
Kürt muhalefetine yönelik ‘KCK’ adı altında gerçekleştirilen operasyonlarının basın ayağında tutuklanan ve 8 ayı aşkın süredir cezaevinde rehin tutulan 36’sı tutuklu 44 gazetecinin davası başladı. Ulusal ve uluslararası kamuoyunun yakından takip ettiği davayı izleyici olmadan yürütmek isteyen mahkeme heyeti duruşma daha başlayamadan salonunu boşalttı. Savunma hakkına yönelik saldırı içeride tutuklu gazeteciler, dışarıda yakınları ve meslektaşları tarafından “özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla protesto edildi. Kimlik tespiti yapılırken “Ez li vir im” diyen tutuklu gazetecilerin Kürtçe savunma talebi ise Mahkeme Başkanı Ali Açık, “Kürtçe konuşacaksa niye söz veriyoruz ki” cevabıyla reddedildi.
Kürt basın kurumlarına yönelik 20 Aralık 2011’de düzenlenen eş zamanlı operasyon sonucu 36’sı tutuklu 44 gazeteci aleyhinde açılan davanın ilk duruşması dün İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Türkiye tarihinde ilk kez bu kadar çok sayıda gazetecinin birarada ‘yargılandığı’ Basın Davası olaylı başladı. Çok sayıda avukatın takip ettiği duruşma salonunun girişinde alınan önlemler nedeniyle gerginlik yaşandı. Salona girmek isteyenler, iki bariyerden geçerek salona girdi. Mahkeme Başkanı’nın salona sadece 70 kişinin alınması talimatı vermesi üzerine de gerginlik arttı. Salona giremeyen avukatlar, yakınları ve duruşmayı izlemek için gelenler durumu alkışlarla protesto etti. Bunun üzerine salonda bekletilen gazeteciler de “Özgür basın susturulamaz” sloganı atarak durumu protesto etti.
Başlamadan ara verildi
Gerginlik salonda da son bulmadı. Salonda avukatlara ayrılan bölüm yeterli gelmeyince Mahkeme Başkanı Ali Açık, avukatların arka bölümlere geçmesini istedi. Bunun usule aykırı olduğunu belirterek savunma haklarının gasp edildiğini belirten avukatlar, itiraz etti. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı duruşmaya izleyici alınmayacağını bildirdi ve salonun boşaltılmasını isteyerek salondan çıktı. Salonda polisler ve izleyiciler arasında gerginlik yaşandı. Tutuklu gazeteciler, avukatlar ve izleyiciler dışarıya çıkarıldı. Avukatlardan oluşan bir heyet ile mahkeme heyeti arasında yapılan görüşme ardından oturma düzeni sorununun çözülmesi için duruşmanın saat 13.00’de başlamasına karar verildi.
‘Ez li vir im’
Öğleden sonra başlayabilen davada mahkeme heyetinin savunma hakkını gaspeden tutumları devam etti. Kimlik tespiti yapılırken tutuklu gazeteciler, “Ez li vir im” diye yanıtı verdi. Davada tutuksuz yargılanan gazeteciler de “Ez li vir im” diye yanıt verince, mahkeme başkanı, “hazır oldukları görüldü” diye kayıtlara geçti.
Kürt basını yargılanıyor
Kimlik tespiti ardından avukatların savunmasına geçildi. Avukat Baran Doğan, mahkemenin iktidarın talimatıyla hareket ettiğini söyledi. İddianamenin de İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ile polis tarafından hazırlandığını belirten Av. Doğan, “Benim müvekkillerim İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in gazetecileri, sanatçıları, aydınları hedef alan konuşması ardından tutuklandı. Şahin, polis örgütünün başıdır. Bu operasyonu yapan da polistir. Tüm KCK davalarında operasyon polisindir. Polisin yazdığı, İdris Naim Şahin’in de bunu desteklediği açık” diye konuştu. Dolayısıyla davanın hukuksal değil, siyasi bir dava olduğunu dile getiren Doğan, “Burada yargılanan Kürtler ve Kürt basınıdır” dedi.
Kürtçe savunmaya ret
Av. Sinan Zincir ise müvekkillerinin Kürtçe savunma yapacağını açıkladı. İlk sözü alan Diyarbakır Fırat Dağıtım çalışanı tutuklu Ertuş Bozkurt’a Mahkeme Başkanı, “Kürtçe mi konuşacaksınız” diye sordu. Bozkurt, “Evet Kürtçe” diye yanıt verdi. Mahkeme Başkanı avukatlara dönerek, “Kürtçe konuşacaksa, niye söz veriyoruz ki” dedi ve talebi reddetti.
Anadil nefes almak gibidir
Bunun üzerine söz alan Özgür Gündem Gazetesi yazarı Yüksel Genç, sadece bir bildirimde bulunmak için Türkçe konuşacağını söyleyerek, “Bir yerde dilin inkarı varsa kimlik inkarı vardır. Dolayısıyla bir halkı inkar etme durumu vardır. Anadilde konuşmak, nefes almak gibidir. Nefes alamıyorsanız zaten yaşamıyorsunuzdur. Siz hiç ‘nefes alabilir miyim’ talebi ile karşılaştınız mı?” diye sordu.
12 Eylül’den bu yana değişen ne!
Kürtçenin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren yasak olduğunu dile getiren gazeteci Genç, 12 Eylül’de “Vatandaş Türkçe konuş çok konuş” dayatmasında bulunulduğunu hatırlattı. Genç, “Bunu bugün de mahkeme salonunda yaşıyoruz. Kürtçe konuşan arkadaşımız konuşamadı, ben Türkçe konuşuyorum. Bu da 12 Eylül’den bu yana hiçbir şeyin değişmediğini gösteriyor. Mahkemelerde anadilimizde savunma yapmak istiyoruz” dedi.
Türk Başbakan Recep T. Erdoğan’ın “asimilasyon bitti” sözlerini hatırlatan Genç, ekledi: “Ama maalesef anadilimizde konuşamıyoruz, inkar ediliyoruz. En doğal hak olan anadilde savunmayı kabul edin ve bize tercüman getirin.”
Tutuklu gazetecilerin duruşması 14 Eylül tarihine kadar devam edecek.
DİHA/İSTANBUL
Duruşma mercek altında
Tutuklu gazetecilerin davası siyasetçiler, gazeteciler, basın örgütleri ve uluslararası heyetlerin yakın takibinde.
Dünkü duruşmayı; DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, BDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel, Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol, Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat, Basın Enstitüsü Dönem Sözcüsü Kadri Gürsel, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Uluslararası Basın Enstitüsü Türkiye temsilciliğinden Yurdanur Atadan, Gazeteci ve CHP İstanbul milletvekili Oktay Ekşi, CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, CHP Milletvekili İlhan Cihaner, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş, Ermeni Aydın Hayko Bağdat, 78’liler Derneği Başkanı ve Özgür Gündem Gazetesi yazarı Celalettin Can, sanatçı Ferhat Tunç, gazeteci Yıldırım Türker, Ahmet Şık, Nuray Mert ve Berrin Karakaş, TGS Başkanı Ercan İpekçi, Prof. Dr. Büşra Ersanlı da izledi.
Avrupa ülkelerinden çok sayıda heyet de davayı takip ediyor. Almanya’dan giden heyette, uluslararası hukuk uzmanı ve eski milletvekili Prof. Dr. Norman Paech, DIE LINKE Hessen Meclis Grubu Başkanı Willi Van Ooyen, Neues Deutschland gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Jürgen Reents, Alman Gazeteciler Birliği (dju) Federal Yönetim Kurulu Üyesi Joachim Legatis, Hessen Rosa Luxemburg Vakfı yöneticisi Murat Çakır, insan hakları savunucusu Wolfgang Kanz ile gazeteciler Edgar Auth, Dinah Riese, Benjamin Hiller ve dju-Münih yönetim kurulu üyesi Michael Backmund yer alıyor. Uluslararası Basın Enstitüsü’nden temsilciler de duruşmayı izliyor.
Suçlamalar mesnetsiz
Gazeteciler, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına çıkmak için sekiz ay bekledi. 36 basın çalışanı, 24 Aralık 2011’de tutuklanmıştı. 800 sayfalık iddianamenin çoğunluğu, haber amaçlı yapılan telefon konuşmalarından ve haberlerinden oluşuyor.
Davada, Nurettin Fırat, Ertuş Bozkurt, Mazlum Özdemir, Turabi Kışın, Ramazan Pekgöz, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Yüksel Genç, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Davut Uçar ve Kenan Kırkaya, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314/1 ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 5. maddeleri gereğince, “KCK/PKK örgütü yöneticisi olmaktan” yargılanıyor.
Sibel Güler, Mehmet Emin Yıldırım, Zuhal Tekiner, İrfan Bilgiç, Ömer Çelenk, Haydar Tekin, Ömer Çiftçi, Selahattin Aslan, Dilek Demiral, Nahide Ermiş, Çağdaş Kaplan, Nilgün Yıldız, Çiğdem Aslan, Cihan Albay, Sadık Topaloğlu, Ayşe Oyman, İsmail Yıldız, Fatma Koçak, Oktay Candemir, Pervin Yerlikaya Babir, Çağdaş Ulus, Zeynep Kuray, Şerafettin Sürmeli, Eylem Sürmeli, Sultan Güneş Ünsal, Murat Eroğlu, Evrim Kepenek, Hamza Sürmeli ve Arzu Demir’in TCK’nın 314/2 ile TMK’nın 5.maddeleri gereğince “örgüt üyeliğinden” yargılanıyor.
Ziya Çiçekçi, Saffet Orman ve Enis Yalçın’ın da TCK’nın 314/2, TMK 5. maddeleri gereğince örgüt üyeliğinden ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 33/1.maddesi gereğince yargılanıyor.
Rehinleri bırakın
Adliye önünde biraraya gelen gazetecilerin yakınları, meslektaşları ve siyasetçiler, “Rehinleri bırakın müzakereler başlasın” yazılı pankart açarken, duruşma öncesi Adliye binası önünde basın açıklaması yapıldı.
Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin, “Kürt basını karşılaştığı baskılar ile Türkiye’deki düşünce özgürlüğü üzerindeki baskıların simgesi olmuştur” dedi. Kürt basınının gazete bombalama, gazeteci öldürme gibi baskılarla karşılaştığını belirten Keskin, “Bugün de bize ölümle tutukluluk arasında seçim sunuyorlar” diye konuştu.
Paech: Skandal
Duruşmayı izlemek için giden Alman heyet adına BM Hukuk Uzmanı, eski parlamenter ve Gazeteci Norman Paech söz alarak, gelişmelerden son derece kaygılı olduklarını belirtti. Türkiye’de “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin ortadan kalktığına dikkat çeken Paech, 2011 yılından beri 100 gazetecinin cezaevinde olmasını “skandal” olarak değerlendirdi. Bu baskıların tüm gazetecileri tehdit ettiğini kaydeden Paech, “Biz aynı zamanda Türk yargısının bağımsızlığını kaybetmesine karşı da buradayız. Biz diğer KCK davalarını da gözlemleyeceğiz. Türk hükümeti hiç bir şeyi gizleyemeyecek” diye konuştu.
Kışanak: Türkiye duvara çarptı
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak ise, basın mensuplarına seslenerek, “İçeride sizler gibi kamuoyunu bilgilendirmek için gazetecilik yapan arkadaşlar yargılanıyor. Yaptıkları tek şey bu ülkede yaşananları kamuoyuna ulaştırmak için görev yapmaktadır” diye konuştu. Gazetecileri, Türk Başbakan Erdoğan’ın baskılarına karşı ortak tavrı almaya çağıran Kışanak, “Uludere Katliamı’nı görmeyin dediler. Şimdi Afyon’daki katliamı görmeyin diyorlar. Yarın da başka bir şeyi görmeyin diyecek. Bırakın Başbakan kendi yalanlarını kendi yazsın kendi okusun” dedi. “Kaleminin onurunu korumak isteyenler açıkça tehdit edilmiştir. Bu ülkenin bir bakanı ‘o yazdıklarını ağzına tıkarım’ demiştir” diyerek, basın özgürlüğünün tehdit edildiğine dikkat çeken Kışanak, gazeteciler için özgürlük talep etti.
“Türkiye’de açıkça canımızın istediğini yaparız diyen bir hükümet var” diyen Kışanak, “Türkiye demokrasi duvarına çarptı” diye konuştu.
Önder: Pervasız bir oyun
BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise, “Bu ülkede aslında Türk sorunu var. Çünkü Türk’ün ötesi hiç olmadı ama Kürt’ün ötesi hep Türk oldu. Kürt sorunun esas muhatapları, siyasi temsilcileri olmadan konuşuldu bu sorun” diyerek, yapılan tutuklamaların bunun sonucu olduğunu söyledi. Önder, “12 Eylül döneminde bile bu kadar pervasız bu kadar açıkça ortada bir oyun oynanmamıştır. Tutuklamalar mesnetsizdir” dedi.
DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk da bu yargılamalara ‘KCK’ kılıfı uydurulduğunu belirterek, davanın “utanç davası“ olduğunu ifade etti. Tuğluk, “Onlar tutsaksa, Başbakan’ın protokol basını olmadıkları içindir” dedi. Açıklamanın ardından, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı.
GÖP gazetecilere ‘özgürlük’ istedi
Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) da İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması yaparak, tutuklu gazetecilere özgürlük istedi. GÖP Dönem Başkanı Kadri Görsel, hükümetin hoşlanmadığı gazetecileri suçlamak için “terörist” kavramını kullandığını belirterek, gazetecilere yönelik baskılara dikkat çekti. Görsel, basın özgürlüğünün sadece basının değil tüm toplumun özgürlüğü olduğunu belirti. Halkın haber alma hakkının elinden alındığına vurgu yapan Görsel, tüm gazetecilere özgürlük istedi.