Girê Spî’de halkların ortak yasamı 2’nci bölüm


Girê Spî Demokratik Özerklik Eşbaşkanı Mensûr El Selûm, 16 Mart’ta gerçekleştirilen Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi Kurucu Meclisi toplantısında meclisin eşbaşkanı olarak seçildi. Toplantı öncesinde gazetemize konuşan Selûm, Girê Spî’nin özgürleştirildiği 15 Haziran 2015 tarihinden bu yana yaşanan süreci ve federasyon kararını değerlendirdi. Suriye halkının sorunlarını çözebilecek güçte olduğunu belirten Selûm, federasyon sisteminin en iyi çözüm yöntemi olacağı görüşünde.


Girê Spî özgürleştikten sonra Demokratik Özerklik Eşbaşkanı olarak seçildiniz. Öncesinde siyasetle ilgileniyor muydunuz? Kendinizi tanıtır mısınız?

Girê Spî aşiretleri içinde en büyüğü olan Beşhur aşiretindenim. 1952 yılında Girê Spî’de dünyaya geldim, ilk ve ortaokulu Girê Spî’de, liseyi Rakka’da, üniversiteyi ise Halep’te okudum. 1978 yılında Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldum. 5 yıl öğretmenlik yaptım, daha sonra da müdürlük... 25 yıl boyunca bu işi yaptım. 5 yıl önce emekli oldum. 30 yıllık hizmet ardından aldığım emekli maaşı sadece 9 bin Suriye Lirası’ydı. 

Girê Spî’nin özgürleştirilmesi ardından çalışmalara katıldım. İnşa sürecinde severek, isteyerek yer aldım. Yaşamın ruhunu geri çevirmek istedim. Demokratik Özerklik bildirgesini ve Önderliğin savunmasını okudum, çok etkilendim. Bir değişimin olacağına inandım, bunun için hizmet etmek istedim. Bu amaçla Rûspîler Meclisi içinde yer aldım. Meclis içinde yapılan seçimde oy çoğunluğuyla Girê Spî’nin Demokratik Özerklik Eşbaşkanı olarak seçildim. 


Girê Spî’nin özgürleşmesinden önce Kürt halkıyla ilişkileriniz nasıldı? Bu siyasi yakınlık yeni mi, yoksa öncesinde de var mıydı? 

DAİŞ çeteleri Girê Spî’yi işgal etmeden önce Kürt halkıyla ilişkilerim vardı fakat siyasi bir yakınlıktan ziyade toplumsaldı. Girê Spî’nin özgürleşmesi, DAİŞ‘ten kurtulmak yönünde Baas rejiminden bir umudumuz yoktu. Halk zulüm altındaydı ve buna karşı koyacak gücü yoktu. Yoksul ve zulüm altında ezilmiş, Baas’tan umudunu kesmiş bir halk vardı. Bu koşullarda halkı ayakta tutan tek güç YPG/YPJ ve onun mücadelesiydi. Bu daha çok yakınlaşmamı sağladı. Girê Spî’nin özgürleşmesi ardından siyasi bir diyaloga dönüştü. 


Özerklik sistemi, yine Kürt halkıyla birlikte ortak bir yönetimde yer almak, yabancı olunan kavramlardı.  Bu kadar sürede bu gelişmeyi nasıl sağladınız? Halkı ikna etmek zor olmadı mı?

Alışılmadık bir tecrübeydi, hayal gibiydi ama bugün gerçek oldu. Yıllarca Baas tarafından yönetilmiş, ardından DAİŞ’in zulmünü yaşamış bu halk için özerklik gibi bir sistem, halkın kendi kendini yönetmesi, bir hayaldi. Ne yazık ki zulüm ve baskı, inançsızlığı, güvensizliği, endişeyi de geliştirmişti. Bu nedenle büyük bir kaygı, korku vardı. Bu durum kentimiz, toplumumuz için alışıldık bir durum değildi. 9 ay süresince yaptığımız, bu sistemi halka tanıtmak, ilkelerini, ideolojisini, ahlakını anlatmak oldu. Girê Spî kurtarıldığında talan edilmiş durumdaydı. Ne hastane, ne okul, ne kurumlar, ne de halka yönelik bir hizmet vardı. Komiteler de kısa sürede çalışmaya başladı ve 9 ay gibi bir zamanda büyük iş başardı. Zor savaş koşullarına rağmen birçok soruna çözüm bulundu. Kente su geldi, hastaneler çalışmaya başladı. Tüm halklar, Kürt, Arap, Türkmenler sistemin içinde yer aldı ve aktif rol oynadı. Halkın inancı ve güveni gelişti. Kardeşlik, eşitlik ve adalet de bizim için rüyaydı. Bunun uygulandığı anlarla karşılaşma şansımız hiç olmadı. Bizim payımıza çokça yoksulluk, zulüm düşerken, bu değerler hep çok görüldü. 

Hiç beklemediğimiz bir biçimde zulüm dönemi sona erdi, halk yönetime katıldı. Otoriter sistem sona erdi. Halk da bu sistemin kendilerine nasıl hizmet ettiğini gördü. Kente huzur geldi ve bu, halktaki güveni her geçen gün artırdı. Güven, halklar arasındaki diyalogu, dayanışmayı da geliştirdi. Toplumu bir araya getirmenin elbette zor yanları oldu. Ama önemli olan bunu başarmamız. Şu an Girê Spî’deki tüm halklar yönetim içinde yer alıyor, herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor. Halk kardeşlik ve eşitlik içinde yaşıyor. Bu sistem demokrasiye öncülük ediyor. Demokrasi herkesin rüyası. Savaş koşullarında bir çalışma yürütüyoruz ve bunun için elimizden geleni yapacağız.


Sözünü ettiğiniz hayalinizi gerçekleştirirken Girê Spî’ye yönelik saldırılar da oluyor. Bu saldırılar yaşamınızı nasıl etkiliyor? Girê Spî için en büyük tehlikeyi nerede görüyorsunuz?

Girê Spî’ye yönelik DAİŞ çetelerinin saldırıları, Türk devletinin işbirliğiyle gerçekleşiyor. Bu işbirliği bilinen ve başkalarınca da dile getirilen bir durum. DAİŞ çeteleri Girê Spî’de olduğu dönemde Türk devletinin buraya yönelik hiçbir saldırısı ya da açıklamalarında rahatsızlığı olmadı. Bununla birlikte DAİŞ’e yönelik desteğini de sürdürdü. Silah ve lojistik gönderdi, yaralılarını kendi ülkesinde tedavi ettirdi. Girê Spî özgürleştirildikten sonra buraya yönelik saldırılar başladı. 

Son saldırı yine Türk devletinin işbirliğiyle gerçekleşti. AKP hükümetinin desteğiyle DAİŞ çeteleri sınırdan geçti. Bu saldırı Girê Spî halkıyla birlikte özerklik sistemine yönelik de bir saldırıdır. DAİŞ zulmünü gören bir halk olarak bugünlerin değerini biliyoruz. 27 Şubat’taki saldırıda olduğu gibi buna fırsat vermeyecek, yaratılan değerleri her koşulda savunacağız. Saldırılar nereden gelirse gelsin bir daha o zulme mahkum olmamak için daha çok çalışacağız. Türkiye’nin saldırıları ve işbirliğine karşı dünya ülkeleri de tutum almalı, Birleşmiş Milletler buna sessiz kalmamalı. 


Rojava ve Suriye’nin geleceği için federasyon sistemi gündemde. Size göre neden federasyon?

Yaşanan sorunların temelinde yatan, halkların özgürlük taleplerine yer vermeyen, halkı sürekli baskı altında tutan egemen ve otoriter sistemdi. Halkın talepleri dikkate alınmadı. Baas rejimi yıllarca halkın emeğini sömürdü, taleplerini dikkate almadı. Halk haklarını elde edemedi. Yıllarca sömürülen, özgürlükleri kısıtlanan bir halk için federasyon bir gelecek hayali. Halk kendi kendini yönetmeli, emeğinin karşılığını almalı. Bunu yapacak gücü ve bilinci var. Talebimiz bu yönde ve bunun gelişimi için elimizden geleni yapacağız. Dünya ülkelerinde federasyon örnekleri oldukça çok. Bu sistem çok sayıda halkın ortak yaşadığı Suriye ve Rojava’nın gerçeğine de uyuyor. Kendi geleceği için karar vermek, nasıl yönetilmek istiyorsa buna kendi iradesiyle karar vermek, Suriye’deki tüm halkların hakkı. Bu sistem aynı zamanda şu ana kadar nice bedellerle yaratılanların bir sonuca ulaştırılması. Girê Spî yönetiminde yer alanlar ve halklar olarak bu projeye sahip çıkacak, uygulanması, başarıya ulaşması için elimizden geleni yapacağız. 


Rojava’nın askeri alandaki başarısı siyasi alanda da yeterince karşılık bulabilir mi? Cenevre’deki görüşmelerde olduğu gibi MSD ve Rojava temsiline yönelik engelleyici tutumlara karşı tutumunuz ne olacak?

Rojava Devrimi tüm saldırılara, engellemelere, bize karşı geliştirilen işbirliğine rağmen kendisini var eden bir devrim. Suriye halklarının görüşü alınmadan, geleceğini dışarda tartışıyorlar. Kendilerince projeleri var ve bize dayatmak istiyorlar. Bunlar çözüme hizmet etmediği gibi çözümsüzlüğü derinleştiren yaklaşımlar... Suriye’deki halklar olarak kendi kaderimizi belirleyecek, bunun kararını verebilecek güçteyiz. Projemiz de çözümün projesi. Siyasi alanda da tüm engellemelere rağmen hayata geçireceğiz. Suriye’nin geleceğine ancak ve ancak buradaki halklar karar verebilir. Proje, bu topraklarda yaşayan halkların ortak taleplerini ifade ediyor, bunları hayata geçirmeyi amaçlıyor. Sonucu ne olursa olsun, bu buradaki halkların tercihi. 

Cenevre’de olduğu gibi bizi dışlayan, yok sayan politikalar Suriye gerçekliğine ters ve sonuç alması mümkün değil. Gerçek biziz ve projemizle, pratiğimizle, bizi destekleyen halkımızla buradayız. Engellemeler olabilir fakat başarısı için daha çok çaba sarfedeceğiz. Bu halk hak ettiğini elde etmek için oldukça fazla bedel verdi, çok sayıda şehit verdik ve her gün bu toprağın çocukları can veriyor. Tüm bu bedeller, onların anısına bağlılığın gereği olarak daha çok sahip çıkmamızı, zafere ulaştırmamızı gerektiriyor. Bunun bilincindeyiz ve gereğini yerine getireceğiz. Suriye’nin halkı olarak hak ettiğimizi, bizim olanı istiyoruz. Dışarıdaki tutumlar ne olursa olsun, belirlediğimiz yolda ilerlemekte ısrarcıyız, her koşulda bunu uygulamakta kararlıyız. Bu kararımızın desteklenmesi de elbette bizi sevindirecektir. 



izlenim: ‘O gerçeğin’ tam içindeyiz


Girê Spî’ye ulaşınca, zaman tünelinden geçmiş hissi uyanıyor. Kontrol noktalarındaki Asayiş görevlileri, ana caddede dalgalanan devasa YPG bayrağı, sokakta karşılaştığımız YPJ savaşçıları, saldırılarda yıkılan binaların yıkıntılarıyla, sözü edilen o gerçeğin tam içindeyiz.


DAİŞ işgalinden 15 Haziran 2015’te kurtulup özgürlüğüne kavuşan Girê Spî, özlemini duyduğu demokratik ve özgür yaşamı güvenle yaratıyor. Kürt, Arap, Türkmen ve Ermeni halkın bir arada yaşaması ve DAİŞ saldırılarına karşı ortaya koydukları direniş nedeniyle burada geleceğe ilişkin verilecek yanıt, bir kentin cevabını aşıyor. Bu nedenle yönetim biçimi, sistemi ne olursa olsun Girê Spî’nin tutumu önem taşıyor. 

Federasyon tartışılıyor olsa da Girê Spî’nin son dönemdeki temel gündemlerinden biri, kente yönelik 27 Şubat’ta yapılan DAİŞ saldırısı... DAİŞ’in Türk devletinin işbirliğiyle gerçekleştirdiği belirtilen bu saldırıda 43 savaşçı ve 28 sivil yaşamını yitirdi. Yaşanan kayıplar, DAİŞ’e vurulan darbe ve DAİŞ’in ikinci işgal planına fırsat verilmemesi nedeniyle bu konu uzun süre tartışılacak gibi.

Rojava-Kuzey Suriye Federatif Sistemi Kurucu Meclisi toplantısının hemen öncesinde, 14 Mart’ta ziyaret ettiğimiz Girê Spî’de şehadetin acısıyla birlikte işgali boşa çıkarmanın, DAİŞ’i bir kez daha topraklarından kovmuş olmanın verdiği onur ve bilenmiş bir cesaret var.

Stratejik önemi, DAİŞ’e vurulan darbe ve Türk devletinin Rojava’ya yönelik planları nedeniyle çok sayıda habere konu olan Girê Spî’ye ulaşınca, zaman tünelinden geçmiş hissi uyanıyor. Kontrol noktalarındaki Asayiş görevlileri, ana caddede dalgalanan devasa YPG bayrağı, sokakta karşılaştığımız YPJ savaşçıları, saldırılarda yıkılan binaların yıkıntılarıyla, sözü edilen o gerçeğin tam içindeyiz. Adımladığımız sokaklarda bu gerçeğe dokunmaya çalışıyoruz. Daha önceki saldırılarda yıkılan binalara yenileri eklenmiş. Bizimle hareket edenler, sürekli son saldırıdan kalanlara işaret ediyor. “DAİŞ çeteleri şuradaki kültür binasında konumlandı, kentin elektrik sisteminin olduğu yerde şiddetli çatışma yaşandı, sıkışınca orada kendilerini patlattılar” diyorlar. 

Bu patlamalara, ölümün geldiği anlara tanıklık edenler oldukça fazla. Bir kamera gibi tüm detaylarıyla hatıralarına kazıyorlar. Son saldırıda çetelerin katlettiği çocuklar olan Êlin ve Cudi’nin aileleri gibi... 

QSD’nin intikamları için hamle başlattığı iki kuzenin ailelerini ziyaret ettiğimiz evde acılı iki baba karşılıyor bizi. Tüm bedenlerine sinen ölümün acısıyla dokunuyorlar gözlerimize. Suskunluğu Êlin ve Cudi’nin babaları bozuyor ve birbirinin anlatımlarını tamamlayarak evlatlarını yitirdikleri, evlerinin küle döndüğü o geceyi anlatıyorlar: “Saldırının gerçekleştiği gece DAİŞ’liler evimizi bastı. Kadını, çocuğuyla, hepimizi rehin aldılar, dışarı çıkmamıza izin vermediler. On saat geçti, dışarı çıkmak istedik, fakat izin vermeyip bizi vurdular. İlk taramada Êlin ve Cudi’yi öldürdüler. Cenazelerimizi bir yere götüremedik, evden çıkamadık. YPG’li arkadaşlar bizi kurtarıncaya kadar 48 saat boyunca önümüzdeki cenazelerle birlikte kaldık. Sonra da evimizin yakıldığını duyduk.”

Yıllarca yaşadıkları bu evde geçmişe dair hiçbir şey kalmamış. Kaybettikleri evlatlarının hasretini giderecekleri bir fotoğraf dahi yok şimdi. Karşılaştıkları bu vahşet, DAİŞ‘e yönelik öfkelerini katlamış. Kardeşlikten taviz vermiyor, “Kürtlerle birlikte yaşamak istiyoruz. Geri adım atmayacağız. QSD’nin bu kanseri içimizden söküp atacağına inanıyoruz” diyorlar. 

Acıyla birlikte, vahşete karşı direnişin de kalıcı izleri var. Direnişin keskinliği tepeden tırnağa her şeylerine sinmiş. Karşılaştığımız, sohbet ettiğimiz insanların yüzleri, mimikleri ve dilinde bu gerçeğin ta kendisi var. Bu şiddetli savaş ortamı dışında kalanlar için gerçeğin bu denli çıplak haliyle karşılaşmak şaşırtıcı. Her şey ölüm ve yaşam arasındaki fark kadar keskin ve örtüsüz... 

Girê Spîliler her şeyi bu netlikte yaşıyor. Bu nedenle samimiyetin en yalın haliyle buluşturuyorlar bizi. Bakışları net, gülüşleri ise yürekten geliyor. Konuştukları her sözün yaşamda bir karşılığı var. Samimiyetin, doğallığın resmi sürekli karşımıza çıkıyor. 

Demokratik Özerk Yönetim binasında bunun bir başka biçimini görüyoruz. Geçmişten aktarılan, tarihi bir sahnenin parçası gibi. Gözün değdiği hemen her şey ezber bozuyor. Farklılıkların ahengi karşısında şaşırmamak elde değil. Belediye binasında kesk, sor, zer kefiyeleri, egalleriyle oturan kalabalık, koridorda “gelabileri”, kendi renkleriyle koşuşturan Kürt ve Arap kadınları, üniformalı Asayiş görevleri, Kürtçe levhalar, bir müziğin vokali gibi aynı anda duyulan Arapça ve Kürtçe konuşmalar, bunlardan sadece birkaçı. Bambaşka bir dünya, bambaşka bir yaşam buradaki. Hangi zamanda, neredeyiz? 

Kentin içinde de bu farklılıkların farklı bir ahengiyle karşılaşıyoruz. Ama bunu hazmedemeyenlerin de olduğunu söylüyorlar. Kentin DAİŞ işgalinden kurtarıldığı günden itibaren Türk devleti, Akçakale Sınır Kapısı’nı tamamen kapatmış. Geçtiğimiz Haziran ayından bu yana geçişler tamamen durdurulmuş. Ziyaret ettiğimiz sınır kapısında güvenliği sağlayan YPG savaşçıları ve görevliler dışında kimseyi göremiyoruz. Kapıdaki görevliler, tekrar eden saldırılar ve Türk devletinin DAİŞ’e verdiği destek nedeniyle güvenlik tedbirlerini artırdıklarını söylüyor. Dönerken yine tek caddeden oluşan çarşıdan geçiyoruz. DAİŞ’in cezalıları koymak için cadde üzerine yerleştirdiği kafes halen duruyor. Daha önce cezalandırmaların yapıldığı kent meydanında ise şimdi TEV-DEM bayrağı var. Caddenin sonunda ise devasa büyüklükte YPG bayrağı dalgalanıyor. 

Kiminle, hangi mekanda olursak olalım konuşmalarda sık sık son saldırıdan söz ediliyor. Saldırı çocukları da oldukça etkilemiş. Ey Raqip’ten Kobanê marşlarına kadar sayısız devrim şarkılarını söyleyen çocukların repertuarı oldukça zengin. Dizelerini bazen karıştırsalar da sözlerini biliyorlar. Anne ve babalarının cesaretlerini bileyen saldırı, onları kaygılandırıyor. Cümlelerinde çokça DAİŞ sözü geçiyor. Kadınlardaki etkisi ise daha başka. Komünlerde, belediye binası, kurumlarda karşılaştığımız kadınlar, başarmanın güveni var. Adımlarını daha emin attıkları hemen hissediliyor. 

Girê Spîliler bu saldırıyı kendileri için de bir sınav olarak; burada sağladıkları birliğin sınanması, ortak yaşama verilen onay, DAİŞ’e karşı ortak tutum olarak değerlendiriyorlar. Bu sonuçlarıyla birlikte Türk devletinin düşmanca politikaları ve DAİŞ’in işgal planını boşa çıkarmış, buna karşı kentlerini bir kez daha savunmuş olmanın verdiği ikinci zaferin güveni ve sevinci var. Bir de Kürt, Arap, Türkmen halkı olarak bunu hep beraber başarmış olmanın mutluluğu... 

Bu askeri başarıya rağmen onlar için yeni yaşamı inşa etmek, bundan katbekat önemli. Gecelerini gündüzlerine katarak, sonuna kadar inanarak yaşıyorlar. Girê Spî’deki ortak yaşamı korumanın, kardeşliği hazmedemeyenlere vurulacak en büyük darbelerden biri olduğunun bilincindeler. 


 DENGİR GÜNEŞ