
Belgeselde Mehmet Ali Birand, Ece Temelkuran, Mete Çubukçu, Müjgan Halis, Celal Başlangıç, Ragıp Duran, Mehmet Güç, Merdan Yanardağ, Faruk Balıkçı, Ramazan Yavuz, Ahmet Sümbül, Ramazan İmral, Adil Harmancı, Ferhat Aslan, Ahmet Akkaya, Ferda Çetin, Nevzat Bingöl, Baki Gül, Sertaç Kayar, İsmet Mikailoğulları, Günay Aslan ve dönemin Özgür Gündem gazetesi muhabirlerinin de bulunduğu 17 gazetecinin tanıklıklarına başvurulmuş.
Büyük günah
Yaşadıklarını, gördüklerini anlattıkları haberlerin, çektikleri fotoğrafların, attıkları manşetlerin MGK güdümündeki medya yöneticileri tarafından nasıl saptırıldığını, dezenformasyon malzemesi haline getirildiğini anlatan gazeteciler, bugün Türkiye’nin batısında yaşayan insanların hiç bilmedikleri bu gerçeklerin bir bölümünün gün ışığına çıkması karşısında şaşırdıklarını vurgularken, “Bunun hiçkimsenin altından kalkamayacağı bir günah” olduğunu söylüyorlar. En başta Özgür Gündem çalışanları olmak üzere, hayatları pahasına gerçekleri ortaya çıkartmak ve halkı bilgilendirmek için uğraşıp didinen gazeteciler. İşte o belgeselde konuşan gazetecilerden bazılarının tanıklıkları…
Beyaz beze kurşun yağdırdılar
Dönemin Amed Hürriyet ve Doğan Haber Ajansı Muhabiri Faruk Balıkçı : “1990’lı yıllarda Cizre, Newroz’un merkez yeriydi. Avrupa’dan ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gazeteciler Newroz’u izlemeye gelmişti. Yıl 1992’ydi. Otel’de kalıyorduk. Newroz günü çok büyük olaylar yaşandı. Ertesi gün ayın 22’sinde sanki fiili bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti, biz o sırada oteldeydik. Birden bir çocuğun bağırış sesi geldi. O feryat dikkatimizi çekti. Birçok gazeteci gelmedi, biz 10 kişi sesin geldiği yöne doğru ilerledik. Sokağa girer girmez tugayın bulunduğu yönden üzerimize ateş açılmaya başlandı. Biz kendimizi yere attık ve en yakında bulunan eve sığındık. Ne yapalım ne edelim diye düşünürken, bazı arkadaşlar beyaz bayrak yapıp, dışarıya çıkabileceğimizi söylediler. Ben beyaz bayrak dinlemeyeceklerini, en iyisi karanlık çöktükten sonra çıkmamızı önerdim ancak beyaz bayrakla çıkma fikri galip geldi. Beyaz bez bağladığımız üç çubukla dışarıya çıktık. Bir bayrağı ben, bir tanesini Sabah Gazetesi Muhabiri İzzet Kezer, bir tanesini de Alman bir muhabir taşıyordu. Bize ilk ateş açıldığı noktaya geldiğimizde bu kez üzerimize yine aynı askeri tugaydan bu kez daha da seri bir biçimde ateş açılmaya başlandı. Korkunç bir ateşti. Birden kendimizi en yakındaki kapı altlarına attık. Geriye bir an dönüp baktığımızda İzzet Kezer kanlar içerisinde yerde yatıyordu. Mermi kafasına isabet etmişti, yerde beyni dağılmıştı.”
Fotoğraf işkencesi
Sabah Gazetesi bölge muhabiri Ramazan İmral: “1992 yılında Şırnak üç gün boyunca bombalar altında kaldı. Bizim yurt haber müdürü de dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bölgeyi ziyaret edeceğini ve benim gidip onu görüntülememi istedi. Sabah erkenden Şırnak’a girdim, bir baktım ki 23’üncü Tümen Komutanlığı’nın yaklaşık yüz metre ötesinde, bir insanın elleri bağlanmış, zırhı askeri aracın arkasına bağlanmış sürükleniyor. Ben hemen fotoğraf çektim ancak birileri benim fotoğraf çektiğimi söylemiş olmalı ki, Özel Harekat timleri beni yakaladılar ve Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüler. Artık dipçiklerle, tekmelerle beni öyle bir hale soktular ki, ben kendimi kaybetmişim. Ondan sonra ölü diye çöplüğe attılar.”
Sansür her yerde
Mehmet Güç, Öcalan Türkiye’ye getirildiğinde Mudanya’dan haberi sunduğu sırada haber merkezinden kendisine sürekli uyarılar yapıldığını belirterek, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için ‘bebek katili, terörist’ şeklinde sunmaları için baskı gördüğünü anlatıyor. Faruk Balıkçı, 1994 yılında Dicle ilçesine bağlı Kelekçi köyünde tanık olduğu köy yakma olayını, Günay Aslan, Kasaplar Deresi’ndeki vahşeti anlatıyor. O dönem Cumhuriyet Gazetesi muhabiri olan Celal Başlangıç, askerlerin Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirmesi olayını aktarıyor. Kürdistan’da bu vahşet yaşanırken bazı sosyalist gazetelerde bile yaşanan otosansür, bir dönem Evrensel gazetesinde çalışmış Müjgan Halis ’in tanıklığıyla ortaya çıkıyor.
Bir de madalyonun öbür tarafında yer alan gazeteciler vardı. Onlar Kürdistan’da devlet tarafından uygulanan vahşeti kamuoyuna duyurmak için çok ağır bedeller ödediler. Özgür Gündem gazetesi muhabirleri kurşunlandı, gazeteleri bombalandı, defalarca tehdit edildiler ama hiçbir zaman vazgeçmediler. Dönemin Özgür Gündem gazetesi muhabirleri de, maruz kaldıkları baskı ve saldırıları anlatıyor. Belgesel Ece Temelkuran’ın şu sözleriyle noktalanıyor: “Bu hikayelerin hiç anlatılmamış olması Türkiye’nin batısında yaşayan insanları çok şaşırtıyor. İlk kez bir şeyleri şimdi duymaya başladılar Kürtlerle ilgili. Hiçbir zaman bu korkunç hikayeyi dinleme şansları olmayacak, hiçbir zaman dinlemeye zamanları olmayacak ve Türkiye medyasının da hiçbir zaman bunları anlatacak cesareti olmayacak çünkü o kadar korkunç şeyler oldu ve yazılmadı ki, yazılmamış olduğunu itiraf etmek zorunda kalacaklar ve sanıyorum ki bu hiçkimsenin altından kalkamayacağı bir günah.”
İnsanlık sürükleniyor
Özgür Gündem’de bir dönem çalışmış Merdan Yanardağ , Ramazan İmral’ın aktardığı bu olayı nasıl manşete taşıdıklarını şöyle anlatıyor: “ ‘İnsanlık sürükleniyor’ diye bir manşetimiz olmuştu çok büyük yankı uyandıran. O dönem ben hazırlamıştım birinci sayfayı. Akli dengesi bozuk bir kişiyi PKK’li sanarak ayağına bir çelik halat bağlayıp zırhlı bir araçla sürüklemişler uzun bir süre. Ramazan İmral bu olayı fotoğraflamıştı. Ancak Sabah gazetesi bu fotoğrafı yayınlamamış. Bunun üzerine fotoğrafı bizim gazeteye getirdi. Fotoğrafa baktığımda çok ciddiydi ve muhabir bölgedeki itirafçılar ve kontrgerilladan ciddi tehditler almıştı. Can güvenliği olmadığı için onu otele yerleştirmiştik. Bir anlamda koruma altına almıştık. Araştırdığımızda olayın gerçek olduğunu gördük. Daha sonra tam sayfa olarak ‘İnsanlık sürükleniyor’ diye manşetten verdik. Avrupa ayağa kalktı. Almanya, Türkiye’ye nota verdi ve zıhlı araçların amacı dışında kullanıldığı için satışını durdurdu.
ZEYNEP KURAY - ANF/İSTANBUL