Kürdistan dört bir yandan ateş çemberi içine alınmışken “ulusal birlik” ve  “gerçek yurtseverlik” daha çok tartışılır oldu. Söz boyutunda ciddi sorun bulunmuyor. Herkes doğruyu ve olması gerekeni söylüyor. Ama niyet iyi olmayınca söz ve pratik arasındaki makas açılıyor.

Ulusal birlik ve yurtseverlik, masabaşı tartışmaları ile oluşabilecek değerler değil. Çünkü “yurt”, tüm bireylerin, her zerresi üzerinde hak ve yükümlülükleri bulunan coğrafyadır. Bir topluluk bu bilince ulaştığında ortak ruh da oluşuyor ve topluluk “ulus” niteliğine kavuşuyor.
Fakat ulusal ruh, ulusal birlik ve yurtseverlik kendiliğinden ve bedelsiz inşa edilen değerler değil. Sözle, internet sitelerindeki yazılarla, basına verilen demeçlerle, salonlarda alkışlarla taktir edilen konuşmalarla oluşmuyor.
Kandil Dağı’ndaki şehitliğe gidenler, mezar taşları üzerinde doğum yerlerini okuduklarında hiç abartısız şu isimleri göreceklerdir: Urmiye, Kirmanşah, Mahabad, Bişkek(Kırgızistan), Beyrut, Muş, Amed, Lice,  Van, Çolemêrg, Gever, Agiri, Bazid, Bitlis, Erzincan, Dêrsim, Çewlik, Süleymaniye, Hewler, Şaklava, Kerkük, Kobanê, Qamışlo, Dêrik, Êfrin, Cizire…
Aynı tabloyu Çatak’taki Ronahi Şehitliği’nde, Xerzan Şehitliği’nde, Lice Şehitliği’nde de görebiliriz. Doğdukları yerlerden uzakta, başka bir yurt parçasında kendisini feda etmiş genç kadınlar, erkekler topluluğudur şehitlikler. Köleleştirilmiş sömürge bir halkın ulusal birliği böyle oluşuyor işte. Gerisi laf-ü güzaf, kırık plak cızırtısı, masabaşı geveziliği, klavye boşboğazlığı.
Bu yılın Haziran'ında, Kandil Dağı’nda Genco isimli bir Kürt savaşçı ile tanışmıştık. Gerçek ismi Emir Fakir Enver olan, 1984 Qeladize doğumlu bir devrimciyle… Kafasının üzerindeki derin dikiş izleri ile, yüzünden gülücükleri eksik olmayan bir savaşçı. Onun hayatın anlatan haber-röportaj 30 Haziran tarihli Özgür Politika’da “Rojava Mevzilerinde Şaklavalı  Bir Savaşçı” başlığı ile yayınlanmıştı.
Genco Şaklava’daki ilk gençlik döneminin başında yeni bir hayat için, çocukluk arkadaşı Ferhat’la birlikte İngiltere’ye gitmiş, orada yaşamayı sevmemiş. Oturum hakkını elde etmesine rağmen Kürdistan’a kesin dönüş yapmış. Sonra PKK mücadelesine ilgi duymuş. Ferhat isimli arkadaşı ile katılım kararı almışlar. Aynı dönemde Serekaniye’de savaş başlayınca oraya giderek cepheye katılmışlar. İki yıllık süre içinde ve değişik cephelerde üç kez yaralanmış Genco. Sonuncusu kafatasının yarısına mal olmuş. Biz görüştüğümüzde kafatasına yapay bir parça dikilmişti. “İyileştim ve bir an önce yeniden Rojava’ya gideceğim, ama arkadaşlar bırakmıyor” diyordu gülerek.
Üç gün önce YPG sitesinde, Şengal cephesindeki savaşta yaşamını yitiren 6 gerillanın içinde, gülen fotoğrafı ile Genco da vardı.
Demek ki ısrar etmiş ve yeniden Rojava’ya gitmiş Genco. Çocukluk arkadaşı Ferhat cephede savaşırken seyretmenin uygun olmayacağını düşünmüş olmalı. Ona telefonda verdiği , “iyileşir iyileşmez yanınızdayım” sözünü yerine getirmek için.“Rojava halkını yalnız bırakmamak için. Rojava Devrimi’ne sahip çıkmak için. Kürdistan’ı saldırılardan korumak için. Ulusal birlik için…
Gencogilleri bu kadar cesur kılan şey nedir? Elbette sistemin insanların yüreğine yerleştirdiği basit ve beş metelik değeri olmayan korkuları çoktan yenmiş olmaları. Para kazanamama korkusu, ev korkusu, aile korkusu, mülk edinememe korkusu, iş bulamama veya işini kaybetme korkusu, herkesin yaşadığı hayatı yaşayamama korkusu… Bunlar Şaklava’lı Genco’nun gülüp geçtiği, tatlı hayat kurbanlarının gündelik korkularıdır ve Genco’yu hiç ilgilendirmemektedir.
30 Haziran’da Özgür Politaka’da yayınlanan yazının son paragrafı  şöyleydi:
Genco şimdi vücudundaki kurşun yaraları ve kafasındaki dikiş izlerine aldırmaksızın sabırsızlıkla bir kez daha Rojava’ya geçmek; Rojava’yı ve Rojava Devrimi’ni savunmak için gün sayıyor. Gülümseyerek anlatıyor: “Ferhat’la konuştum, ‘neden geciktin, hemen gel’ diyor” ve ekliyor: “iyileşir iyileşmez döneceğim sözünü vermiştim, sözümü yerine getirmek zorundayım.”
Şu Genco sınıfındaki  insanoğlu-insankızı  ne kadar cesur, ne kadar güzel ne kadar tuhaf bir yaratık…
Genco herkes gibi sıradan ve basit yaşamayı kabul etmeyenlerin soyundandı. Mülkü yoktu, nesnelerin tutsağı değildi, sırtında taşıdığı lüzumsuz hiçbir ağırlık yoktu. Cesur, kararlı, fedakar, yüksüz ve tertemizdi. Geride dolu dolu yaşanmış, halkına ve özgürlüğe adanmış onurlu bir hayat bırakıyor Genco. Ulusal birlik ve gerçek yurtseverlik nasıl olur sorusunu da mükemmel şekilde yanıtlayarak…