Kakaî Kürtleri Başûrê Kürdistan ve Irak’ta yaşayan en eski kültürlerden biri. İnançları dolayısıyla birçok kez katliamlara maruz kaldılar. En son DAİŞ saldırısı nedeniyle köyleri boşaltıldı. Hala ‘cem’lerini gizli yapıyorlar.
SEYİT EVRAN/ HALEPÇE
Hewraman’ın Tawêle köyünden dönerken arabayı kullanan Kosalan, “Sizi farklı bir yoldan götüreceğim’’ dedi.
Tawêle’den yola çıktık, Rojhilatê Kürdistan’ın Şoşme köyüne doğru ilerledik. Zaten burası da sınır kapısı. Tawêle’den sınır kapısına kadar yol asfalttı. Sınır kapısını geçtikten sonra yol birden toprak olmaya başladı. Yaklaşık yarım saat kadar toprak yoldan yukarıya doğru, asi dağların zirvesine ilerledik. Sonra en yüksek zirvenin altındaki boğazdan yol aşağı inmeye başladık. Dipsiz, uçsuz bucaksız bir vadiye iniyorduk. Yılan gibi kıvrılan virajlar alıyorduk. Ama vadinin dibine bir türlü ulaşamıyorduk. Yamacın yarısından itibaren dağın karnında bıçak yarası gibi açılarak içeri girmiş küçük vadilerde birer-ikişer yapılmış evler görünüyordu. Henüz yaz ortası olmasına rağmen sonbahar sinmiş gibiydi. Çünkü ne evlerin önünde ne çevresinde kimse yoktu. Evler hem bakımsız, bir o kadar da kimsesiz görünüyordu.
Yaklaşık bir saat buçuk saat kadar indikten sonra vadinin dibine ulaşmıştık. Karşımıza birkaç hanelik bir köy çıktı. Tek tük insanlar vardı. Arabadan çıkıp vadiden yukarıya doğru baktığımda sadece gökyüzü görünüyordu. Kosalan’a “Buranın adı ne” diye sordum. Kosalan “Hawar” dedi, “Bulunduğumuz vadiye de Geliyê Hawar. Burası Kakaî Kürtlerin yurdu, mekkesi gibi bir yer.”
Köyün içinden geçip Helepçe’ye doğru yol aldık. Köyden 10 km kadar uzaklaştıktan sonra toprak yol bitti, asfalta çıktık.
Geliyê Hawar büyük bir hüzün
Vadideki evler terkedilmiş gibiydi. Ama bir o kadar güzel, yeşil ve serin bir vadiydi, suyu boldu. Oradan ayrılırken Kakaîlerin yurdu olan bu vadiye bir kez daha geleceğim dedim. Zînê, Pelîn ve Evîn’le anlaştık. Cuma günü Kakaîlerin yurdu Geliyê Hawar’a gidecektik. İçimde bıraktığı hüznü anlatınca onlar da vadiyi görmek istediklerini söyledi.
Cuma günü gelip çatmıştı… Sabah erkenden Silêmanî’den yola çıktık. Geliyê Hawar’a gidince nelerle, kimlerle karşılaşacağımızı düşünüyordum.
Bazı kitaplardan ve anlatılanlardan Kakaîleri biliyordum ama ayrıntılı bilmiyordum. Bu kez gerçeği onlardan dinleyip öğrenecektim. İşte bu güzeldi.
Geliyê Hawar’da yaşayan Kakilere ne olmuştu? Hangi zulme uğramışlardı? Toprakları, evleri neden ıssızdı?
Gitmeden bir-iki gün önce Geliyê Hawar’a bir Kakaî ile gitmek için Kakaîler Dernek Başkanı ile görüştüm. Yolda bize rehberlik etmesi için birini ayarlamasını rica ettim ama sonuç alamadan yola çıktık.
Geliyê Hawar’a gitmek için Hewraman güzergahı yerine Helepçe yolunu seçtik. Önce Helepçe’ye vardık. Arkadaşlar yol için yemek hazırlamıştı. Bazı eksiklerimiz vardı, onları da Helepçe’den alacaktık. Helepçe’de sadece ekmek alabildik. Çünkü burası Cuma günleri bir Kakaî’nin deyişiyle ‘Mekke, Medine’ye dönmüştü’. Her yer kapalıydı, o yüzden ekmek dışında bir şey bulamadık.
Kakaîlerin kutsal mekanı
Tekrar yola çıktık. 45 dakika kadar tırmandıktan sonra bir boğaza geldik. Boğaz, Geliyê Hawar’ın giriş kapısıydı. Yıkık dökük bir kulübe vardı. Kulübenin önünde de önce peşmerge sandığımız, ardından üzerlerindeki üniformadan Irak Sınır Güvenlik Askerleri olduğunu anladığımız üç dört asker bulunuyordu. Selam verip geçtik. Kontrol noktasını geçtikten yaklaşık on kilometre sonra asfalt bitmiş, toprak yol başlamıştı. Hawarê Nû köyü görünmeye başlamıştı.
Artık Kakaîlerin Mekkesi olarak da kabul edilen kutsal topraklardaydık. Köyün içinden geçtiğimizde ortalıkta kimseye rastlamadık. Sadece yamaçlardaki evlerden tek tük insan sesleri geliyordu. Köyün sonuna kadar gittik; Tawêle köyü ile Hawarê Kon’a oradan da Sîrwan Suyu’na kadar uzanan her iki yolun kavşağında arabamızı park ettik.
Köyün içine doğru birilerini bulmak için yürümeye başladık. Arabamızı park edip inerken üç kişi Hawarê Kon yolundan bize doğru geldi. Birinin omzunda av tüfeği vardı. Bizi geçip gittikten sonra bir araba yanımıza yaklaştı. Arabada bir gün önce arayıp bizimle gelmesini istemeyi düşündüğümüz Kakaî Seyidi Serhed vardı. Arabayı durdurup selamlaştık. O gün o saatte orada bulabileceğimizi hiç mi hiç düşünmemiştik. Bir anda karşımıza çıktı. Kendisinin Helepçe’ye gitmesi gerektiğini, bizi tanıdığı birinin yanına bırakabileceğini, kendisini Helepçe’den dönene kadar bekleyebileceğimizi söyledi. Bizi köyün girişindeki bir eve götürdü. Yukarıdan dere yatağına doğru inerek eve vardık. Evdekilerin biraz önce yanımızdan geçenler olduğunu gördük. Seyid Serhed, Helepçe’de bir toplantısının olduğunu söyledi. Aslında toplantıya değil ‘cem’e gidiyordu. Bunu çekine çekine söylemesinden anladık. Kakaîler bugün bile ibadetlerini gizlice yapıyor. Cemlerini Halepçe’de yapacaklardı. Çünkü Kakaîlerin burada büyük bir nüfusu vardı. ‘’Bizde cem’e katılmak istiyoruz’’ dediğimde; ‘’Siz Kakaî değilsiniz, onun için olmaz’’ deyip ayrıldı.
Ey hawar hawar...
Kakaî Seyid, bizi Şerzad, Rêbaz ve Karwan adındaki kişilere emanet ederek yola çıktı. Şêrzat ve Rêbaz Kakaî, Karwan ise değil. Babası vakti zamanında köyde okul varken öğretmenlik yapmış. Şerzad’ın belleği taze, Kakaî inancına dair çok şey bilen, çok şey yaşamış biri. Köyden çıkarıldıktan sonra Bağdat’a gitmiş, bir süre orada kaldıktan sonra orduya yazılmış, komutanlık yapmış. 2003’den sonra Başûr’a dönmüş, şimdi peşmerge bakanlığında çalışıyor.
Gittiğimiz Şerzad’ın evi çok küçük, tek odalı. Anlatmaya başladı: ‘’Yaşım 60’ı buldu. Bu vadide bir toprak evde doğdum. Gençlik yıllarıma kadar bu köyde yaşadım. Hawar isminin ne zaman konulduğuna dair çok net bir bilgi yok. Çok farklı söylemler var ancak neden Hawar isminin konulduğunu hepimiz biliyoruz. Her tarihte dinimiz ve inancımızdan ötürü bize saldırılar oldu. Hala cem yaptığımızı söyleyemiyoruz. 2003’e kadar gizli bir şekilde yapıyorduk. Bir gün yine atalarımıza inancımız nedeniyle saldırılar olmuş. İçlerinden biri Hawar, Hawar, Hawar diye bağırmış. O gün bu gündür köyümüz ve vadinin adı Hawar olmuş.’’
Kubbenin sırrı
Geliyê Hawar’da üç köy var. Uçsuz bucaksız vadinin içinde sadece üç köy. Ancak vadinin sağından solundan yükselen dağların yamaçlarında, karnına bir hançer saplanmış gibi görünen küçük vadiciklere de üçerli, beşerli evler yapılmış. Geliyê Hawar’daki köylerin adı Hawara Kon (yani eski Hawar), Hawar’a Nû ve Dara Tûyê.
Şerzad’ın evinin tam karşısındaki tepecikte yeşil bir kubbe var. Ona burayı sorduğumda, ‘Ser Aw Du Dere’, yani ‘iki derenin birleştiği yer’ anlamına gelen bir ziyaret olduğunu söylüyor. Vaktiyle başka bir yerden gelen bir Kakaî’ye ait bir ziyaret ve adını da bulunduğu yerden almış. Sara, baş dönmesi gibi hastalıkları olanlar, buraya şifa aramak için geliyormuş.
Şerzad’ın anlatımlarına göre birçok insan burayı ziyaret ettikten sonra iyileşmiş.
Kardeşlik inancı
Kakaî Seyidi Serhed’ın gelişini beklerken Şerzad’a Kakaîlik hakkında merak ettiğim soruları peş peşe soruyorum. En çok merak ettiğim ise Alevilik, Yarsanlık ile Kakaîlik arasındaki farklar ve benzerlikler… Bir dönem Başurê Kürdistan Bölgesel Yönetiminde Kültür Bakanlığı yapan Felakettin Kakaî, Yarsanlıkla Kakaîliğin aynı olduğunu, Irak’ta aynı inançtan olanlara Kakaî, Rojhilatta yaşayanlara ise Yarsan denildiğini anlatmıştı.
Irak’ta yaklaşık 200 bin Kakaî yaşıyor, Doğu Kürdistan ve İran’da ise 7 milyon… Yine kesin sayısını bilememekle beraber Suriye, Afganistan, Tacikistan, Pakistan ve Türkiye’de yaşıyorlar. Bölgelere göre bazıları kendilerini başka isimlerle ifade ediyor; Xaksar, Sarlo, Çiltem, Kırklar, Yarsan, Ehli Hak…
Şerzad, Felakettin Kakaî’nin verdiği bu bilgileri aktardıktan sonra Kakaî inancının temel bazı özellikleri ile neden ‘kardeşlik dini’ denildiğine dair şu bilgileri veriyor: “Aleviler ve Yarsanlar cem yapar; bizde de aynısı var. Alevilik ve Yarsanlıktaki ‘dara
çekme’ uygulaması Kakaîlerde de var. Buna benzer daha bir çok ritüel… O yüzden Kakaîliğin Yarsanlık ve Alevilikle aynı olduğu söyleniyor ki bu bana göre de doğrudur.”
Kakaî, Yarsan, Alevi, Êzîdî, Feylî, Şebek’ler gibi doğal özelliklerini koruyan tüm toplumsal yapılarda yalan, hırsızlık, başkasının malına göz dikme, başkasına kem gözle bakma, iftira ve insan öldürme suçtur. Kakaî inancına göre ‘Dara’ çekme yöntemiyle bu suçların hepsi, suçun ağırlığına göre diğer inançlarda olduğu gibi cezalandırılıyor, ceza çekildikten sonra da affediliyor. Kakaîlerin affetmedikleri tek suç, insan öldürmektir.
Kakaî inancının kardeşlik dini olarak adlandırılmasının temel nedeni de bu olsa gerek. Yine Kakaî inancından çok eşlilik haram. Kakaî inancında da pirlik, seyitlik mertebeleri var. Pirlik en son mertebedir. Pirin olduğu yerde kimseye söz düşmez, pirin olmadığı yerde söz seyitlerde olur.
Kakaî inancının doğuşu
Tüm Kakaî alim, düşünür ve araştırmacıları tarafından Kakaî inancının ortaya çıkışının bir sır şeklinde olduğuna inanılır ve öyle anlatılır. Kakaî inancı; senkretik yapıda, heterodoks bir inançtır. Temizlik, dürüstlük, iyilik ve affedicilik temelleri üzerine şekillenmiş, Alevilik inancına çok yakın bir öğretidir.
Kakaîler içinde saygın bir yeri olan, Kakaî seyidi ve bilginlerinden Felakettin Kakaî bir röportajında, Kakaîliğin tanımlarına ilişkin şu bilgileri veriyor: “Kakaîliği tanımlayan üç isim vardır; Irak’taki isimleri Kakaî’’dir. İran’da resmi isimleri Ehl-i Hak’tır. Ama asıl isimleri Kakaî ya da Ehl-i Hak değil Yarsan’dır. ‘Yar’ arkadaş ya da yoldaş, ‘san’ toplanma yeri, iskan, halklar topluluğu… Buraya dikkatinizi çekmek isterim; çünkü çok önemlidir. Kakaîlik dini kardeşlik ve yardımlaşma, yarenlik temelleri üzerine yapılandırılmıştır. Toplumun dirlik, düzeni için herkes eşit olmalı, zengin fakir ayrımı olmamalı, kuvvetli ve zayıf arasındaki fark ortadan kaldırılmalıdır. Kakaî inancında yardımlaşma esastır. Birinin evi, herkesin evi, malı da herkesin malıdır. Bir Kakaî diğer bir Kakaî’nin malına göz dikmez, çalmaz. Helal değildir. Sözlü veya fiili olarak korkutmaz. Üzerinde baskı kurmaz. Kakaî, ‘kardeşlik’ anlamındadır. Yarsan’da içerik olarak benzer anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla Kakaîler birbirinin kardeşidir ve aralarında kardeşlik hukuku geçerlidir.”
Zerdüştlük, mitraizm ve Kakaîlik…
Birçok ortak noktaları var… Zerdeştlük ve Mitraizm, Kürdistan ve İran coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Kakaîlerin diğer bir bölümü de Brahmanizm ya da Hinduizmle ilişkilendiriliyor. Yani Hinduizm ve Budizme çok yakın. Ama yukarıda adı geçen inançların tümünün Kakaîlikten kök aldığı, Kakaîlerde kabul gören bir görüştür.
Felakettin Kakaî, Kakaî inancının doğuşu ve temellerini atanlara ilişkin şu bilgileri veriyor: “Hicri 120 senesinde Behlül isimli biri çıkageldi. Behlül-i Dana çok büyük bir veliydi. Dışarıdan divane gibi görünse de çok akıllıydı. Behlül cemaate seslenip, ayinleri modernize eder. İlk metin Kürtçedir (Gorani lehçesi ile) ve şu an var elimizde. Behlül-i Dana’dan sonra Şaxûşîn isminde başka biri gelir. ‘Şaxûşîn Nesep’ olarak bilinir ve Seyid Rıza’ya dayanıyor. Ondan sonra yeni bir bölüm daha çıkıyor. Kakaîlik dönemseldir. Dönem dönemdir yani. Her yeni dönem gelen, kendisi ile beraber yeniliklerle geliyor. Ve nitekim bu süreç böyle devam ederken en son Sultan Îshaq geliyor. Sultan Îshaq bu dini büyütüp tazeliyor. Şimdiki sistem Sultan Îshaq’ın getirdikleri üzerine temellenmiştir. Sultan Îshaq’ın adının önündeki sultanlık sıfatı, dünyevi sulta anlamındaki sultanlık değildir. Ruhani büyüklük anlamındaki sultandır. Sultan Îshaq şu andaki sistemi yaklaşık 700 sene önce oluşturdu ve biz onun oluşturduğu son sistem üzerinden hareket ederiz hala.”
Kakaîlerin çok sayıda kadim kitabı bulunur, ancak Kakaîliğin asıl kutsal kitabı ‘Serencam’dır. Sultan Îshaq tarafından yazılmıştır, 200 sayfadan oluşur. Hewramî lehçesinde yazılmış şiir ve metinlerden oluşur.
Kakaî’nin pirleri
Kakaî inancında ‘Kardeşlik’, pirin toplayacağı cem ile olur. Kardeş olacak olanlar cem törenini yöneten pirin karşısına oturup, pirin okuyacağı kardeşlik duasıyla kardeş olurlar. Bu ‘Birayî Yarî’ adı verilen yardımlaşma kardeşliğidir. Merasim ve dualardan sonra pir, kardeş olanlara bir mendil verir. İki tas su getirilir; getirilen iki tas su birbirine karıştırılır ve her ikisi de aynı tastan su içer. Bu merasim töreninden sonra kardeş olmak isteyenler kardeş olur.
Kakaîlikte, ‘Xwedavendar’ adıyla da bilinen Yezdan da var. Ancak en büyük mertebe, Sultan Îshaq’tır.
Sultan Îshaq’ın bundan 700 yıl önce yaşadığına inanılır. Kakaî inancında çok sayıda pir bulunur. Pir Bunyamîn, Pir Davud, Pir Musa bunlardan birkaçıdır. Êzîdîlikteki Melekê Tawus, Hıristiyanlardaki İsa Mesih, Zerdeştlikteki Zerdeşt konumuna, Kakaîlik’te Pir Bünyamin karşılık gelir. Alevilikte Pir Bünyamin’in karşılığı Xidir’dır. Dara düştüklerinde ‘Ya Xidir’ diye çağırırlar. Xidir müşterek bir isim. Kakaîlik’te, ‘Ya Xidir zînduwa!’ (‘Ey canlı olan Hıdır)’ diye çağrılır. Ancak Kakaî inancında Xidir’a karşılık Pir Davud gelir.
Kuran’daki Mikail, Azrail, İsrafil, Cebrail meleklerine karşılık Kakaî inancında ‘yedi melek’ var. Pir Bunyamîn Cebrail’e, Pir Musa İsrafil’e, Pir Davud ’Mikail’e, Pir Mustafa ‘Azrail’e karşılık gelir. Bir de Razbar var; o da kadın melektir. Şah İbrahim, Baba Yadîgar melekleri var.
Güney Kürdistan’da yaşayan Kakaîler içinde seyitler çok. Ancak tek bir pirleri kalmış, ki o da Xaneqîn’de yaşıyor. Yaşanan kriz, kaos, tartışmalı bölgeler meselesinden ötürü pirlerini görme, pirlerinin organize ettiği cemlere katılma koşulları neredeyse ortadan kalkmış durumda.
Yarın:
* Sultan İshak Türbesi, Kakaîlere saldırılar