Ülkemizin yakın geçmişiyle yüzleşmesi, hatta hesaplaşması gerektiği açık. Çünkü gerçekten kirli bir geçmiş var. Faşizm kirletti güzel ülkemizi ve toplumumuzu. Askeri darbeler kirletti, kontrgerilla kirletti. En genel deyimiyle milliyetçilik ve despotik ulus-devletçilik kirletti.
Elbette bu kirden, pastan arınmak lazım. Bunun için de faşizmle, milliyetçilikle, çetecilikle hesaplaşmak şart. Askeri darbeler ve faşist-askeri yönetimlerle hesaplaşma zorunlu!...
Ancak bu iş nasıl olacak? Bunu kim ya da kimler yapacak? Bugün AKP’nin yaptığı gibi bu işin başarılması mümkün mü?
Mümkün olmayacağı açık. Çünkü AKP ciddi ve tutarlı yaklaşmıyor. Geçmişin faşist-despotik yapısından kurtulmayı bir demokratikleşme projesi biçiminde ele almıyor. Tersine her şeyi AKP iktidarının varlığı ve güçlenmesinin hizmetine koşuyor. Bütünlüklü ele almıyor, iktidar hesapları temelinde parça parça gündemleştiriyor. Böyle olunca da inanılırlığı kalmıyor.
Biz böyle deyince, AKP sözcüleri ve yandaşları adeta kıyameti koparıyor. Peşin hükümlü olduğumuz, AKP karşıtlığına kilitlendiğimiz, haksızlık yaptığımız gibi her şey söyleniyor. Söylediklerimizin içeriği gözardı edilerek, bu biçimde etkisiz kılınmaya çalışılıyor.
Hâlbuki söylediklerimiz AKP’nin on yıllık hikâyesini anlatan bir gerçek. Şöyle tarafsız gözle son on yıla bakan herkes bu gerçeği görür. AKP gerçeğini ve politika tarzını anlar. Hatta AKP’nin nerede başladığını ve şimdi hangi noktaya gelmiş olduğunu rahatlıkla fark eder.
Aslında biz AKP’nin iyi şeyler yapmasına karşı değiliz. Ülkemizi demokratikleştirsin, askeri darbelerle hesaplaşsın, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yargılasın! Kim bunlara karşı çıkar? Karşı çıkmak bir yana, herkesten önce biz alkışlar ve destekleriz!
Fakat AKP Hükümeti bunları yapmıyor. Yapıyor gibi görünüp rantını alıyor, olguyu olduğu gibi yerinde bırakıyor. Bu biçimde toplumu yanıltmaya ve aldatmaya çalışıyor. İktidarını bu temeldeki koskoca bir oyun üzerine kuruyor.
Örneğin “Yenilikçilik” diyerek iktidara geldi, ortada kapitalist moderniteye teslim olma, İslamiyeti kapitalist modernite ile birleştirme dışında ne kaldı? “Demokratikleşme” diyerek iktidar oldu, ortada yeşil Türkçü faşizm inşası dışında bir şey kalmadı. 2005’te “Özür diliyorum, Kürt sorununu çözeceğim” dedi, Türk-Kürt çatışmasını en ileri düzeye getirdi.
Şimdi “12 Eylül darbesiyle hesaplaşıyorum” diyor. Güya bunun için bir yargılama davası açmış. Ama ortada ciddi bir yargılama yok. Darbeciler ortada gezdikleri gibi, bir de herkesi tehdit ediyorlar. “Biz kurucuyuz, sizi biz yarattık, bizi yargılayamazsınız” diyorlar. Peki hani nerede 12 Eylül faşizmiyle hesaplaşma?
Açtığı somut davayı yürütemezken, bir de AKP kalkmış “Darbeleri Araştırma Komisyonu” kuruyor. Meclis’teki partiler de “Umut Allahtan kesilmez” diyerek buna destek veriyor. Şimdiye kadar da birçok komisyon kuruldu, mahkeme açıldı. Susurluk Komisyonu gibi, Ergenekon yargılaması gibi. Bunlardan hangi sonuç çıktı? Son araştırma komisyonunun da bir tür aldatma olmaktan öteye geçmeyeceği açık.
Son olarak 28 Şubat postmodern darbesinin mimarı Çevik Bir de gözaltına alındı. Belki tutuklanıp cezaevine konacak, belki de salıverilecek. Cezaevine konsa ne olur, salıverilse ne olur! Şimdiye kadarki girişimler ne olduysa, bunun sonucu da o olur.
Bu nedenle “Bravo, iyi oldu” diyemiyor insan. Çünkü AKP Hükümeti göstermelik iş yapıyor. Her şeyi seçimde oy almaya göre düzenliyor. Ya yarıda bırakıyor, ya da özünü boşaltıyor. Tam bir siyasal rantçılık yapıyor.
Peki bu neden böyle? Çünkü AKP, kendi iktidarını sürdürmekten başka hiçbir şey düşünmüyor. Her şeyi AKP iktidarına göre düzenliyor. İktidar pınarının başını tutmuş, kaybetmemek için her şeyi yapıyor. İktidarını koruma dışında bağlı olduğu hiçbir ilke yok.
Dolayısıyla iktidar mücadelesi dışında bir şey yürütmüyor. Varsa yoksa iktidar kavgası! Bu nedenle AKP geçmişle yüzleşmiyor, yüzleşemiyor. İstediği kadar yüzleşmekten öteye hesaplaştığını söylesin. Bunun hepsi yalan ve demagojidir. Toplumu aldatmaya ve oy almaya dönük gayrettir.
Zaten AKP’nin geçmişin kirleriyle hesaplaşması mümkün de değil. Çünkü kendisi bu kirlerin ürünü. Hatta bir parçası. AKP kliğini palazlandıranın 12 Eylül darbe yönetimi olduğunu herkes biliyor. O halde kendini palazlandırandan hesap soramaz. AKP kliğine iktidar kapısını 28 Şubat’ın açtığını herkes biliyor. O halde AKP, kendini iktidar yapanı yargılayamaz.
AKP’den geçmişle yüzleşme veya hesaplaşma bekleyenler hüsrana uğrarlar. Sonunda AKP iktidarını güçlendirir, beklenti içinde olanlarsa umudu bile kaybederler. On yıllı AKP devri bu gerçeği defalarca göz önüne sermiştir.
Demekki bu gerçeği dile getirdiğimizde AKP’liler kızmamalıdır. Bunları ifade eden demokrasi güçlerine öfkeleneceklerine, aynayı alıp kendilerine baksalar daha iyi ederler. O zaman kim olduklarını ve neye benzediklerini daha iyi anlarlar.
Bütün bunları şimdi bir kez daha neden yazıyoruz? Çevik Bir gözaltına alınmış, “Darbeleri Araştırma Komisyonu” kurulmuş da ondan. Şimdi bazıları bunlara bakıp, o ünlü “Acaba” sorusunu yeniden soracaklar. “Acaba AKP askeri darbelerle gerçekten hesaplaşacak mı?” beklentisi içine girecekler.
Hâlbuki hepsi birer siyasal oyun. Zindanda ve dışarda açlık grevi yapan binlerce Kürdün yarattığı siyasal baskıyı maskelemek için başvurulan girişim. Bu tür adımlarla Kürtler üzerinde uygulanan faşist baskı ve terör gölgelenmek isteniyor. Kürt halk direnişi Türkiye toplumu tarafından görülmesin isteniyor. Yeşil Türkçü faşizm gerçeği gizlenmeye çalışılıyor.
Demekki Kürt direnişi Türkiye ortamını hem çok, hem de demokratik temelde etkiliyor. Bunu demokratik güçler değerlendiremese de, iktidarı zorlayarak sahte de olsa demokratik adımları atmak zorunda bırakıyor. Aslında son yıllarda AKP’nin yaptığı tümüyle böyle. Her şeyi özel savaş kapsamında yapıyor. Kürt direnişini boşa çıkartmak için sahte Kürt sorununu çözme ve demokratikleşme adımı atıyor.
Bu tutum takiyyecidir, ikiyüzlüdür. Bu siyasetle demokratik dönüşüm olmaz. Dolayısıyla geçmişle yüzleşilemez, hesaplaşılamaz. Geçmişle hesaplaşabilmek için tutarlı demokrat olmak ve demokratikleşme mücadelesi yürütmek gerekir. Örneğin Kürt halkı ve özgürlük hareketi gibi.
Kürt halkını gerçekten kutlamak lazım. 12 Eylül faşizmine karşı kahramanca direndiği gibi, AKP faşizmine karşı da aynı kahramanlıkla direniyor. Önderliğiyle, genciyle, kadınıyla, yaşlısıyla, gerillasıyla hepsi direniyor. Ülkedeki direniyor, dışardaki direniyor. 12 Eylül faşizmine karşı direniş kalesi olan Amed zindan pratiği, şimdi bütün zindanlara taşınmış bulunuyor.
Mart’ta bayram kutlayarak serhildan yapan Kürtler, Nisan’da açlık grevine yatarak AKP faşizmine karşı direndiler. Mevcut açlık grevleri ile AKP oyununu tümden bozdular. AKP’nin maskesini düşürüp faşist yüzünü açığa çıkardılar. Dolayısıyla daha şimdiden büyük başarı kazandılar. Demokratikleşme mücadelesinin çok önemli bir parçası oldular.
Bundan sonra bu direnişler nasıl sürer, elbette bilemeyiz. Fakat elbette daha fazla yıpranma ve şehadetler olmasın isteriz. Çünkü direniş amacına ulaşmıştır. AKP’nin maskesini düşürerek yeşil Türkçü faşizmi teşhir etmiştir. Gerisini halkın özgürlük mücadelesi getirebilir.
Bu temelde açlık grevi direnişlerini selamlarken, geçmişle gerçek hesaplaşmanın nasıl bir duruşla gerçekleşeceğinin de netleşmiş olduğunu ifade ediyoruz. Kürt direnişiyle birleşen demokratik toplum mücadelesinin ülkemizi geçmiş ve geleceğiyle aydınlığa kavuşturacağına inanıyoruz.