Bir yılı geride bırakırken, geriye birşey kalmayacak; bugünün uzantısı olacaklar, değişerek, devşirerek devam edecek.
Umudun da devamı var.
Ancak geride kalan yılın son ayına ait iki hadise unutamayacaklarım arasında.
Biri ironik.
Kayseri’deki olaydan sonra, HDP bürolarına katl amaçlı saldıran sivil-askerler, "Geldik yoktunuz!" notu düşmüşler.
İkincisi, globalleşmede silahlı diplomasideki çakışmanın sürprizlerinden birine işaret ediyor:
Sözkonusu, THK’ya ait F-16 tipi savaş uçağının düşürülmesi.
Yapılan açıklamada, "Şehit Azad Farqîn Timi tarafından özel yöntemlerle gerçekleştirilen eylem ile düşürülmüştür" notunu, geleceğe dair önemli bir gösterge olarak kaydediyorum.
Tüm bunlar, Kuzey Kürdistan’ın yıllar boyu ve son olarak da bir yıl boyunca, devlet korumasıyla Kürt avı için serbest alan haline getirilmesinin akabinde oldu.
Geldik yoktunuz, "Kürdistan’dan defolun"a, Türkiye’deki bir kentinden verilen cevap oldu.
Kürdistan’da "Geldik yoksunuz!", bir savaş dökümanı olamazdı.
Evde olmayanın barkı yakılır, sonra ev sahibi aranır, bulunduğunda da katledilirdi.
Savaşın sosyal ekonomisi buydu, bu yıl da böyle oldu.
"Özel yöntemlerle F-16’ların düşürülmesi" bana, yüksek teknik donanımlı ordularla, umudu ve inancı yüksek mücadele adamları arasındaki eşitsizlik uçurumuna rağmen, var olabilecek devasa "imkanlılığa" işaret ediyor.
Bunu düşünürken, yıllar önce Bremen’de, çokça zıtlaştığımız bir Alman Profesörüyle saplandığımız bir tartışmayı anımsadım.
Kürtler, Almanya’da gündemin ana başlıklarından biriydi.
Belki de çaresizliğinden olacak, bana: "Eğer böyle giderse, günün birinde binlerce yolcu uçağıyla Almanya’daki tüm Kürtler’i taşıyıp, Kürdistan’a götürecekler ve sorun kökünden çözülecek. Buna karşı Kürtler ne yapabilirler ki?" demişti.
Ben ise sinirlenmedim ve Kürtler’in ne yapabileceğini anlatmaya çalıştım:
"Olsun. Sen ne zannediyorsun Kürtler‘i; tasavvur et; sizinkiler en donanımlı uçaklarıyla ve silahlarıyla uçuş yapıyorlar ve kendilerinden çok eminler; Pilot, beklenmedik bir sahneyle karşı karşıya; Kürtler’den birinin aşağıdaki arazide sapanını sallayıp durduğunu görüyor. O zamana kadar hiç sapan görmediğinden olacak, onu, geliştirilen son "modern" silahlardan biri zannediyor, hiç beklenmedik bu sahne kafasını o kadar karıştırıyor ki, bir an kendisini kaybediyor ve uçağı karşı dağın nirengisine çarpıp, paramparça, düşüyor. Kürtler’in senin hesabın dışında işler yapabileceğine inanamıyor musun?"
Bu cevabımı beklememişti.
O kendi payına düşeni düşündü. Ben ise, tekniğin herşey olmadığını.
Sorun bir karmaşaya dönüşüyor.
Çatışma hali, aynı zamanda "çözüm hali"dir.
Toz dumanın olduğu yerde, önermelere daha çok kulak kabartılır.
Orta halli Kürt "orta yol" taraftarıdır; eğilip bükülmeye "gönüllü olmayan", "mecbur edilen vatandaş" rolünün baş aktörü.
Baştan beri, Kürdistan proleterleri, köylüleri ve yoksulların omuzlarında taşıdığı mücadele için radikal çözüm baş seçenektir.
Kangren, kanser yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin külliyatıdır. Kesilip atılması gereken, "yabancı organ" da o!