Televizyonun karşısına oturmuş, Van depreminde enkaz altında kalmış insanların görüntülerini acı çekerek izliyordum. Dört duvar arsında olduğum için elimden bir şey gelmiyor. Ağlamalar, sızlamalar, dua etmeler, enkaz altından sağ-salim birilerinin çıkmasını umut etmeler. İzlemek dışında elden bir şey gelmiyor. İçim parçalanıyor, tüylerim diken diken oluyor. Enkazın başındakiler gibi ben de televizyon başında görüntülere kilitlenip kalmışım. Daha da yaklaşıyorum televizyona. Enkaz altından çıkacakları ben de merak ediyorum. Hayal kurmaya başlıyorum. Bana iki gün izin verseler de gidip o insanların acılarını paylaşsam. Yaralılara, zor durumda olanlara elimi uzatabilsem…
Ben bunları hayal ederken duyduklarımla birden sarsıldım yerimden. “Devletin polisine taş atıyorlar, askerine taş atıyorlar, sonra da çıkıp yardım istiyorlar” diyor haber programını sunan kişi. Bu dört duvar arsından ona söylüyorum; oradaki yaralı insanların, soğukta titreyen insanların senden ve senin gibilerinden bekledikleri bir yardım yok. Olmayacağını biliyorlar. Yardım etmek onların acılarını hissetmekle olur. Irkçılık hastalığına yakalanmış birisinin on bir yaşındaki Serhat’ın, on üç yaşındaki Yunus’un acısını hissetmesi mümkün değildir. O yürek yoktur onlarda. Öyle bir yüreği taşıma meziyetleri yoktur. Yaralara merhem olmazlar. Ve oradaki insanlar da bunu yıllardan beridir çok iyi biliyorlar.
O sözleri dinlerken acım ve öfken kat kat arttı. Bu ırkçı zihniyet yaralara tuz serpti, serpmeye devam ediyor. Herkes seferber olmuş, bir can kurtarma telaşındayken programcının aklına gele gele bunlar gelmiş. Ben onun da o acıları yaşamasından taraftar değilim. Zira yakalanmış olduğu ırkçılık hastalığı acıların en büyüğüdür. İnsanca bir yüreğe sahip olamamak acıların acısıdır. “Yazık” diyorum, sadece kendisine. Bu amansız hastalığı konusunda yapabileceğim, söyleyebileceğim fazla bir şey yok. Belki Kürt, Türk tüm insanlar bu amansız hastalığı görür ve lanetlerler. Yürek sahibi olan insanlar yüreklerini bu hastalığa karşı korurlar. Bir ülke bunları tanır ve uzak durur.
Bu dört duvar arasından bizler, yaşamını yitiren tüm insanlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarının, hepimizin başı sağ olsun. Yaralılara geçmiş olsun diyor, bir an önce iyileşmelerini umut ediyoruz.