Bu anlamıyla yaşanan çözüm sürecinin aynı zamanda geçmişle yüzleşme süreci olması gerekmez mi? Devlet, yarattığı katliam ve yıkımlarla yüzleşmeden toplumsal bir uzlaşı gerçekleşebilir mi?
Bu ülkede yasalar, kurallar insan merkezli olma yerine devlet merkezli olarak oluşturuldu hep. Yıllarca eleştirilmesi mümkün olmayan resmi tarih tezleriyle beyinler yalan ve çarpıtmalarla dolduruldu.
Yani devlet geçmişini sorunsuz ve her şeyin mükemmel olduğu bir dönem olarak kavramsallaştırdı ve buna aykırı olabilecek her türlü bilgiyi de gizli tutmaya çalıştı.
***
Tarihçiler, belirli olayların üzerinin örtülmesini bu mükemmelliği sağlayabilme arzusunun zorunlu kıldığı bir uygulama olarak görürler. Bu nedenle devlet geçmişini, kendi bağlamına oturtarak “tarihselleştirme” yerine onu ideal bir geçmiş haline getirmeyi tercih eder. Bu tercihi yaptığı andan itibaren geçmişi sterilize etmesi gerekir. Bunun için başarabildiği ölçüde o gerçeğin üstünü örter. Bu yapılamaz hale geldiğinde ise olay ve olguları çarpıtma yolunu seçer.
Türkiye Cumhuriyeti devleti böyle bir anlayış içinde oldu hep. Geçmişe ilişkin kimi kayıtlar gizli tutuldu. Geçmişiyle sadece övünme yerine ondan dersler çıkaramadı.
Zannedilenin tersine, geçmişiyle yüzleşmesi, oluşturulan tabulardan kurtulmasını da sağlayarak sorunlarını çözmüş, kendisiyle barışık bir toplum yaratabilirdi.
Oysa Türkiye’de tarihle yüzleşme ve hesaplaşma konusunda devlet tarafında derin ve kök salmış bir sessizlik, inkar ve yüzleşme isteksizliği oldu her zaman. Geçmişini unutma / unutturma politikası devlet tarafından egemen kılındı.
Geçmişte yaşanan zulmü, katliamları, hak ihlallerini çevreleyen bu sessizliğin yarattığı boşluk, çatışma sonrası politik ve toplumsal uzlaşma sürecinin önemli bir sorunu olarak varlığını sürdürüyor. Geçmişle yüzleşme olmadan ve onarıcı bir adalet gerçekleşmeden kalıcı bir barış sağlanamaz.
***
İnsan bir tarihi, bir ismi, bir kelimeyi unutabilir, ama yaşadığı bir olaya ilişkin kareyi hafıza kaybına ya da buna sebep olan bir hastalığa maruz kalmadıkça asla unutmaz. Tek çıkış yolu, o karelerin üstünü örtmek yerine onunla yüzleşmektir.
İster bireysel, ister toplumsal boyutta; ideolojik, etnik, ya da inanç grupları arasında yaşanmış kötü olaylarla yüzleşmeyi beceremediğimiz için halen önyargılarımızdan, korku ve paranoyalarımızdan kurtulamıyoruz.
Demokratikleşme sürecinde, Türkiye’nin tüm renklerine eşit yurttaşlık temelinde saygı gösteren bir siyasi dönüşüm için, benzer olaylar sonunda barışı gerçekleştirmiş ülkeler gibi Türkiye de geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.
Barış, eşitlik, demokrasi ve özgürlük hedeflerini ortak amaç edinmiş bir toplum olabilmek için tek yapacağımız şey, örtülerin üstünü açıp, ortaya çıkacak kareleri ne kadar kötü olurlarsa olsunlar paylaşmak, yüzleşmek ve hesaplaşmaktır.
***
Yüzleşmeliyiz. Yeniden acı çekmememiz için ya da başkalarına da benzer acıları çektirmememiz için yüzleşmeliyiz.
Önemli olan yaşanan olayı hatırlamak ama onun duygu deposunu boşaltmaktır elbette. Bu sayede duygu yükünden kurtulup özgürleşebilir insan. Elbette affedilmesi gereken olaylar kusurlar vardır… İnsan salt kendine yapılmış bir haksızlığı affedebilir ama öyle suçlar vardır ki özünde tüm insanlığa yapılmıştır. Binlerce faili belli cinayetlerin failleri yargılanmadan nasıl demokratik bir yapı kurarsınız.
Kişi kendine yapılan bir fiili affedebilir ama işlenen insanlık suçuysa hiç kimse, hiçbir kurum bunu affetme lüksüne sahip değildir. Çünkü bu suçlar tüm insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Zalimin hükümranlığına son vermedikçe, insanlığa bir borç olarak onu mahkum etmedikçe yara içten içe kanamaya devam edecektir. İnsan ancak bu sayede arınır, hayat ancak bu sayede mecrasını bulur.
Geçmişle yüzleşme
İster birey, ister toplum katında olsun daha iyi bir gelecek için geçmişle yüzleşmek gerektiğini söyler konunun uzmanları.