Türkiye Kürtleri soykırıma uğratmak ve bitirmek için esas olarak toplumkırım politikası izliyor. Kuşkusuz kültürel soykırım politikası son hızla ve yoğun olarak sürdürülüyor. Ancak bunun sürdürülmesinin zemini olarak da toplumkırım çalışmalarını da çok boyutlu yürütüyor. Bugün Kürdistan’da devlet kurumları, işbirlikçi cemaat ve devlet güdümlü sivil toplum örgütleri esas olarak da toplumkırımı gerçekleştirmek için görevlidirler. Tabii bunu da asker ve polisin sağladığı baskı ortamında ve siyasi destekle yapıyorlar.

Toplumkırım için başta kızlar olmak üzere gençlere el atıyorlar. Özellikle yatılı bölge okullarını (YİBO) bunun için kullanıyorlar. YİBO’lar artık Kürt kızlarını ve genç erkeklerini düşürme ve bu temelde Kürt toplumunda kırım ve çürüme yaratma yerleri biçiminde çalışıyor. Öyle bir politika izliyorlar ki, Kürt gençleri apolitikleşsin ve kendi halkına sahip çıkamasın. Bu yönlü toplumkırıma uğramış bir ülkeyi ve toplumu egemenlik altına almak da o kadar kolaydır.  Bir taraftan devlet, bir taraftan cemaat Kürt çocuklarını, gençlerini okul, eğitim, meslek sahibi yapma adına bu toplumkırım tuzağı içine çekiyorlar ve yok ediyorlar. Kürt kızlarını ve gençlerini öyle düşürüyorlar ki, topluma karşı hainler haline getiriliyor.
Siirt’te son yıllarda bu yönlü yoğun bir politika izlenmiştir. Siirt Emniyeti, Polis Okulu ve buralarda özel görevlendirilen bir ekip Kürt gençlerini eğitmek, meslek sahibi yapmak teklifiyle tuzağa düşürüyor. İlk önce sanki masum bir eğitim ya da meslek sahibi yapma temelinde yaklaşılıyor; bu tuzağın içine çekilince de kendi toplumunun haini haline getirmek için özel politikalar yürütülüyor.
Öyle ki, Siirt’te bu yönlü eğitilmiş kızları, “Siirt’in incileri”, hatta ”sokağın incileri” biçiminde lanse ederek bu düşürülmeyi model yapma çabaları yoğunca sürdürülmüştür. Birçok yurtsever ailenin kızı da böylece düşürülmüştür. Bu kızlar üzerinden tüm gençlerin apolitikleştirilmesi ve kendi toplumunun haini yapılması hedeflenmiştir.
Bu yönlü toplumkırım çalışması yapmaya zemin olarak da tüketim toplumunu ve okul okuyup bir meslek sahibi olmanın önemli toplumsal değer haline getirilmesini kullanıyorlar. İnsanlar tüketim nesnelerine sahip olmak için kırk takla attıkları gibi, bir meslek sahibi olmak ya da bir okulu bitirip memur olmak için her şeylerini satabilecek duruma getirilmiştir. Zaten Türk devletinin kültürel soykırım politikalarındaki en önemli başarılardan biri, sömürgeci sistem içinde yer almak için Kürt gençlerini okumada yarıştırmasıdır. Bunu yükselen bir değer olarak topluma şırınga etmesidir. Kuşkusuz eğitim önemlidir, gereklidir. Ancak kültürel soykırım sisteminin bir dişlisi haline gelmek için değil. Bir devlet memuru ya da işçisi olmak için sömürgeci okullarda her türlü değerlerini bırakarak okumak, hatta kendi toplumunun haini, kurdu (kurmê darê) olmak bir itibar değildir, bir şey kazanmak değildir. Aslında bu zihniyet kültürel soykırıma uğramayı ifade ediyor. Asimilasyonun kültürel soykırım düzeyine çıkmasıdır. Hatta anadili konuşamamaktan daha büyük bir kültürel soykırımdır.
Şimdi Siirt’te uygulanan ve başarılı olduğunu düşündükleri bu toplumkırım modeli Amed’de uygulanacakmış. Yani Kürt gençleri okuma ve meslek edinme adı altında düşürülecek ve kendi toplumuna karşı kullanılacakmış. Kürdistan’ın paytaxtı olan, 14 Temmuz direnişçilerinin ve Vedat Aydın’ın şehri Amed’in kırılamayan direnci böylece kırılacakmış. Anlaşılıyor ki Siirt Emniyet Müdürü Siirt’te Kürt gençlerini düşürme konusunda edindiği tecrübeyi bu defa Amed’de uygulayacak. Kürt kızlarını düşürüp, kültürel soykırım sisteminin içine alıp toplumu düşürmenin nesneleri haline getirme çabası bu defa da Amed’de yürütülecektir.
Devletin ve cemaatin bu konudaki çalışmalarını deşifre etme, teşhir etme ve karşı koyma zayıftır. Bu tür devlet ve cemaat çalışmaları neredeyse normal karşılanır hale gelmiştir. En kötüsü de yurtseverler de bu çalışmaları normal görüp seyretmektedirler.
Toplumkırıma uğratılmış toplum, direnci kırılmış toplumdur. Şu anda Türk devleti en az kirli savaşı kadar buna ağırlık veriyor. Asker ve polise yaptığı yatırımlar kadar bunlara yatırım yapıyor. Türkiye’de örtülü ödeneğin önemli miktarı buralara gidiyor. Yine valilere ve kaymakamlara tahsis edilmiş ödenekler toplumkırım çalışmaları için kullanılıyor.
Bu bir özel savaş harekatı olduğu için bu konuda emniyet ve ona bağlı kurumlar özel görevlendiriliyor. Siirt’te Polis Okulunun Kürt kızlarını düşürme merkezlerinden biri olması bu nedenledir. Herkes neden sormuyor, bu polis merkezlerine, yakınlarına Kürt kızları ve gençleri niye gidiyor? Kürt genç kızlarının bu polis merkezlerine yakın yerlerde ne işi var? Siirt’te, Amed’de, Van’da her yerde bunlar sorgulanmalıdır.
Bir meslek sahibi olmak, bir yerde burslu ya da bedava “okuma imkanı” bulmak bir halkın varlığından, özgürlüğünden daha mı önemlidir? Türk devletinin bütün kurumları Kürdistan’da özel savaş kurumlarıdır. Kürtleri toplumkırıma uğratıp dirençsiz kılma ve savunmasız bırakma kurumlarıdır. Bu nedenle Türk devletinin her kurumuna kuşkuyla bakılmalıdır. Buradan gelecek her türlü teklife hayır denilmelidir. Öküzü boyunduruğa almak için uzatılan ota uzanır gibi devletin kurumlarının imkan diye sunduklarına gençlerimizin, çocuklarımızın kafaları uzatılmamalıdır. Küçük bir imkan verirler, ama öküz gibi toplumkırım boyunduruğuna koşarlar.
Kapitalist toplum, tüketim toplumu insanları tüketim peşinde koşturmaktadır. Bir tüketim malzemesini elde etmek tüm ulusal, sosyal değerlerden önemli hale getirilmiştir. İşte toplumun bitirilmesi budur. Türk özel savaşı da şimdi tüketim toplumunun yarattığı bu düşünce ve duygu atmosferini Kürtlerin bir kısmını kendine bağlı hale getirmek için kullanıyor. Bir memur olmak için yarattığı yarışma ve kırk takla atma ortamını Kürt gençlerini kendi toplumunun haini haline getirmek için kullanıyor. Kürdistan’ı bilinçli bir biçimde yoksul bırakmanın önemli bir nedeni de budur. İlk önce yoksul bırak, sonra devletin kimi kurumlarının sunacağı küçük bir imkana mahkum et! İnsanları böylece kendine bağla! Bugün hem Kürdistan’ı yoksul bırakılmasını hem de bu yoksulluğu bazılarını kendine bağlamak için değerlendiriyor. Kürtler üzerindeki toplumkırımın bir kısmı da bu yöntemle yapılıyor.
Sömürgeciliğe ve kültürel soykırıma karşı mücadelenin bir parçası da bu toplumkırıma karşı mücadele olmalıdır. bu mücadelede siyasi mücadele ve gerilla direnişi kadar önemlidir. Hatta bazı yönleriyle daha da önemlidir.
Kürdistan’daki siyasi örgütlenmelerin, toplumsal örgütlenmelerin, sivil toplum kuruluşlarının, insan hakları kurumlarının bu konuyla yetersiz ilgilenmesi de anlaşılır gibi değildir. Bu yönlü büyük toplumsal sorunlar vardır. Türk devletinin bu doğrultuda yürüttüğü özel savaşına karşı tutum almaz ve mücadele vermezsek diğer mücadeleler de anlamsız kalır.
Daha bir iki gün önce YİBO’larda okuyan, sonra düşürülen ve ajanlaştırılan bir genç kızın durumu basına yansıdı. Yine bazılarının ajanlaştırılıp gerillaya gönderildiği biliniyor. Bir toplum gençlerine ve çocuklarına sahip çıkamazsa nasıl özgürlük ve demokrasi mücadelesi verebilir? Ya da özgürlük ve demokrasi mücadelesinin başarıya ulaşacağını düşünebilir? Dolayısıyla bu yönlü toplumkırım ve özel savaş politikalarına karşı da bir seferberlik düzeyinde mücadele yürütmek gerekmektedir. Yoksa bu duruma düşürülenlerin tüm sorumluluğu ve günahı da bunu önlemeyen kurum ve çevrelerin üzerinde kalır.