Tayyip Erdoğan başkanlık hayali ile birlikte iktidarı da kaybettiği 7 Haziran seçimlerinin ertesinde, tekrar seçime odaklandı. Fakat beş ay gibi kısa bir sürede, seçmenin tercihlerinde önemli bir değişiklik olmayacaktı.

13 yıllık iktidar süresince demokratikleşme ve Kürt sorununun çözülemeyişi; Erdoğan ve oğlu ile birlikte dört bakanın da dahil olduğu hırsızlık olayı, AKP’yi çaresiz ve zayıf bir duruma düşürmüştü.

Erdoğan’a bu kepazeliklerin üstünü örtecek "yeni ve güçlü bir argüman" gerekiyordu: Çatışma ve Savaş.

Türkiye halkının büyük çoğunluğu Erdoğan’ın bu kötü niyetini gördü ve "400 vekillik için çıkarılmış savaş" olarak tanımladı. Asker ve polis cenazelerinde bu oyunun farkındalığı; "madem savaş istiyorsun o halde Bilal’i gönder" sesleri yükselmeye başladı. Fakat Erdoğan’ın iktidarını korumak için savaş dışında ikinci bir seçeneği kalmamıştı.

Bunun sonucu olarak, BDP ve HDP’ye yönelik siyasi soykırım operasyonları, basın-yayın üzerinde yasaklar, gerillalara yönelik operasyonlar ile plan pratiğe geçirildi.

Bolu ve Kayseri komando taburları, tanklar ve zırhlı birlikler Kürdistan’a sevkedildi. Seçimlerde HDP’nin büyük üstünlük elde ettiği tüm il ve ilçeler ablukaya alınarak Türk ordusunun tankları ve topları ile dövüldü. 35 günlük bebekler, 8-9 yaşındaki çocuklar, 70 yaşındaki yaşlılar katledildi. 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Kürtlerin mezarlıkları uçaklarla bombalandı. Mezar taşlarını da ellerindeki balyozlarla "Mehmetçik" parçaladı.

Türk ordusu artık kendisini gizleme gereği dahi duymadan, kanun ve hukuk dışılığı ilk kez bu kadar açık ve pervasızca sergilemekte; uluslararası bir yargılama için, kayıt altına alınmış sayısız kanıt sunmaktadır.

Erdoğan’ın yasaları ve hukuku tanımadan kendi keyfine göre inşa ettiği diktatörlüğün akibetini şimdiden gören eski arkadaşları bile, birer birer onu terk etmeye başlamışken, devreye cankurtaran simidi Hulusi Akar giriyor. 

Hulusi Akar kumandasındaki Türk ordusu zalimlik ve vahşilikte sınır tanımadan, tümden JİTEM’leştirilmiş; Kürt halkına yönelik topyekün savaş, Çiller-Güreş dönemini çoktan aşmıştır. 

Öyle anlaşılıyor ki herhangi bir savaşa katılmadan ve ordu komutanlığı yapmadan Genelkurmay Başkanlığına terfi eden ilk kişi olan Hulusi Akar, bu "açığını" kapatmak istemektedir.
Kara kuvvetleri komutanlığı döneminde Hulusi Akar için "cemaatçi" iddiaları yayılınca, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ gizli bir araştırma yaptırmıştı. Her şeyden kuşkulanan ve yakın çevresine bile güvenmeyen Erdoğan’ın bu bilgiyi "atlaması" mümkün değil. Hulusi Akar sicilindeki bu "kırığı", diktatöre bağlılığını en iyi şekilde kanıtlayarak gidermek istiyor.

Kara kuvvetleri komutanlığı döneminde oğlunu ASELSAN’a yerleştirmesi, Ergenekon davasının 1 numaralı sanığı Muzaffer Tekin’i cezaevinde ziyaret etmesi de Hulusi Akar’ın kişiliği hakkında ipuçları veriyor. Güç nerede ve kimdeyse oraya yakın durmayı marifet bilenler sınıfındandır. Kah cemaatçi kah Ergenekoncu, bugün de Tayyipçi olmakta beis görmeyen paralı bir askerdir o.

Uçaklarını, tanklarını Kürdistan’a süren, askerlerinin eline balyozlar tutuşturarak mezarlık yıktıran Hulusi Akar, Tayyip Erdoğan’ın savaş ve çatışma ile iktidarı koruma politikasına eksiksiz bir itaatla suç ortaklığı etmektedir.

Önceki gün Tayyip Erdoğan ve Hulusi Akar ayrı ayrı açıklamalar yaptılar. İkisi de mevcut savaş politikasının sonuna kadar sürdürüleceğini belirttiler.

Bu açıklamayı yaptıkları saatlerde Dağlıca’dan çatışmada haberi geldi. Erdoğan ve Hulusi Akar’ın oğullarına yaşıt 4 asker yaşamını yitirmişti.

Aynı gün yayınlanan haberlerde, ölen askerlerden hiçbirinin ailesinde, Hulusi Akar’ın bindiği son model BMW marka araba olmadığını, hiçbirinin gemi filosu bulunmadığını da öğrenmiş olduk.

Tayyip Erdoğan ve Hulusi Akar’ın "sonuna kadar savaş"ında yoksul halk çocukları ölürken, Bilal Erdoğan kaçtığı İtalya’da  keyif çatıyor; Hulusi Akar’ın oğlu yurtdışındaki bir bankada çalışan sıfatı ile gününü gün ediyordu.

"Sonuna kadar sürecek" denilen savaş Türkiye halkının değil; Tayyip Erdoğan-Hulusi Akar kliğinin yürüttüğü gayri nizami ve kirli bir savaştır. Mevcut pratiği ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın komutasındaki Türk ordusu, Tayyip Erdoğan’a gönüllü suç ortaklığı yaparak AKP’nin milis gücü haline dönüşmüştür.