
69. Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterilen son filminin basın toplantısında Cannes’a ilk kez 40 yıl önce küçük bir çocukken geldiğini hatırlatan Jodie Foster bu kez bir yönetmen olarak ciddiye alınmanın gururunu saklamadan konuşuyor ve “Çünkü burası auteur sinemasına önem veren bir festival” diyordu.
Başrollerini George Clooney, Julia Roberts ve Jack O’Connelle gibi isimlerin paylaştığı Para Tuzağı (Money Monster) ile bir hayli ses getirdiği aşikardı Jodie Foster’ın. Beğeneni kadar beğenmeyeni de çoktu gerçi filmin ama bunca yıldız gücünün böylesi “eleştirel” bir filme kanalize edilmesi bile Hollywood ölçeklerinde az rastlanır bir durum. Zaten Foster’ın muhtemelen en zeki hamlesi de bu olmuş ve gişede de albenisi olan, aksiyon dozu yüksek bir iş kotararak iletmek istediği mesajı kamufle etmiş, başka bir şeyin içine gizleyerek çaktırmadan yedirmeye çalışmış.
Filmin hikayesine gelince… Günümüz Amerikası’nda, bir televizyon stüdyosundayız. Az sonra başlayacak canlı yayında tecrübeli sunucu Lee Gates (George Clooney) kendine has renkli üslubu, hareketli ve agresif tarzıyla para piyasalarını değerlendirecek ve kapitalizmin aslında ne kadar eğlenceli bir kavram olduğunun altını çizercesine izleyicilerin parasına para katmaları için tüyolar verecek. Ne var ki elindeki kolilerle bir anda stüdyoya giren ve belinden çıkardığı silahı onun başına dayayan genç kargo dağıtıcısı Kyle Budwell (Jack O’Connell) bir anda her şeyi alt üst edecek ve tüm dünyanın ilgisi bir anda bu küçük stüdyoya yönelecektir. Kyle, buhar olup uçan tasarruflarının hesabını sormakta, bunu da Lee Gates’in sırtına geçirdiği bomba yüklü bir yelek vasıtasıyla yapmaktadır. Tek istediği canlı yayının devam etmesi ve kaybettiği paranın nereye gittiğini açıklaması için hisselerine yatırım yaptığı IBIS adlı şirketin patronunun (Dominic West) tatminkar bir açıklama yapmasıdır.
Piyasa ve kapitalizm eleştirisi denildiğinde akla gelen çeşitli filmler var elbette. Ama Foster’ın filmi ise bu anlamda çok daha halk ağzıyla konuşuyor.
Para Tuzağı’nda sağ gösterip sol vurduğu kimi sahneler var ki Jodie Foster’ın bir sinemacı olarak asıl gücünü orada gösteriyor. Örneğin Lee Gates’in IBIS hisselerini yükseltmek için izleyicilerin vicdanına seslendiği ve duygusal bir konuşma yaparak herkesi hisse satın almaya yönlendirdiği sahne. Burada tüm izleyiciler nefesini tutarak insanlığın galip gelmesini bekliyor ve hisseler çok yavaş da olsa bir artış trendine giriyor. Ama Foster burada bir anda ters çakıp hissleri eskisinden de aşağı çekiyor ve izleyiciyi tatlı bir rüyadan uyandırıveriyor. Hiçbir şey o kadar kolay değil ve kapitalizm öyle birkaç hisse alımıyla dünyanın daha ahlaklı bir yere dönüşmesine izin verecek bir sistem değil. Bir canavar kapitalizm, para canavarı, vicdan, ahlak, insaniyet hak getire, saçmalamayın diyor Foster sanki. Benzeri bir ters çakma da Kyle’ın hamile eşinin onunla konuşması için olay yerine getirildiği sahnede yaşanıyor. Yine tüm izleyiciler nefesini tutup genç kadının duygusal bir konuşma yaparak kocasını ikna etmesini beklerken kadın bir anda bağırıp çağırmaya ve adamı aşağılamaya başlar ki, bu da aslında tek taraflı kontrol edilen bir medyanın bize dayattığı beklentilerin gerçek hayatla olan uyuşmazlığına dair bir saptama son tahlilde.
Jodei Foster’ın Para Tuzağı’nda yapmaya çalıştığı asıl şey medya gibi kapitalist sistemin hizmetinde olan bir mekanizmayı kullanarak farklı bir çıkış yolu olduğunu göstermek. Gerçi medyada çalışan ve piyasanın erdemlerine inanan bu aktörlerin bir takım travmalar sonucunda değişip dünyaya farklı bir gözle bakacaklarına inanmak ne kadar akla yatkın bilmiyoruz ama, Ken Loach’un da dediği gibi “Farklı bir dünya mümkün ve fena halde gerekli.”
KÜLTÜR SERVİSİ