Jinwar’da geçirdiğim kısa zaman dilimi yüzyıllardır unutulanları hatırlamaya, önümüzdeki yüzyıllın çehresini değiştirecek hayallerin gerçekleşeceğine inanmama neden oldu. Bu köy bana devrimin büyüklüğünü ve ihtişamını dev yapılar kurarak göstermek isteyenlerin acizliğini anlattı. ‘Devrimlerin büyüklüğü dokunduğun hayatlar, yüzünde aydınlık bir gülüş yarattığın kadınlar kadardır’ dedi. Ama şimdi gerçeğin hayallere baskın geldiği bir zaman dilimindeyiz.

 

Zilan DİYAR

Kürdistan devriminin inşacısı olduğu için devrimi en yalın dille özetlemek de onun işiydi. Şöyle diyordu Sakine Cansız: Bizim gerçekleşmeyecek, çok uzak ütopyalarımız yok. Kırk yıl boyunca yaşadıklarımızı, yarattıklarımızı bir bütünen anlatamadık belki. Ama ‘devrim içinde devrim’ sözünü günlük olarak hissettik. Bunu biz Kürt kadınlarından daha iyi kimse bilemez. Her zaman ütopyalarımıza yakın yaşadık. Sınırsız hayaller kurduk, öyle bir inandık ki gerçek hayallerimize boyun eğmek zorunda kaldı.

Gerçeğin hayallere boyun eğdiğini 25 Kasım’da açılışı yapılan Jinwar’da bir kez daha gördüm. Jinwar,  hayaller ile gerçeğin sınırını kaldırmaya cesaret eden kadınların yapabileceklerinin en somut örneği. Geçmiş, bugün ve gelecek arasında kurulan en sıkı bağ. Evleri kerpiçle örülü olduğu için değerli ve anlamlı değil sadece. O duvarlar bu fikre başından inanan, ikna olan kadınların inanç, özveri ve iddiasıyla örüldü. Jineoloji, Kongreya Star ve Rojava Özgür Kadınlar Vakfı ( WJAR) üyesi kadınların Ekim 2016 yılında sadece bir düşünce olarak tartıştıklarında bu fikrin hızla pratikleşeceğini tahmin etmiyordum doğrusu. Ama olsundu; bir fikir olarak bile güzeldi ve enerji veriyordu. Yani beklemeye değerdi. İnşa komitesinde yer alan kadınlar da bu fikri pratikleştirmek için sabırsızdı. Bu yüzden çok çalıştılar. İsimlerini belirtmemek emeğe vefasızlık olur. Rûmet, Faraşîn ve Nûjin. İkisi Kürt biri Alman olan bu kadınlar kerpiç yapmaktan tutalım, duvar örmeye, tarla ekmekten tutalım, yük taşımaya kadar her işi aşkla yaptılar. Tabii bu arada emeğini Jinwar’ın inşasına katan bir ağaç diken, bir kerpiçi omuzlayan, bir çivi çakan, köyün ziyaretçisi iken emekçisi olan kadınları da unutmamalı. Zaten unutulmamış. Açılış gününde Jinwar akademisinin duvarlarında köye gelen ziyaretçilerin resimleri ile doluydu. Farklı coğrafyalardan, Rojava devriminin inşasıcı yüzlerce komün ve komite üyesinden tutalım da YPJ savaşçısı kadınlarına yüzlerce resim....

Jinwar’ın inşa süreci bana doğal topluma dönebiliriz hissiyatını verdi, veriyor. Yokluğun emekle varlığa dönüştüğünü, kadının varlık haline geldiğini o çağlar anlatır bize.  Jinwar’ın başlangıcında da yokluk vardı. Yokluk maddi olanakların sınırlılığından değil en çok da modernitenin çizdiği sınırlar dışında bir yaşam alanı kurulmak istenmesinden kaynaklıydı. Hatırlamak, değersiz kılınanı yeniden yaşamın esas gücü haline getirmek sadece saman bulmaktan (Rojava’da saman bulmak tuğla bulmaktan zor) ibaret bir mesele değildi ya da toprağı ekmekten, tandır kurmaktan. Bunlar insana yitirdiklerinin ne denli değerli olduğunu öğretiyordu. Bu duyguyu anlamanın en kolay yolu herhangi birine konuk olabileceğiniz Jinwar evlerinden birine konuk olmak ve derin bir uyku çekmek sanırım.

Jinwar’ın hatırlattıklarından biri de toplumsallığın değeri. Evler ön cephesi birbirine bakacak şekilde inşa edilmiş. Bireysellikle-toplumsallık arasındaki o ince dengeyi evlerin inşasından bile anlamanız mümkün. Bir el uzatacak kadar yakın olsa da herkesin kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir yaşam alanı  var. Jinwar’ın inşası sürecinde herşey kollektif olduğu için evler yerleşime açıldıktan sonra da kimse evine kapanmıyor. Ayrıca evlerin kapıları genelde açık. En ufak bir hareketlilikte herkes köyün ortasında kurulan havuz başına toplanıyor. Ne yapılması gerektiğine hızlı bir şekilde karar veriliyor ve herkes üstlendiği görevi yerine getirmek için hareketleniyor. Üstelik bu durum istisna değil. Çünkü Jinwar temeli atıldığından bu yana ziyaretçisi eksilmeyen bir köy. Köy ahalisinin bu hareketliliği yaşamın akışının bir parçası haline getirdiklerini görmek de düşündürüyor beni. Baştan beri söylenen ‘Jinwar bir müze ya da laboratuvar değil’ uyarısının ne kadar haklı ve yerinde olduğunu görüyorum. Sınırsız imkanlara sahip olanların en küçük bir sorunu saatlerce tartıştıkları, sıkıcı ve sonuçsuz toplantıları düşününce gülüyorum. Çünkü Jinwar’da ezberlenmiş değil özümsenmiş kurallar var. Herkes birşeylerle meşgul, kimse onlara görev vermemişken bile. Birileri nöbet tutuyor. Birileri gelen gazetecileri ağırlıyor. Birileri yarın kapılarını ziyarete açacak akademiyi temizliyor. Bu durumda köy yerleşimcilerinin imzaladığı sözleşme sadece bir detay haline geliyor.

Sizlere biraz da köy ahalisinden bahsedeyim. Tek tek isim verip onların yaşamlarını bir araştırma konusu yapmaya niyetim yok. Şu an sekiz kadın ve otuza yakın çocuk yaşıyor Jinwar’da. Kadınların hepsi yaralı. Yol arkadaşlarını devrim savunmasında yitirenler de var. Yaşam yollarına taş koyanları terk edip gelenler de var. Hepsini açılış günü öncesinde köy meclisinin akademide yaptığı toplantıda gördüm. Aydınlık gülüşlerinin ardında gizlenen kırılganlığı o anda görmek mümkün değildi. Toplantı başlamadan açılış provası olmadığına emin olduğum coşkulu bir halaya tutuşmuşlardı. Arapça bir müzik eşliğinde Araplara has bir oyun oynuyorlardı. Kültür alış verişi çoktan başlamıştı yani. Halay gönüllülerinden birisi kaşla göz arasında kucağındaki çocuğu kucağıma bırakıvermişti. Kendinden çalınan zamanı telafi etmek istercesine kendinden geçen anne çocuğun ağlamasına aldırış etmiyordu. Onu hiç tanımadığı bir kadına emanet etmekte beis görmemişti. Ee bana da dilini hiç anlamadığım kara gözlü Arap çocuğu susturmak o da yetmedi eğlendirmek düşmüştü. Görevimi tam tamamladım derken ayağını burktuğu halde bu anı kaçırmak istemediği için ortalıkta fır dönen bir kız çocuğu çıktı karşıma. Açılış törenini kaçırmaya niyeti yoktu. Kalan son enerjisini tüketmesin diye kucaklayıp evine kadar götürdüm. Normalde bana minnettar kalması falan gerekirdi. Ama öyle bir duyguya kapılmamı sağlayan bir işaret  alamadım. Burada çocukların başını okşamaya yeltenseniz ebeveynlerinin sert bakışlarıyla karşılaşırsınız. Jinwar’da ise anneler çocuklarını köye gelen herhangi birine emanet edebiliyor. Aslında aradığım sözcük emanet değil. Bu sorumluluğu sizinle paylaşabiliyor. O anda Kadınlar Ülkesi’nde (Charlotte Gilman’ın kaleme aldığı feminist ütopya. Sadece kadınların yaşadığı toplumsal iş bölümüne dayalı savaş, yoksulluk ve cinsiyet ayrımcılığının olmadığı bir ülke ) olduğumu hissettim. Kitapta çocukların geleceğinden sorumlu olanlar sadece biyolojik anneleri değil, konuyla ilgili bilgisi olan  bir kadın bu işi üstleniyordu. Bir günlüğüne de olsa Kadınlar Ülkesi’nde yaşamak çok keyifliydi. Sorumluluk dediğime bakmayın herkes emeği kadar değerli Jinwar’da. Bunu dakikalarca ismini çağırdığım halde yüzüme bile bakmayan çocukla diyalogu ancak Rûmet sayesinde kurabilince anladım. Ertesi gün açılış dolayısıyla köyün tüm çocuklarına dağıtılacak balonlar için yardım istediğimde arayı biraz daha düzelttim. Otuz çocuğun ismini bilmesine hayret etmekten kendimi alamadım. Beni etkileyen asıl şey yıllarca lal olan annesiyle yaşadığı ve bir toplumsallığa dahil olamadığı için kendisini lal sanan kızın köye geldikten kısa bir süre sonra konuşabilmesiydi. Kadının sesini hiç duymadım ama gözleri ‘burada huzurluyum’ diyordu.

Jinwar’da geçirdiğim bu kısa zaman dilimi yüzyıllardır unutulanları hatırlamaya, önümüzdeki yüzyıllın çehresini değiştirecek hayallerin gerçekleşeceğine inanmama neden oldu. Bu köy bana devrimin büyüklüğünü ve ihtişamını dev yapılar kurarak göstermek isteyenlerin acizliğini anlattı. ‘Devrimlerin büyüklüğü dokunduğun hayatlar, yüzünde aydınlık bir gülüş yarattığın kadınlar kadardır’ dedi. Ama şimdi gerçeğin hayallere baskın geldiği bir zaman dilimindeyiz. Jinwar yeni yerleşimcilerini bekliyor. Kimbilir Kobanê’den, Şehba’dan Dêra Zor’dan gelen kadınların yaşadıkları kabustan uyandığı bir yer olacak Jinwar.  Köyde yaşayan her kadın jineoloji akademisindeki eğitimlere katılacak. Bilinçlendikçe acılarını sağaltmayı öğrenecekler. Şifa merkezinde deneyimlerini birbirlerine aktaracaklar. Fırından gelen taze ekmek kokusuyla uyanan çocuklar okulun yolunu tutacak. Hiç biri annesinden öğrendiği dili evde bırakmak zorunda (okulda Kürtçe ve Arapça eğitim veriliyor) kalmayacak. Oyun oynarken birbirlerinin diline aşina olacaklar. Tarla ekilecek. Köyün etrafı biraz daha yeşillendirilecek. Toprağı incitmeden yeni yollar yapılacak. Çocuklar köyün ortasındaki havuza konulan balıkları yakalamanın değil onlarla konuşmanın daha eğlenceli olduğunun farkına varacak. İşte o zaman gerçek yine hayallere boyun eğecek...