Tüm tarihi olaylar da gerçekleştikleri anlarda en güçlü etkiyi yapar. Bunlar tekrar edilemez, kendini yeniden yaratamaz. Aynı toplumsal dinamik üzerinden hareket ederek benzeri sonuçları elde edeceklerini düşünenler fena halde yanılırlar.
Gezi Direnişi’nin birinci yıldönümünde Taksim Meydanı’nda yeniden benzeri bir direniş geliştirme yönündeki çaba da zaten başından itibaren başarısızlığa mahkumdu. Başarısız oldu da. İki gün bile sürmedi, sürdürülemezdi.
Halen yıldönümlerinde, anma günlerinde yaşayan ve kendini ona göre kurgulayan bir örgütlülüğü aşamayan bir yaklaşım var. Toplumsal muhalefeti mahalle mahalle örgütleyip onu yeni bir dinamiğe kavuşturmak yerine senede bir iki defa Taksim Meydanı'na çıkmanın mücadelesine bu kadar enerji harcamanın gerçekten elle tutulur, açıklanabilecek bir tarafı yok.
Uzay matematiği değil bu, çok basit bir denklem. Eğer örgütlülüğün varsa o meydanlar açılır. Eğer toplumsal muhalefeti etkin bir şekilde yürütürsen, büyüyebilirsen hiçbir güç ne Taksim ne de başka bir yerde önüne o kadar güç yığmaz, yığamaz.
Bilmem kaç yıl sonra 1 Mayıs Taksim Meydanı'nda ilk kez kutlanmıştı diye büyük olay olmuştu. Sembolik büyük bir değeri vardı. Ama sadece sembolikti. Bir sene sonra yine kapandı ve halen de 1 Mayıs kutlamalarına kapalı. O gün bu gelişmeyi büyük bir zafer olarak gördük, ama değildi. Çünkü tamamlanan bir tarihsel gelişme olmadı. Şu andaki haliyle geçmişimizde bir nokta gibi kaldı.
***
Toplumsal muhalefeti temsil etme iddiasında olanlar, eğer tuhaf bir nostalji içinde yaşıyorlarsa bu büyük bir sorundur. Yeniye göre kendini uyarlamayan, geliştirmeyen, örgütlemeyen kaybeder. Bu sadece bireysel bir kayıp değil, toplumun büyük bir kesiminin kaybı olur.
Evet devrimci hareketin geçmişinden besleniyoruz ancak ileriye doğru yaşıyoruz hepimiz. Aynı anlar, aynı toplumsal patlamalar yeniden üretilemez. Her bir gelişme daha ileri bir gelişmenin ön adımı olması gerekirken, yenisi eskisinin kötü bir kopyası olamaz.
***
Sendikalı işçilerin sayısı geçen yıla göre yüzde 10 artmış olsun, varsın Taksim Meydanı fethedilmesin. Ülke çapında binlerce çalışma grubu, forum oluşturulup toplumsal muhalefetin zemini biraz daha genişlesin de varsın Gezi Parkı'nda AKP’nin polisleri cirit atsın. Bazı arkadaşlarımızı gerçekten kızdırabilir ama meydanlardan örgütlenmek günümüz Türkiye’sinde çok da gerçekçi değil. Toplumsal muhalefetin zirve yaptığı gelişmeleri yeniden aynı yöntemlerle farklı şartlarda sağlamaya çalışmak zaten hiç mümkün değil.
Bakın Kürt illerindeki gösteriler, serhildanlar bir örgütlülüğün yansıması. O yüzden sürekliler. Görünürdeki bu eylemler; yoğun bir kolektif çaba; oldukça karmaşık dinamikleri olan bir örgütlülüğün sonucu. 30 senedir süren bu direniş durumu hemen hemen hiçbir dönemde geriye gitmedi. Bu meydanlarla sağlanmadı. Mahalle mahalle, köy köy, ev ev örgütlenerek sağlandı. Bugün Hakkari’de kimse gösteri yasaklayamaz. Hakkari’deki toplumsal muhalefet bir meydanla, bir parkla, bir mekanla, bir dağla ifade edilemez.
Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin, Gezi Direnişi’nde ortaya çıkan mirasın tabanda bir genişleme ve daha ileri bir örgütlenmeye kavuşma sorunu var. Bunun adını doğru koymamız ve tartışmamız lazım. Aksi hepimiz için bir kısır döngü olacak.
Geçmişini tekrarlayanlar ve Gezi’nin birinci yıldönümü
Döngüler zamanın akışında hiçbir anlam taşımazlar. Döngüler bizim yaşamımızın mecrasını tanımlamak için koyduğumuz ölçülerdir. Bu ölçüler ancak geçmişi tanımlarlar.