İsrail’e saldırı ile insani görünme manevrasını, sizler de seyrettiniz. Recep Erdoğan, 2009’da, İsraili öne süren ima ile, TC’nin ne kadar adaletli, nasıl vicdanlı bir hukuk devleti olduğunu dünyaya göstermek için, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i Davos’ta köşeye sıkıştırmış, yüzüne hakaretten şaplaklar indirmiş, “siz” demişti. “Ödürmeyi çok biliyorsunuz. Zaten, plajda yüzen Filistinli çocukları da kokuttunuz!..”
Gösteri böyle de, o sırada Kürdistan hak, hukuk, adalet inlemesiyle insaniyeti arıyor, kışla ve karakolların tel örgüleri arası kazıldıkça, insanların kemikleri fışkırıyor, kaçırılanların kemikleri kuyulardan çıkıyordu.
Henüz, “Kürt gerilla lideri Bahoz Erdal aralarında olabilir, olmayabilir de, ama sonucu ne olursa olsun, vurun” emriyle Roboskî katliamı işlenmemiş, ama çocuklar Ceylan Önkol ve Uğur Kaymaz’ın katilleri, çoktan yüksek himayeye mazhar olmuşlardı. Kürt köylerinin enkazı da orta yerde duruyordu.
Cumhurbaşkanı vekilliği de yapmış, İhsan Sabri Çağlayangil’le bir görüşmemizde, “hiç kimse, yalanlarını sonuna kadar sürdürecek kadar zeki değildir” demişti.
Fakat, kabul etmek gerekiyor ki AKP’liler, Allahı, peygamber, cami ve minare olgularını yeni keşfetmiş gibi zekice kazançlarına yol yapıyorlardı. Ama o yolun sonu görünmeye başladı. Çünkü, isyan var. Artık hiç bir şey dünkü gibi değil, eskisi gibi olmayacak.
Kürtler, zaten isyan halinde.
Her sıkışan rejim nöbetçisinin tekrarladığı üzere, AKP de bir kere daha “kardeş” oluverdi. “Kardeşlik” iyi, güzel de, dolandırmama, katmama, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etme şartıyla…
Ne yapacaksınız ki, her an dolandırılıp kandırılma şüphesiyle uyanık duran Kürtler, çok geçmeden “dolandırıcı var” diye bağırmaya başladılar.
Cami kubbesini miğfer, minareyi mızrak yapmaya hevesli AKP, dine hiç uygun düşmeyecek biçimde, yakında başlayacak “büyük taarruza” yetiştirmek üzere, aceleleri varmış gibi askeri kale ve Kürt’ü Kürtten ayracak su barajları inşaatlarına hız vermişti. Elleri dolandırıcılığın kanıtı olarak gösteriliyordu.
Kürtler, bu hallere bakarak, “anlaşmada kale inşaatı yoktu, dolandırıldık” diyor, toplu itirazları cinayetle karşılık görüyordu.
Kısacası, o başı göklerde dolaşan, AKP kendi şiddet sarmalında düşüşe geçmiş bulunuyor. Korkuya esir…
Yalnız Kürdistan’da değil, Türk şehirlerinde de polis devriyeleri üç-beş kişiyi bir arada görünce, havada gaz bulutları yaratıyor, bomba ve su sıkma makinalarıyla saldırıyorlar. Polis orduları, meydan ve caddeleri elde tutmak için, savaşırken geride ölüler, gözü çıkmış, kemiği kırılmış yaralılar bırakıyor.
Türk demokrasisi, polis namluları, zırhlı araçlar korumasında dünyanın “müthiş bir haynalık”la seyrelediği geri tepmeli “ileri demokrasi” hallerinde, yerde sürünüyor. İktidarı, “ayak” olarak tanımladığı halkıyla savaş halinde.
Recep Erdoğan, öldüren, ölümcül yaralayan, göz çıkaran polise sığınmış gibi, ileri demokrasisine yakışan lisanla, “destanlar yazdılar” övünmesi diziyor.
Dünün edalı Kasımpaşalı Recep Erdoğan’ı şimdi, içeride yüzlerce kişilik polis ordusu tarafından korunuyor. Rejimin başı geçtiğinde, sokaklar, caddeler, onun “ayak” dediği halka kapatılılıyor. (Türk medyası, Britanya Kraliçesinin korumasız denilecek şekilde sokağa çıktığını, trafik işaretinde ise durduğunu, o kendinden utansın diye mı işliyordu?)
Türk demokrasisi, polis namluları, zırhlı araçlar korumasında dünyanın “müthiş bir haynalık”la seyrelediği geri tepmeli “ileri demokrasi” hallerinde, yerde sürünüyor.
Ancak, bugüne kadar, “ayakla” savaşa girenler kaybetti.
TC ile rejimsel ruh karesi, darbeleri, seçimle gelen diktatörleriyle benzeş Endonezya, Filipinler ve Pakistan’da bile kaybettiler.
Endonezya’da “çok İslamik dindar” General Suharto partisi Golkar, ordu ve katil çetelerin desteğiyle “ayak”tan bir milyon kişiyi katletti, ama kendisi de payidar olamadı. Ferdinand Marcos’un kazancı, Filipinler’den çaldığını kaçırmak oldu.
General Suharto da payidar olamadı
Bunlar, kendilerine çok gelen akıllarıyla dünyayı kandırmaya çıktılar. Ne kadar özgürlükçü olduklarını göstermek için, Suriye’ye, “özgürlük ordusu” adıyla kiralık katiller, tecavüzcü, talancılar soktuklarını, yandaş medya bile bağırdı.