Türkiye’de AKP Hükümeti ve Başbakan evlerin içine de sirayet edecek artık.
Başbakan Kızılcahamam’da: “Yurtlar yetersiz kalınca öğrenciler kızlı-erkekli aynı evde kalıyor. Bu bizim muhafazakar demokrat yapımıza ters. Denizli’de gördük. Valiye talimat verdik, gereği yapılacak.”
Hükümet yetkilileri önce başbakanın sözlerini yalanlama yolunu seçtiler.
12 saat geçmeden bu sefer grup toplantısında konuştu: “Buralarda (evleri kast ediyor) nelerin olduğu belli değil. Karmakarışık her şey olabiliyor. Anneler-babalar feryat ediyor devlet nerede diye. Devletin nerede olduğunu göstermek durumundayız.”
Başbakan evlerin içine, mahremiyetimize izinsiz, polisin valinin zoru ile girecek. Girmek istiyor. Başbakan konuşmasını ‘kim ne derse dersin ben girerim’ tonlamasında yapıyor.
Bunu muhafazakarlık adına yapıyor.
Hangi muhafazakarlık anlayışında izinsiz evin içine girmek var, hangi muhafazakarlık anlayışında başkasının evinin kapısında bekçilik yapmak var!
Bu korkunç bir şey…
Başbakanın ki muhafazakarlık değil, düpedüz gericilik.
Hem sana ne kimin kendi mahremiyetinde ne yaşadığı, ne yaptığı.
Başbakan ve yargısı önce düşünce bekçiliği yapıyorlardı. Bu düşünce bekçiliğine hepimiz alışık olduğumuz için pek şaşırmadık buna. Hatta kendisi de mustaripti bundan. Şimdi bu bekçiliğe başbakan ahlak bekçiliğini ekledi. Valiyi, emniyeti evlerin bacalarına kulak kabartmalarını, kapılarını gözlemelerini emretmiş.  Gençlerin birbirlerine tutkuyla, aşkla, merakla dokunmaları sağlık göstergesidir.
“Yani cinsel güdüler bastırıldığında öfkesi, çatışması bol, kadın hakları noksan, kadın bedeni ihlal edilebilen, her bakımdan sağlıksız hırt bir toplum ortaya çıkar. Gençler için en büyük tehlike seks yapma ihtimali değil, otoriter bir devletin nefesiyle boğulmaktır.”
Başbakan sözlerini eleştiren yazarlara çatıyor ve diyor ki: “Ne yazarlarsa yazsınlar. Dünyada eğitim-öğretim psikolojisinin içinde bile açıklaması yapılamaz.” Başbakanın bu açıklamasını okuyup dünyada neyin olduğunu bilmeyen Avrupa’da, Amerika’da okulların, yurtların ve sınıfların haremlik-selamlık olduğunu sanacak. Kız-erkeklerin ayrı evlerde olduğunu sanacak.
“Buralarda güvenlik güçlerimize gelen istihbari bilgiler var.” Nerelerden bahsediyor biliyor musunuz evlerden. Evleri illegal terminolojisine yerleştirmiş oluyor böylece. Ne de olsa içinde istihbarat var. Diyor ki; “Valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyorlar.” Kadın-erkekli illegal yapıya devletin müdahale ediyor olduğu bilgisini veriyor. Konuşmasının ileriki satırlarında köşe yazarlarına kızmasının nedeni anlaşılıyor; “Bundan niye rahatsız oluyor? Bazı köşe yazarları inadına bu tür şeyleri yazıp çizecekler diye biz bu ihbarları bir kenara atamayız.” Başbakan önemli bir bilgi paylaşmış oluyor böylece; meğer yazarlar bu illegal yapılanmayı aklama çabasındalar. Başbakan’ın istihbaratı kimin verdiğini gizlediğini sanırken “Bunlar aynı apartmanın içinde daire komşuları ihbarı yapıyor” diyerek devletin istihbaratını ele veriyor. Savcılar harekete geçer mi bilinmez ama aynı evi paylaşan kadın ve erkeklerin önlem alacağı aşikar! 
“Buralarda nelerin olduğu belli değil. Karmakarışık her şey olabiliyor. Anneler-babalar feryat ediyor” dedikten sonra “Ustanın Hikayesi” belgeseli yönetmeninin kaçırdığı önemli bir bilgi veriyor; “Damdan düşen bir insanım. Nerede nasıl seslerin yükseldiğini bilen insanım.” Meğer bir zamanlar başbakan dam dam geziniyor ve gezindiği her damın bacasına kulak kabartıyormuş. Nedendir bilinmez ama seslere kulak kabartırken bu esnada düşüyor.  
Başbakan olduğunda İstanbul-Dolmahabçe’den kadınların kıyafetlerine bakan kişi başbakanlık öncesinde baca baca dolaşarak sevişenlerin seslerine kulak kabartıyormuş.
Haydar Dümen Başbakan kadar kafa yoruyor mu ki bu mevzuya bilinmez ama kendisinin hem gözleri hem kulakları etek altı, don-sütyen geziyor.
Başbakan’ın görevi elini özel alana uzatanı engellemek, bacalara kulak kabartanları uzaklaştırmaktır; elini evin içine atmak bacalara kulak kabarmak değil!
Şimdi Başbakan’a şöyle demek lazım: Çek elini evimin içinden, çek kulaklarını bacamdan!