Kürtlerin yaşadığı bölge hayli karışık. Her tarafta direniş sesleri yükseliyor. Her tarafta halklar ayakta. Her tarafta tarihe not düşmek için büyük çabalar harcanıyor.
Bölgemiz karışık olmaya karışık ancak bölgemizde bu karışıklığın en ortasında ise Kürdistan var. Kürt halkı var. Güneyde bu böyledir. Kuzeyde bu böyledir. Ve bu Batı’da daha fazla böyledir. Batı dediğimiz Suriye’dir. Güney dediğimiz Güney Kürdistan’dır. Kuzey dediğimiz ise Orta Kuzey Batı Kürdistan’dır.
Araplar geçen yıldan bu yana birçok ülkede ayağa kalktılar. Kimisi despotlarını devirdi. Ve kimi yerlerde ise hem halkın direnişi var hem de emperyalistlerin müdahalesi söz konusu.
Halklar direndiler. Halklar bir manada yapacakları yaptılar. Ancak diğer cephe de boş durmuyor. Halkların bu direnişinin ürünlerini laf kalabalığıyla kendi potasına atma çabasından da geri durmuyorlar. Bunun için kıyasıya bir kavga sürüp gidiyor. Ve öyle görülüyor ki bu kavga devam da edecektir.
Halklar direniyor. Ancak halkların içerisinde en çok direnenlerin başında Kürtler geliyor. Kürtler 80 yıl önce çizilmiş statüyü ret ediyor. O zaman halkların aleyhine özelde de Kürt halkının aleyhine çizilmiş bu sınırları Kürt halkı ret ediyor. Daha adil bir çizim istiyor. Daha adil bir paylaşım istiyor. Kürtlere ait olması gerekenlerin yeniden Kürtlere verilmesini istiyor.
Evet, Kürtler haklarını -ki bunlar doğal haklarıdır -bunları istiyor. Ancak öncelikli olarak emperyalistler buna yaklaşmıyorlar. Bölgenin statükocu güçleri ise hiç yaklaşmıyor. Statükocu güçlerin bu adil paylaşıma yaklaşmamalarının bir nedeni ise emperyalist para babalarıdır. Çünkü onların desteğini aldıklarını iyi biliyorlar. Silahları onlardan. Paraları onlardan. Diplomasileri onlardan. Akılları da onlardan.
Kürtlerin ise haklı olmalarının dışında hiç bir şeyleri yoktur. Hiç bir şeylerinin olmamasının sebebi ve de buna yol açanlar dediğimiz gibi emperyalistler ve onların yerel temsilcileri olan statükocu bölgesel devletlerdir. Ve bu devletlerin en azılısı, en faşisti, en vicdansızı ise TC devletidir. Eskilerde Beyaz Türkçü Kemalist devletti. Şimdilerde moda ismiyle Yeşil Türkçü Faşist devlettir.
Ortadoğu’da her halk için kartlar yeniden karılırken TC devleti Yeşil Türkçü Faşist TC devleti Kürtlere eskiden beri uyguladığı siyaseti uygulamaya çalışıyor. Bu siyasetle Kürtleri boyunduruk altında tutmaya çalışıyor. Bu siyasetin adı da bastırmadır. Şiddettir. Sindirmedir. Yok sayarak psikolojik olarak bitirme politikasıdır.
Bir Türk yazarının geçtiğimz günlerde söylediği gibi: “Bugün en çıplak örneği köpek eğitme çiftliklerinde uygulanıyor: Sahip, eğitme yeteneği olan görevlilere köpeği teslim eder, köpek çıplak şiddet tehdidiyle acı-haz labirentine sokulur: İtaat ediyorsa yemek, oyun, rahatlık var, etmiyorsa sopa. Labirentten çıkışta, artık efendiye uygun bir köpek vardır, sadece kendi efendisine değil, olası tüm efendilerine. Sopanın hayvan-bedende yarattığı boynu bükük sükûnetin adını da “barış içinde bir arada yaşama” diye koydu”lar diyor.
Evet, faşist devlet bu siyaseti tarihte hep uyguladı. Buna karşı Kürtler daha doğrusu Kürt gençlerinin öncülüğünde Kürtler direndiler. Ve bu siyaseti önemli oranda deldiler. Kürtler benlik kazandılar. Kendileri oldular. Başkasının adamı olmaktan kendilerini önemli oranda kurtardılar.
Özcesi Kürtler özgürlük yoluna girdiler. Bunun için Kürtler kendilerine güvenerek kardeşlik, birliktelik ve birlikte yaşam dediler. Ancak öyle görülüyor ki birileri ısrarla yukarıda bir Türk aydının “Sopanın hayvan-bedende yarattığı boynu bükük sükûnetin adını da “barış içinde bir arada yaşama” diye koydu” diyerek Kürtleri sopayla kendilerine yeniden monte etmeyi düşünüyorlar.
Bre zavallılar Kürtler bunca direnişi, bunca bedeli, bunca şehidi, bunca acıyı yeniden size monte olmak için mi verdi? Hele hele Ortadoğu’da halklar yeniden tarih sahnesine büyük direnişlerle çıkmışlarken, Kürtler bunu kabul edeceklerini mi sanıyorsunuz?
Evet, Ortadoğu’da hemen başucumuzda kıyametler koparken, yine hemen yanı başımızda birileri çaktırmadan Kürtlerin elde ettikleri tüm değerlerini ellerinde almak için yeniden bir işgale girişiyorlar. 14 Temmuz Amed’de yaşananlar bu bağlamda yeniden işgal için önemli bir ipucudur.
Madem tarihi bir an’da geçiyoruz, madem Kürtler bu kez Ortadoğu’da kağıtlar karılırken daha sağlam bir yerde durmak istiyorlar ve mademki tarihi bu anda Yeşil Türkçü Faşistler 14 Temmuz’da herkesin gözlerinin içine baka baka, “size bu tarihi an’ı yaşattırmayız” diyorlar, o zaman biz Kürt gençlerine düşecek olan elbette bu zalimlerin meydan okumalarına karşı, direnişe geçmek olmalıdır. Bu meydan okumayı kendimiz için bir çağrı, bir davet olarak algılayarak yaşamın tüm cephelerinde bu faşizme karşı durmalıyız.
Evet, tarihin bu önemli anında tüm Kürt gençlerine düşen görev; kavganın en sert yürütüldüğü ve bundan böyle de daha da sert yürütüleceği meydanlara, dağlara akmadır.