
TSK ile PKK arasında çıkan sıcak çatışmalarda, Alevi gençleri de hayatını kaybediyor. Dolayısıyla bu Alevi askerler, TSK tarafından "şehit asker" muamelesine tabi tutuluyorlar. Fakat Alevi askerlerin şehitlik kabulünün bazı şartlara bağlı olduğu anlaşılıyor! Yani, evlatlarını yitiren Alevi ailelere; "evladınızın şehitlik mertebesine ulaşmasını istiyorsanız, Müslümanların ibadet evi olan camiierin avlusuna gelmeniz gerekir!" mesajı verilmektedir. Cami avlusundaki bu ritüel süreci, başta askeri erkan olmak üzere devlet yetkililerinin katılımıyla, müftüler tarafından gerçekleştiriliyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinde, kuruluşuna destek veren Alevilere ve Alevi inancına yer verilmemiştir. Bunun en bariz örneği ise Genelkurmayın, hayatında hiç camiye gitmeyen Alevi askerlerine "şehitlik" makamını, cami avlusunda vermesinde anlaşılmaktadır. Bazı çatışmalarda hayatını kaybeden Alevi askerleri, Genelkurmay tarafından mecburen ve zorla camilere götürülmüştür. Bunlardan birkaç örneği hatırlamakta fayda var.
Amasyalı Türk Alevisi Murat Taş:
9 Ekim 2009'da, Eruh'ta PKK ile girdiği silahlı çatışmada hayatını kaybeden Amasyalı Türk Alevisi Murat Taş’ın canazesi, Alibeyköy Cemevine getirildi. Hakka uğurlama sırasında, burada toplanan Aleviler, cenaze merasimine başlamışlardı ki, bir subay geldi. Murat Taş’ın ailesiyle özel görüştü ve "Töreni bitirin, asıl resmi cenaze töreni camide yapılacak" dedi ve gitti. Amasyalı Türk Alevisi Murat Taş’ın cenazesi, Alibeyköy Cemevi'nden alındı ve apar-topar Ataköy Camii’ne götürüldü. Cemevine gelmeyen devlet yetkilileri, camide hazır bulundu. Müftü tarafından, eh-li sünnet icmâsına göre kılınan cenaze namazına katılan bazı Aleviler, buna sessiz tepki gösterdiler. Pir Hüseyin Güzelgül, "Bu uygulamalar, Ebu Sufyan zihniyetinin devam ettiğini göstermektedir. Yıllardır camilerde "Alevidir cenaze namazı kılınmaz, cenazesi yıkanmaz" gibi dışlayıcı-horlayıcı yaklaşımlara maruz kaldık.." derken, Ali Balkız ise "Bu askerimiz Alevi doğdu, Alevi yaşadı, Alevice askerliğini yaptı, Alevi şehit oldu. Ama Alevice defnedilmesine yüce devletimiz izin vermedi" siteminde bulundu. Öyle ya, Balkız’ın bu yalvarışına göre; Alevilik zaten bir matem dini, hoşgörü içerisinde sadece bir yakarma inancıydı! Haklılığı olmayan bir kirli savaşta öldürüleceksin, cenazene ipotek konulacak ve dövünerek sitem edip, sonra da "yüce devletimiz" diyeceksin! Hem kaldı ki, "Alevice askerlik, Alevice şehit!" felsefesi, ne zamandan beri bu inancın içinde yer almış, pes doğrusu!
Deniz Yarbay Alevi Ali Tatar:
Ergenekon davasıyla bağlantılı olarak "Amirallere suikast" soruşturması kapsamında gözaltına alınıp tutuklanan ve itiraz üzerine 16 Aralık 2009‘da serbest bırakılan Deniz Yarbay Ali Tatar, hakkında yeniden yakalama emri çıkarılmasına ilişkin tebligatı aldıktan sonra 20.12.2009’da, İstanbul’da intihar etti. Alevi inancına mensup olan Ali Tatar’a, önce Karacaahmet Cemevi'nde ailesi ve Aleviler tarafından cenaze töreni düzenlendi. Ama Alevilerin yaptığı bu cenaze törenini Genelkurmay kabul etmedi. Bir gün sonra Kocatepe Camii’nde resmi, ikinci bir cenaze töreni daha düzenledi. Bu törene Genelkurmay Başkanı bile gelmeyerek yerine Genelkurmay 2. Başkanı'nın yardımcısını göndermişti. Bu davranışıyla Genelkurmay’ın, Yarbay Tatar nezdinde Alevilere verdiği önemsiz bir değeri ifade ediyordu.
Samsunlu Alevi Özkan Ateşli:
09.08.2012 tarihinde, İzmir'in Foça ilçesinde, askeri servis aracının geçişi sırasında düzenlenen saldırıda; Samsunlu Alevi bir ailenin 2 çocuğundan biri olan Özkan Ateşli yaşamını yitirdi. Ateşli için ilk tören, Esenyurt’taki Haramidere Cemevi'nde düzenlendi. Cemevi’nde hakka uğurlanan Özkan Ateşli’nin cenaze töreni, Genelkurmay tarafından makbul görülmedi. Ateşli’nin naaşı, daha sonra askeri tören için Ataköy 5. Kısım Cami'sine götürüldü. Buradaki askeri törene, yaşamını yitiren erin ailesi ve devlet yetkilileri katıldı. Erin amcası, "Biz Alevi bir aileyiz, şehidimizin cemevinden kaldırılmasını istedik! Burada helallik alacağız dedik! Fakat, devlet töreninin Ataşehir 5. Kısım Cami'sinde yapılacağını bize söylediler! Devlet büyüklerimiz törene katılacak. Resmi tören yapılacak. Mecburuz diyerek cenazemizi alıp camiye götürdüler" diye yakınmaktaydı.
Malatyalı Kürt Alevi Barış Aybek:
10 Ağustos 2015 gecesi, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde çıkan çatışmalarda hayatını kaybeden Piyade Onbaşı Barış Aybek, Malatya‘nın Doğanşehir ilçesinde yaşayan bir Kürt Alevi ailesinin çocuğuydu. Baba Türabi ve Anne Feride Aybek başta olmak üzere tüm yakınları Kürtçe ağıtlarla, yavrularının Türk bayraklı tabutuna sarıdılar. Saray savaşı için kör kurşuna denk gelen Barış’ın naaşı, cemevine hiç götürülmeden, "devlet erkanı töreniyle" ilçedeki Merkez Aşağı Camii avlusuna götürüldü. Devlet yetkililerinin huzurunda, Müftü tarafından cenaze namazı kılındı. Barış’ın ailesi ve yakınları, sanki Barış‘a yabancıymış gibi pisikolojik bir baskı altında hayatlarında ilk defa geldikleri bu camiide, bir kez daha vurulmuş ve yaralanmışlardı.
Genelkurmay’a sorulması gereken bazı sorular şunlardır: Genelkurmay Başkanlığı; Aleviliği bir inanç, cemevini meşruh ibadethane olarak görecek mi? Zorunlu askerlikte hayatını kaybeden Alevi gençlerinin naaşlarının, cemevlerinden uğurlanmasına ve bu uğurlanış ritüeline resmi düzeyde şahitlik edecek mi? Alevi Anne-babalara sorulması gereken tek soru şudur: Zorunlu askerlikte hayatını kaybeden evlatlarınızı camide mi, yoksa bağlı olduğunuz ocak Pirlerinin gulbanglarıyla, cemxanelerde mi hakka uğurlayacaksınız?