diyerek 1 Kasım’ın normal bir seçim olmayacağını açıkça ilan ediyor. Halbuki Türkiye'de ilk defa hilenin fazla olmadığı bir seçim yapılmıştı. Erdoğan, açıklamalarıyla 1 Kasım seçimini baskı, hile ve hurdayla kazanacağız demek istiyor. Ya kazanacağız, ya kazanacağız diyor. 

7 Haziran seçiminden bu yana yapılan propaganda HDP'nin Kürdistan'da zorla oy aldığıdır. Yüzde 95 civarında oy çıkan ilçelerde tabii ki bazı sandıklarda yüzde 100 oy çıkacaktır. Bunu anlamamak, Kürtlerin ruh halini, bilincini, tutumunu anlamamaktır. Kürtler sadece HDP'nin kendilerine ait bir parti olduğunu görüyor. Kültürel soykırımcı bir devletin zulmü altında yaşayan bir halkın bu tepkisini anlamamak Kürt sorununu anlamamaktır. Başkale, Gever, Silopi, Doğubayazıt ve Kürdistan'ın diğer ilçelerini Türkiye'nin herhangi bir ilçesi gibi görmek, Kürt halkının kırk yıllık mücadelesini ve politikleşmesini görmemektir. Şimdi bu gerçek kabul edileceğine, HDP’nin başarısını baskıyla açıklamak, açıkça “Baskıyı arttıracağız, seçimde de hile yapacağız” demektir. Zaten uzun süredir bu baskı ve hileleri meşrulaştırılmaya yönelik bir söylem tutturulmuş bulunmaktadır. 

7 Haziran seçimlerine yaklaşım, AKP'nin 1 Kasım seçiminde ne yapacağının ifadesidir. Daha ilk günden sonuçlarını kabul etmemiş, bu seçim sonuçlarını nasıl tersine çevireceği hesabı içinde olmuştur. 7 Haziran meşru seçimini yok saymış, meşru olmayacak biçimde kazanacağı bir seçim peşine düşmüştür. Bu durumu görmemek, AKP'nin tuzağına düşmektir. 7 Haziran’dan sonra AKP'nin gayrimeşru uygulamalarına karşı tutum konulacağına, AKP'nin emrivakileri kabul edilmiştir. AKP gayrimeşru uygulamalarını teröre karşı mücadele veren bir hükümet olarak kabul ettirmek için savaş başlatmış, diğer partiler de etkin mücadele vermeyerek AKP'nin planının yürümesine fırsat vermişlerdir. 

AKP'nin seçim hükümeti adıyla kurduğu hükümet de kendi hazırladığı, kendi oynadığı bir tiyatrodur; seçim de böyle bir tiyatro olacaktır. Bu kadar kör kör gözüne denilecek biçimde açık oyun oynamak, Türkiye'de siyasetin ne kadar seviyesizleştiğini ve basitleştiğini ortaya koymuştur. AKP'nin Türkiye siyasetine katkısı bu seviyesizlik olarak tarihe geçecektir. Bu kadar şirret ve yüzsüz politik karakterden de her şey beklenir. Bu açıdan Türkiye siyasetinden mevcut durumda Türkiye için hayırlı şeyler beklemek mümkün değildir. 

Başlattıkları savaşı kazanamayacaklarını bile bile “Sonuna kadar savaş” diyorlar. Bu bile milliyetçi oyları alma dışında Türkiye'yi düşünmediklerini gösteriyor. Zaten MHP ile milliyetçilik yarışına giren bir zihniyet ve politikanın Türkiye'nin hayrına iş yapmayacağı açıktır. Nitekim her gün Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu “savaş savaş” diyorlar, “kan kan” diyorlar. AKP'nin derdinin seçim değil, savaş olduğu açıktır. Bu savaş ortamında da Kürdistan'da baskıyı arttırıp 7 Haziran tablosunu değiştirmeyi hedefliyorlar. Erdoğan’ın zaten bundan başka bir politikası, planı ve hedefi yoktur. Bunu da sürekli savaşı sonuna kadar sürdürme adı altında gerçekleştireceklerdir. 

Kürt halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne “Ya teslim olursunuz ya da bedelini ödersiniz” deniyor. Aslında Türkiye halklarına bedel ödettirmek isteniyor. Tayyip Erdoğan da, Davutoğlu da Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi'nin teslim olmayacağını bile bile bu sözleri söylüyorlar. Çünkü kararları savaş kararıdır. Nasıl ki 1990’lı yıllarda çözüm politikası olmayanlar her gün savaş dedilerse, şimdi de AKP hükümeti bunu söylüyor. 

Ancak Erdoğan da, Davutoğlu da büyük yanılıyor. Bu savaşı kesinlikle onlar kaybedecektir. Çünkü ne Kürdistan eski Kürdistan’dır, ne de Türkiye eski Türkiye’dir. Kürt halkı özgür ve demokratik yaşam iradesinde ısrarlıdır. Eğer diyalogla ve demokratik siyasal yollarla Kürtlerin kendi kendini yönetme iradelerine savaşla, şiddetle cevap veriyorlarsa, tabii ki Kürtler de kendi kendini yönetme iradesi ortaya koyacaklar ve bunda ısrarlı olacaklardır. Türkiye halkı da bu savaşı vatan savunması olarak görmediği için bu savaşa destek vermeyecektir. Türk ordusunun bir bölümü de bu savaşı artık bir vatan savunması olarak görmüyor. Hatta vatanı bölme savaşı görenler de vardır. 

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan “asker karakoldan çıkmaz; operasyon gücü olmazsa gerilla onlara eylem yapmayacaktır” açıklaması yaptı. Gerilla Türk devletine karşı bir savaş yürütmüyor; sadece ve sadece halka saldırıldığında, halkın öz yönetimine saldırıldığında devreye gireceğini açıklamış bulunuyor. Halka ve halkın öz yönetimine yönelik yürütülen savaş da Tayyip Erdoğan ve AKP'nin savaşıdır. Bu savaş ne Türkiye halkının ne de Türk ordusunun savaşıdır. Zaten bir asker ailesi “Bir vatan savunması olsa hepimiz savaşa gideriz ama bu kardeş kavgasıdır” diyerek Erdoğan ve Davutoğlu’nun sonuna kadar savaş politikasına destek olmayacağı görülüyor. 

AKP hükümeti ne yapsa da artık meşru hükümet olmayacaktır. 7 Haziran sonrası AKP hükümeti meşru olmadığı gibi, seçim hükümeti adı verilen hükümet de savaş hükümetidir. Bundan sonra oluşacak herhangi bir AKP hükümeti de meşru olmayacaktır. Meşru olmayan bu hükümetlerle hiçbir sorun çözülemez. Meşru olmayan, sadece kendisini düşünen bir iktidara karşı da ancak mücadele edilir. Şu anda Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi'nin yaptığı da budur. Bu mücadelede kaybeden Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti olacak; kazanan ise Türkiye halkları ve Kürt halkı olacaktır. 

Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam iradesi sadece Türkiye'de değil, tüm Ortadoğu'da kazanacaktır. Bunu anlayanlar doğru politikalar yürütecek, bunu anlamayanlar ise kaybedecektir.