Kürtlerin tarihsel, özgürlük ve zafere yürüyüşü AKP-MHP-DAİŞ El-Nusra terörünü zayıflattı. Kürt kadınları, Kürt savaşçıları, yüzyıllık direnişini ve destanlarını yazdı. PKK hareketi Ortadoğu halklarının özgürlük tohumlarını canlandırırken, Erdoğan kendi iktidarı uğruna ve 2003 süreçlerinden bu yana Kürtleri, Türkiye’de Güney Kürdistan’da ve Suriye’de bitirmek istedi. Güney’de MİT’i devreye koyarak, yerel işbirlikçi güçlerden faydalanmaya çalıştı. PKK’nin tasfiyesi ve imhası yeniden bir strateji ve konsept şeklinde ele alındı.
2019 yıllında yaşanan savaş ve kaos PKK’nin öncü kadrolarını hedef almak ve Kürtleri ezmek üzerineydi. Suriye’de başlatılan, 9 Ekim saldırıları da yeni bir komplo ve yeni bir soykırımın adresiydi. Kürtlerin ve Suriye halklarının özerklik statüsünü engellemekti. 2011 sürecinden bu yana Erdoğan El Kaide, Milli Suriye Ordusu DAİŞ vb. terör gruplarını Suriye’de kullanarak, Ortadoğu’da halifelik rolüne çırpındı. Erdoğan, Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin ve kadim halkların direnişine ve bin yıllara dayanan bu özgürlük ve zafer yürüyüşü yanında çaresiz ve çözümsüz kaldı. Bu soykırım saldırılarını ve tehditlerini ise özgürlük yürüyüşçüleri ve direnişçileri tarafından cevap veriliyor. Bu saldırıların kaderini ve bu sürecin tarihi direnişini Kürtler belirleyecek.
‘Pençe’ sonuç vermedi
Türk devleti Güney Kürdistan’ın tüm bölgelerinde ve kendini yerel istihbarata dayandırarak, eş zamanlı bir soykırım sürecini başlattı. AKP hükümeti Behdinan ve Soran bölgelerinde işgalini meşrulaştırarak, PKK gerillalarına darbe vurmak ve PKK’nin öncü kadrolarını imha ve hedef haline getirmeye çalıştı. Suriye de DAİŞ-HTŞ terör gruplarını besleyerek, Efrîn İşgalinden sonra Fırat’ın Doğusuna tehditler savurdu. Suriye, Irak ve Türkiye sınırlarında Kürtlere darbe vurmak istendi. Xakurk, Heftanin’de yapılan işgal girişimlerinde sonuç almayan, Türk ordusu bu defa Urfa şehrinde ve Milli Suriye Ordusuna kapsamlı bir toplantı hazırlayarak, 9 Ekim’de yeni bir saldırı başlattı. Güvenli bölge tartışmaları devam ederken, Erdoğan ABD-Rusya vb. devletlerden tavizleri kopararak, HSD-YPG Güçlerini bir tehdit olarak gördü. Erdoğan Avrupa devletlerini de tehdit ederek, mültecileri bir koz olarak Kullandı,
Ulusal birlik çabaları heba ediliyor
Türk devleti Güney Kürdistan’da varlığını ve işgalini yerel işbirlikçi güçlere dayandırmak isterken, PDK-YNK kontrolünde bulunan alan hakimiyetini kendi denetiminde tutmak ve baskı oluşturmaktı. Medya Savunma Alanlarını ve sivil yerleşim alanlarını sürekli bombalayarak, Güney halkını ajanlaştırmaya ve yerel istihbarata sevk etmeye çalıştı. Türk ordusu ve MİT’i işgal, istihbarat çalışmalarını yürüterek, PKK’nin etkisini kırmak ve önlemek istedi. 15 Ağustos 2018 tarihlerinde Êzîdîler Koordinasyonu Üyesi Zeki Şengali, 5 Temmuz tarihinde KCK Başkanlık Konseyi Üyesi Diyar Xerîb’in katledilmesi bir işgal ve soykırım stratejisi çerçevesinde yürütüldü. Türk ordusu ve çeteleri Rojava ve Kuzey Doğu Suriye’ye dönük Barış Pınarı adı altında ve 9 Ekim’de yeni bir işgal ve istila sinyalini uluslararası güçlerden alarak, ABD ve Koalisyon güçleri sınır hatlarını terk etti. ABD ve Koalisyon güçleri ise Türk ordusu ve çete gruplarının işgalini yumuşatarak, Suriye ve Irak’ta hem hakimiyetini garantiye almak hem de küresel, konjonktürel, siyasi dengelere oynadı.
‘Çılgınlık’ demişti
Türkiye ve Suriye ile bağlantılı yaşanan sorunların birbiriyle ilintili olduğunu ve kopuk olmadığını söyleyen; Kürt Halk Önderi Öcalan, Türk devletinin Suriye’ye girmesini ve 9 Ekim saldırıları başlamadan önce bir çılgınlık olarak değerlendirmişti. Türk devletinin Rojava-Kuzey Doğu Suriye’de başlattığı 9 Ekim işgal saldırısı bir toplum kırımı olarak tarihe geçti. Türk devleti ve El-Nusra çeteleriyle beraber yağma talan ve yıkımı geliştirdi. Türk ordusu uçaklarıyla sivil yerleşim yerlerini bombalayarak bir zafer havası olarak değerlendirdi. Okul, Hastane, ibadethane, fırın ve su istasyonları yerle bir edildi. Rojava ve Kuzey Suriye halklarının direnişi 48. günü geride bırakırken, 478 sivil katledildi. 300.000 sivil göç etmek zorunda kaldı. 1070 sivil de yaralandı. Sağlık hizmetleri ve oranı ise; yüzde 40 düştü. 810 okul kapatılırken, 86.000 öğrenci eğitim haklarından mahrum edildi. Türk devleti Kürt düşmanlığını şahlandırarak, sivilleri, kadınları, çocukları, katlederek, böylesine bir çılgınlık ve delilik yaptı. AKP hükümeti aynı zamanda Suriye topraklarına saldırmasıyla birlikte Türk-Kürt ilişkilerini ve tarihsel bağını da kesmeye çalıştı.
‘Özerklik’ olmazsa olmaz
Suriye’de yaşanan iç çatışmayla beraber ve DAİŞ terörünü sonlandırmak amacıyla tarihsel direniş Rojava ve Suriye topraklarında yürütüldü. Kuzey Doğu Suriye halklarından oluşan binlerce Kürt, Arap, Asuri, Türkmen savaşçı DAİŞ ve El-Nusra çetelerine karşı direnişte yaşamını yitirdi. Kuzey Doğu Suriye’de ve 2011 savaşı sürecinde bu yana 11.000 savaşçı yaşamını yitirirken, Suriye kan gölüne çevrildi. Uluslararası güçlerin siyaset merkezi ise Suriye oldu. HSD güçlerinin ve Suriye’nin bütünlüğü için de yer almaları ve Suriye topraklarını koruyacaklarını beyan ederek, bir Suriye ordusu olarak açıklama yapılırken, Kuzey Doğu Suriye’de ve Şam yönetimi arasında daha kapsamlı bir diyalog ve müzakere kapısı aralanmakta. Suriye halkları demokratik ve özerk bir sistemi inşa etme çabasını veriyor. Suriye halkları Erdoğan’ı kendi topraklarında istemiyor.
Herkes elinden geleni yapmalı…
Erdoğan sadece Kürt halkını değil, bütün Suriye halklarını NATO silahlarıyla ve kimyasal silahlarıyla bitirmek istedi. Türk ordusu ve çeteleri tarafından Rojava devrimini boğmaya çalışarak, bölge halklarını topraklarından ‘‘göç ettirme’’ pazarlığını yaptı. Demografik yapı, etniki ve kültürel bir temizliği esas aldı. Kürtlerin ve Suriye halklarının demokratik özerklik statüsü parçalanmaya itildi. ABD senatörleri Erdoğan’ın işgal saldırılarına karşı çıkarken, dünyanın her yerinde Rojava devrimini sahiplenmeye ve uluslararası alanda işgale tepkileri ve protestoları hız kazandı, dünyanın her yerinde tepkilere yol açtı. Türkiye’nin Suriye topraklarına saldırması bir insanlık suçu idi, Türk maları boykot edildi. Güney Kürdistan halkı da Kürtlerin soykırımı ve Erdoğan’ın eliyle Kürtlerin yok edilmesine karşı ulusal ve birlik tutumlarını ortaya koyarak, Rojava devrimine sahip çıktı. Mesud Barzani ise; “Bu işgal saldırılarına karşı herkes elinden geleni yapmalı” diyerek, tehlikeyi ve Kürt soykırımını işaret etti. Geçtiğimiz Haziran ve Temmuz aylarında Türk ordusunun Medya Savunma Alanlarına yaptığı hava saldırılarından sonra Balekati’de bir açıklama yapan, Barzani, “Kürt kavgasına izin vermeyiz” diyerek, Kürtlerin geçmiş süreçlerde ve kendi aralarında yaşadığı sorunların bir çözüm olmadığını bir kez daha hatırlattı. Her ne kadar siyasi partilerden ve ulusal birliğe yanaşmayan, bazı kesimler görülse de Kürt halkının kararlığı ve ısrarı anlaşılmaktadır.
Siyasi partiler adım atmalı
Kürt halkı demokratik ve ulusal birliği istiyor. Avrupa’da ve Kürdistan’ın tüm parçalarında ulusal birliğin sağlanması ve kazanımların korunması açısından hayati değerde ve hem fikir olduklarını ısrarlarla beyan ettiler. Geçtiğimiz günlerde ve bir televizyon programına katılan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Çözüm ulusal birlikle olur. Açıklamalar yetmez ve pratik adımların atılması gerektiğini söyleyerek, ulusal birliğin tam vaktidir.’’ Değerlendirmesinde bulunmuştu. Bu pratik adımların da YNK-PDK’nin ulusal birliğe verdiği önemi de diyalog ve siyasi gelişmelerle bağlantılıdır. Ulusal birliğin ve Kürt siyasi partilerinin de tutumları ve pratikleri bölgede yaşanan siyasi dengeler bağlamında bakılırsa, ileriki süreçlerde daha net bir şekilde anlaşılacağı görülüyor.
Demokratik Konfederasyon gelişiyor
PKK hareketi her türlü kirli pazarlık ve oyuna rağmen Ortadoğu halklarının kaderini amansız bir direniş ile yaratırken, Kürt halkı da yeniden dirildi. Kürt halkı bir özgürlük meşalesiyle Demokratik Ortadoğu Konfederasyon projesini geliştirerek, ulus devletlerin Kürdistan üzerinde yaptıkları planları boşa çıkartıyor. Konfederalizm sistemi halkların özgürlük ve demokrasi çatısı altında bir araya gelmesiydi. Ortadoğu ve dünya halklarını bir araya getirecek olan Konfederal bir yapılanmanın oluşmasıydı. Ezilen halkların özerklik, dil, kimlik ve kendileriyle buluşmasıydı.
Halklar Önderi Öcalan’ın 21 yıllık tarihsel direnişi dünya halklarının özgürlük umudu ve bilinç kaynağı oldu. Kürtler var mı, yok mu tartışması dahi yasak iken, Kürtlerin 21. yüzyılda ve zafer yürüyüşü de insanlığın tarihi ve yaşam öyküsü oldu. Bir roman, bir hikaye ve bir şiir destanı oldu. Ateş’in tarihi ise her gün yazılıyor. PKK hareketi her türlü soykırım, inkar ve imha siyasetine karşı direniyor. Gerilla direniyor. Kürt halkı dünyanın her yerinde Önderliğine ve PKK hareketine sahip çıkıyor. Kürt sorunu ise; uluslararası alanda tartışılmakta. PKK hareketi inkar ve imhadan yola çıkarak, Kürt halkına bir kimlik bir statü kazandırmaya devam ediyor. Kürt varlığı ve mücadelesi ise, dünya halklarına ilham kaynağı olmaya ve evrenselleşerek devam etmektedir.