Belediye başkanlarını, milletvekillerini, avukatları terörle mücadele yasasına dayanarak “terörist” ilan edip zindanlara dolduran AKP hükümeti, Kürt gazetecilerini de “terörist” kavramı içine sokup zindanlara doldurmuştur.  Artık Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketi’yle aynı sosyolojik zeminde olan, Kürt Özgürlük Hareketi’ne AKP gibi bakmayan, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürt sorunundaki çözüm politikalarını doğru bulan herkes terörizme hizmet etmekle suçlanıp zindanlara dolduruluyor. Zaten TMK terör örgütü olmasa bile tutumuyla terör örgütüne hizmet etmekle suçlayabiliyor. Şimdi de yayınlarından hoşlanılmayan gazetecilerin düşüncesi “terör örgütüne hizmet ediyor” görülüp tutuklanmaktadır.
Bu gazetecilerin Türkiye’deki anayasa ve yasalarda yer alan herhangi bir suç işledikleri iddia edilemez. Bizim doğru bulmadığımız Türkiye yasalarının suç saydığı eylemler yaptıkları da söylenemez. Şu yayınınız şiddeti kışkırttı, şu eylem içinde siz de varsınız denilmiyor; “yaptığınız yayınlar terör örgütünün isteği doğrultusunda yapılıyor” biçiminde ucube bir söylemle tutuklandıkları anlaşılıyor. Bu da yeni bir suç icat etmek oluyor.  Bu tutuklamalar bir psikolojik savaş harekatıdır. AKP hükümetinin Kürt halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü psikolojik savaşın önündeki engeller kaldırılmak istemektedirler. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen savaşın en önemli boyutu propaganda, yani psikolojik savaş boyutudur. Kürt basını bu psikolojik savaşı, yani yalanla Kürt halkını kandırmayı boşa çıkartmaktadır. İşte bu gazeteciler bu suçu işlemişlerdir. Cezaevinde olmalarının nedeni budur.
DİHA’nın muhabirlerinin ROJ TV’ye telefonla katılması ya da haber yapması suç olarak görülmektedir. Birçok gazetecinin daha önce bu nedenle tutuklandığı bilinmektedir. İlk önceleri böyle tutuklamalarla gazeteciler korkutulup ürkütülmek istenmiştir. Bunlar sonuç vermeyince Kürt basınının tümü çalışamaz hale getirilmek için bu tutuklamalara yönelmişlerdir. Diğer sol ajans ve muhabirlerin de bir kısmı gözaltına alınarak onlara gözdağı verilmiştir.
ROJ TV Avrupa’da yasal yayın yapmaktadır. Yine yasal yayın yapan prodüksiyon şirketleri vardır. Basından öğrendiğimize göre gazetecilerin ya da basın kurumlarının Avrupa’da yasal faaliyet gösteren kurumlarla ilişkilenmeleri de suç kapsamına alınmış. Türk basını bazı basın-yayın şirketlerin adını vermektedir. Avrupa’da yasal yayın yapan hiçbir kurumu Türkiye yasadışı ilan edemez. Eğer yasalara aykırı bir faaliyet varsa Avrupa’nın mahkemeleri harekete geçer ve gereken yaptırımı yapar.  Türk devleti 20.yüzyılda Kürt halkının hak taleplerini, örgütlemelerini ve mücadelelerini her türlü katliam ve zor yöntemlerini uygulayarak bastırmıştır. Bu uygulamalarını Kürdistan’ı dünyaya kapatarak gerçekleştirmişlerdir. Hatta bu konuda batının desteğini ve göz yummasını sağlamıştır. Şimdi Kürtler basın alanında örgütlenip Türk devletinin uygulamalarını teşhir edince, her baskıyı engelsiz yapmalarını engelleyince Türk devleti Kürtler üzerinde uyguladığı soykırım politikalarında sorun yaşamaya başlamıştır. Çünkü bu politika ve baskıları teşhir eden Kürt basını vardır.
Avrupa’daki Kürt basınını ABD ve NATO bakısıyla susturmak isterken, Türkiye’deki Kürt basınını susturmak istemesi anlaşılır bir durumdur. Zaten şimdiye kadar da Kürt basınını etkisizleştirmek için her yolu denemiştir. Dergiler, sürekli toplatılarak çıkarılamaz duruma getirilmiştir. Gazeteciler ve muhabirler sürekli bir baskı altında tutulmaktadır. Birçok gazeteci ve muhabir sudan bahanelerle tutuklanmıştır. Buna rağmen psikolojik savaşları ve yalanları boşa çıkarılınca tüm Kürt basınını işlemez hale getiren toplu tutuklamalar gerçekleştirmişlerdir. Daha doğrusu topyekûn savaş (Beşir Atalay entegre savaş diyor) yürütürken bu savaşı zayıflatacak basını ortadan kaldırmak için bu tutuklamaları gerçekleştirmişlerdir. Kürtlere karşı yürütülen kirli ve özel savaş yürütülürken hiçbir muhalif basına tahammül gösteremedikleri netleşmiştir. Tutuklamaları böyle anlamak gerekir.
Dün JİTEM ve hizbulkontrayla öldürüyorlardı, bugün tutukluyorlar. Ancak zihniyetleri tamı tamına 1990’dakilerle aynıdır. Hatta 1990’larda hakimlerin, savcıların ve mahkemelerin yapamadığını şimdi AKP hükümetinin eline geçen yargı rahatlıkla yapmaktadır. Dolayısıyla ben öldürmüyorum, tutukluyorum mantığı (işbirlikçi uşak Mehdi Eker böyle söylüyordu) özrü kabahatinden büyük olmayı ifade etmektedir.
Bir iddia da Kürt Özgürlük Hareketi’nin Basın Komitesi olmasıdır. Kürt Özgürlük Hareketi her alanda sosyal projesi olan bir harekettir. Yaşamın her alanıyla ilgili bir politikası vardır; bir örgütlenmesi vardır. Azınlıklar Komitesinden Hukuk Komitesine kadar onlarca komitesi vardır. Bu, Kürdistan’daki tüm toplumsal ve siyasal alanı kapsamaktadır. Felsefi, ideolojik ve siyasi olarak Kürdistan toplumunu etkilemeyi hedeflemektedir. Şimdi bu gerçeklikten yola çıkarak AKP’nin yargısı tarafından Kürdistan’daki bütün yaşam alanlarındaki örgütlenmeler ortadan kaldırılabilir ya da Kürdistan toplumunda yaşamın herhangi bir alanını ilgilendiren çalışmada yer alan insanlar tutuklanabilir. Kürt Halk Önderi’nin düşüncelerini doğru bulan ve sempati duyan herkes tutuklanabilir. Şimdi böyle bir mantık olabilir mi? Böyle bir mantıkla insanlar tutuklanabilir mi? Çünkü Kürdistan’da AKP’ye muhalif olan herkes bu suçlamaların muhatabı olabilir. Kürdistan’da en büyük siyasi güç PKK’dir; en etkili siyasi kişi de Kürt Halk Önderi’dir. Dolayısıyla AKP’nin bu yaklaşımı ve politikaları tüm toplumu hedefleyen koyu bir faşizmdir. Dünyada yeni bir faşizm biçimine örnek olacak zihniyet ve uygulamadır.
Hitler’in kendi faşist sistemini Türkiye’den aldığı, Türkiye’deki yönetimin pro-faşizm olduğu söylenmektedir. Hatta Kızılderili soykırımından sonra yapılan ilk soykırımın Ermeni soykırımı olduğu, bu soykırımın Yahudi soykırımının öncülü olduğu değerlendirmeleri vardır. Herhalde AKP ya da Tayyip faşizmi bölgede ve dünyada başka faşizmin öncüleri olacaktır.
Türk devleti cumhuriyetin ilanı ve Lozan sonrası Kürtleri yok etme üzerine kurulan özel savaş devleti olmuştur. İngilizler Musul ve Kerkük karşılığı Türk ulus-devletinin kuruluşuna ve Kürtlerin bu ulus-devlet içinde yok oluşuna göz yummuşlardır. Bugün de Kürtleri yok etmeye yönelenler bu özel savaş devlet karakterini devam etmektedirler. AKP’nin uygulamaları Kürtlere karşı yürütülen kültürel soykırım amaçlı özel savaş devletini yeni bir karaktere kavuşturmuştur. AKP hükümeti tüm diğer hükümetlerin daha ince ve daha planlı bir özel savaş devleti haline gelmiştir.
Basına kadar uzanan tutuklamalardan başta Kürt işbirlikçileri ve psikolojik savaş merkezi tarafından Kürt aydını olarak piyasaya sürülen kişiler olmak üzere kendine liberal ve demokrat diyen AKP’nin destekçileri ve payandaları sorumludur. Çünkü AKP’nin yeni koşullarda yürüttüğü siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikasını meşrulaştıranlar bunlardır.
Kürt gazetecilerin tutuklanması AKP’nin psikolojik savaşının başarısızlığının kanıtıdır. İşbirlikçi Kürtler ve bir kısım yalaka liberaller de AKP’nin psikolojik savaşını başarılı kılamamışlardır. AKP gerçeği Kürt Özgürlük Hareketi’nin hakikati karşısında kaybetmiştir. Tüm faşist rejimler hakikatleri kalmadıkça saldırganlaşırlar. AKP de hiçbir hakikate dayanmayan ya da hakikati çürük olan bir siyasi güç konumunda olduğu için kendisini hukuk faşizmi ve devlet olanaklarıyla korumaya almaya çalışmaktadır.
AKP hükümeti ordusu, polisi, yargısı ve psikolojik savaş basınıyla zorla ayakta kalmaya çalışıyor. Psikolojik savaş aktörleri nasıl yansıtırsa yansıtsın AKP yenilgiye en yakın zamandadır. Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle yenilgiye uğratılacaktır. Hakikatler mücadelesini daha şimdiden Kürt Özgürlük Hareketi’nin hakikati kazanmıştır.