Kamuoyunda tartışılan ve toplumsal önemi olan pek çok konuya müdahil olmak da en çok böylesi zamanlarda zor. Çünkü yalanı, dolanı, manipülasyonuna ek, henüz konuyu anlamaya çalışırken akşamdan sabaha yapılan değişiklerle başkalaşıyor her şey. Bu kez öncekini silip bir de bu açıdan diyerek devam edilen, bitmez tükenmez bir tartışmalar silsilesine sıkışıp kalıyorsunuz. Ortaokulda yapılan münazaraları hatırlarsanız, ortaya çıkan şey, bundan öte bir boyuta varamıyor çoğu kere. Pek çok önemli konuda yürütülen ve beyin jimnastiğini aşmayan tartışmalarda yitiyor zamanımızın ve enerjimizin önemli bir kısmı. Bu bitmek bilmez tartışmalar halkın konuya ilgisini dağıtıyor, bir anlamda halk nezdinde konuyu önemsizleştiriyor de ne yazık ki.
Yargıda yapılan diğer değişikliklerden ayrı tartışılması durumunda yanlış yorumlara fırsat veren ve hakimleri savcıları siyasi erke resmen teslim eden HSYK düzenlemesi mesela, Anayasa referandumunda yine en çok tartışılan konulardan biriydi. Üzerinden üç yıl geçmeden, uzun tartışmaların ve milletvekillerinin kanlı kavgalarının ardından çıktı yeni kanun. Cumhurbaşkanı onaylar mı onaylamaz mı tartışıladururken, kanunun bu hali ile anayasaya aykırı olduğu ve Anaysa Mahkemesi tarafından iptal edilebileceği anlaşılınca, daha bu aşamada yeni ek düzenlemelerle Anayasa Mahkemesinin reddedemeyeceği bir çehreye kavuşturulmaya çalışılıyor şimdi de.
Terörle Mücadele Kanunu’nda, Ceza Kanunu’nda, Özel Yetkili Mahkeme’lerde yapılan değişikliklerde de durum HSYK’dan farklı değil. Oralarda da değişiklik üzerine değişiklik yapılıyor. Hangi noktada sıkışsa iktidar, hemen yeni bir kanun çıkarılıveriyor. Kanunları, mahkemeleri insan haklarına, evrensel hukuka, demokrasi kurallarına uygun hale getirme derdi zaten yok. Her değişiklikte güce mahkum etme, mecbur etme, memur etme telaşı var esas olarak. Yeni düzenlemelere göre mesela, birinin malına tedbir koymak için Ağır Ceza Mahkemesi hakim heyetinin oy birliği aranacak, birini tutuklamak içinse tek hakimin kararı yetecek… Bu, mal candan, özgürlüklerden daha değerli diyen bir siyaset ve hukuk mantığından öte geçemediğimizin resmi ise, değişikliklerden umut edilebilecek ne olabilir?
Bu kaotik, bol komplo ve provokasyon iddialarının olduğu dönemlerde doğru, ilkeli, dik durmak dolduruşlara gelmemek, planladığınız yolda, gerçeklerden kopmadan yürümeye devam etmek, geleceğimizi kazanma yolunda işin en önemli yanlarından biri diye düşünüyorum. KCK davalarında tutsakların mahkemelere çıkmama eylemini, Selahattin Demirtaş’ın, ‘seçim sonuçları ne olursa olsun demokratik özerkliğimizi inşa edeceğiz’ açıklamasını bu anlamda ayrıca değerli buluyorum.
İnsanca, özgür, eşit bir yaşam için neye, hangi değerlere ihtiyacımız varsa bunlara sahip çıkmaktan asla vazgeçmemek, bu işin diğer yarısı. Bu yüzden ve AKP’den beklenti ne olursa olsun, ‘paralel devlet yaptı’ diye yolsuzluk soruşturmalarını, ‘paralel devletin polisi servis etti’ diye Kabataş’ta türbanlı kadına ve çocuğuna saldırı yapılmadığına ilişkin görüntüleri itibarsızlaştırmak ne kadar yanlışsa, AKP’nin ‘paralel devlet’ arkasına sığınarak sorumluluklarından kurtulma ve toplum üzerindeki baskıyı artırma çabasına destek vermek yahut paralel devletle ilişkisi olduğu iddia edilenlerin haklarının çiğnenmesine rıza göstermek de o derece yanlış olacaktır.
Gelecek, doğruda dik durmakla kazanılır
Yazmak en çok her şeyin yalanmış gibi yaşandığı zamanlarda zor. Ne söylenenin ne yapılanın kalıcılığı yoktur, bir an sonrası başkalaşabilir her şey ve bir yalanın neresinden tutulur bilemezsiniz çünkü. Aslında yalanın bir yerlerinden tutmak değil de yalan deryasına düşmüş gerçeği aramaktır yapmanız gereken. Saklanamaz olup gün gibi ortaya çıktığında gerçekler, her şey berraklaşacaktır elbet. Ama o vakit geç kalmışlıktır çoğu zaman ve geç kalmak, hayatı başkalarının gerçeklerine göre yaşamak zorunda kalmaktır aynı zamanda.