YASİN KOBULAN/MA/İSTANBUL

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları, Bursa 1. İnfaz Hakimliğine başvurarak, haklarının iadesini talep etti. Hakimlik, savcılığın mütalaasını dikkate alarak, 21 Temmuz 2016’da hiçbir hukuki değeri olmayan kararını gerekçe yaparak, talepleri reddetti. 

Öcalan’ın avukatları, Bursa Ceza İnfaz Kurumları ve Tutuk Evleri İzleme Kurulu’na başvuru yaptı. Başvuruda, kurulunun görevleri arasında yer alan “müvekkillerinin koşullarının incelenmesi, raporlaştırılması ve hukuka uygun hale getirilmesi” talep edildi. Kurul, hiçbir yanıt vermedi. Öcalan’ın bunun üzerine bu kez Bursa 1. İnfaz Hakimliğine başvuruda bulundu.  Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, Bursa 1. İnfaz Hakimliğine mütalaasını sundu. Başsavcı, mütalaasında şu ifadelere yer verdi: “Aynı mahiyetteki taleplerin dayanağını oluşturan Bursa 1. İnfaz Hakimliğinin 21/07/2016 tarihli 2016/56 değişik iş sayılı karar içeriği ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine dair Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/07/2016 tarih 2016/1127 değişik iş sayılı karar içeriği birlikte değerlendirildiğinde adı geçen hükümlüler lehine bir değişiklik olmadığından, hükümlüler vekillerinin talebinin reddine karar verilmesinin kamu adına talep edilmiştir.” 

 

Mahkeme de reddetti

 

İnfaz Hakimliği, başsavcının mütalaası doğrultusunda avukatların başvurusunu şu gerekçeyle reddetti: “İmralı Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü bulunanlar hakkında verilen hakimliğimizin 21/07/2016 tarih ve 2016/56 değişik iş sayılı kararının ve bu karar yapılan itiraz incelemesi sonucunda verilen Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/07/2016 tarih 2016/1127 değişik iş sayılı karar gerekçesinin oluşturan durumlarda bir değişiklik olmadığı, ülkemizde olağanüstü halin halen devam ettiği, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6/d maddesi, 5275 sayılı kanunun 114/2-3, 115/1-b ve 59/5-6 (676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6. Maddesi ile eklenen) maddeleri gereğince hükümlüler vekillerinin taleplerinin reddine karar verilmiştir.” 

 

Avukat: Kurul görevini yapmıyor

Kararı değerlendiren Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, 27 Temmuz 2011’den bu yana müvekkilleriyle görüşemediklerini, ailenin ise son 3 yılda ancak 2 defa görüşebildiğini hatırlattı. Bilmez, “Tecridin sadece bu boyutu bile AİHS’nin 3. maddesinde düzenlenmiş olan işkenceye, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye ve cezaya tabi tutulmama yasağının açık bir şekilde ihlal edildiğini gösteriyor” dedi. Bursa Ceza İnfaz Kurumları ve Tutuk Evleri İzleme Kurulu’nun özel bir çalışma kanununun olduğunu dile getiren Bilmez, iki ayda bir kurulun İmralı’yı ziyaret etmesi ve dört ayda bir bu ziyaretler sırasında yaptıkları hak ihlalleri tespitlerini raporlaştırarak, Adalet Bakanlığı ve Meclis İnsan Hakları Komisyonuna göndermesi gerektiğini, ancak bugüne kadar bu kurulların söz konusu raporlarını hiç göremediklerini söyledi.

 

Kararda gerekçe yok

Bilmez, İnfaz Hakimliğinin kararında herhangi bir gerekçe olmadığını kaydederek, “Bir cümleyle OHAL’in devam ettiğini ve İnfaz Hakimliğinin daha önce bu yönlü bir karar verdiğini söylüyor. Daha önce verilen hukuksuz bir karara atıf yaparak, bizim taleplerimizi reddetmiş oldu” dedi. Bu karara dair Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edeceklerini, kararının değişmemesi halinde de Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaklarını söyleyen Bilmez, “Hukuk aslında bizim için adeta bir kısır döngü haline gelmiş durumda. Biz sürekli başvurular yapıyoruz ve bu başvurular sonuçsuz bir şekilde geri dönüyor” diye konuştu. 

 

CPT’nin de siyasi tavırdır 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’ne (CPT) yaptıkları başvurunun da geç karara bağlanmasını eleştiren Bilmez, şöyle devam etti: “CPT ve AİHM de ne yazık ki bazı dönemler siyasi dengeleri gözeterek tavır takınabiliyor. Hatta zaman zaman önceki verdikleri kararlarını yok sayabiliyorlar. Daha önce CPT, avukat ve aile görüşmelerinin 3 ay kesilmesini bile ‘kabul edilemez’ bulurken, bugün geldiğimiz noktada 7 yıldır hiçbir avukat gidemiyorken CPT harekete geçmiyor. CPT, Türkiye’nin son ziyarete ilişkin raporun açıklanmasına onay vermediğini söylüyor, ama bu durum harekete geçmesine engel teşkil etmiyor ki! CPT’nin istediği zaman İmralı’yı ziyaret etmesi mümkündür. Bu şekilde son dönemde kamuoyuna yansıyan müvekkilimizin sağlık ve yaşam güvenliğine ilişkin haberlerin yarattığı kaygıların önüne geçebilir. Bunları CPT’ye sözlü olarak da ilettik.” 

 

Hukuksuzluk hızla yayıldı

“Sayın Öcalan söz konusu olduğunda hukuk işlemiyor” diyen avukat Bilmez, şunları söyledi: “Hukuk çevreleri ve demokratik kamuoyu bu konuda sesini yükseltmeli. Bir hukuk sisteminde bir gedik açılmışsa ve bunun kapatılması için üzerine sorumluluk düşenler harekete geçmezlerse bu gedik giderek büyür ve hukuk devletini ortadan kaldıracak bir noktaya ulaşır. İşte İmralı’da açılan gedik ve bunun karşısında demokratik kamuoyu ve hukuk çevrelerinin sessizliği bugün Türkiye’nin bir hukuk devleti olup olmadığını tartışılır bir hale getirmiştir. İmralı’da itiraz ettiğimiz hukuksuzlukların hızla tüm ülkeye yayıldığını hep beraber izliyoruz.” 

 

20 yıldır Öcalan için eylemdeler

KENAN KIRKAYA/MA/ANKARA

İmralı tecridinin kaldırılması amacıyla başlatılan açlık grevine katılanlardan bazıları, 1998’de de Öcalan için yapılan açlık grevlerine katılan isimlerden oluşuyor. 

Öcalan üzerindeki tecride son verilmesi ve acileng örüşme yapılması için İstanbul, İzmir, Batman, Amed, Van, Mardin, Adana ve Ankara’daki açlık grevleri devam ediyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü de son dönemlerin en kalabalık günlerini yaşıyor. Saldırılar nedeniyle 7. kata taşınan il binasına bir grup insan giriyor, bir başka grup çıkıyor. HDP il binasında 6 barış annesi açlık grevinde. Duvarlarda Türkçe-Kürtçe yazan ve Öcalan üzerindeki tecridin sona erdirilmesine yönelik talepler var. Annelerden biri üst üste öksürüyor, bir başkası ona su yetiştiriyor. Gelen-giden eğiliyor ellerine öpmek için ama hiçbirine izin vermiyor anneler. Bir de ortak simgeleri var. Başlarındaki beyaz leçekleri (tülbent), ki bu da insanları hangi örgüte yamayacağını şaşıran devlet aklı için bir “örgütsel” simge haline gelebilir pekala. Yüzlerinde kederle işlenmiş yaşadıklarının ağır izleri, gözlerinde ise umut var bu yaşlı ve bilgi kadınların. 

 

Önderliğimize feda olsun

 

Barış anneleri, açlık grevinin ilk gününü il binasında geceleyerek geçirmiş ve ikinci günde ziyaretçilerini karşılıyor. Her birinin altında bir battaniye; çay servis ediliyor, birer parça limon, az biraz şeker… Bir başkası soruyor “Tuz aldınız mı” diye. Açlık grevi eyleminin amentüsü bunlar. Tuz, limon ve bir parça şekerle günleri deviriyor insanlar. Yanlarına yaklaşıyorum, sohbet etmek için biri sımsıkı sarılıyor gelen insana sarıldığı gibi. Öksüren Barış Annesi Münibe Koç. Demokratik kurumların gözdesi. Üstelik kendisine ait sosyal medya hesaplarıyla güncel araçları yakalamış nadir barış annelerinden biri. “Zorlanıyorsunuz herhalde” diyorum, küçümseyen bir bakış fırlatıyor. “Bronşitim var, yaş da ileri ama olsun Önderliğimize feda olsun” diyor Münibe Koç. Sonra devam ediyor anlatmaya: “O bizim için bütün ömrünü feda etti, şimdi sıra bizde. Aksine nasıl insan oluruz.” 

Öcalan’ın posterine bakıyor, bir kaç saniye duraksıyor ve tekrar sürdürüyor: “Başkan Apo’dan niye bu kadar çok korkuyorlar, niye onu tecrit ediyorlar biliyor musun? Çünkü onun gücüyle başa çıkamıyorlar.” 

 

Yakıcılığı resmeden anneler

 Öcalan için açlık grevine başlayan bütün anneler gibi Münibe Koç da Kürt sorununun bütün yakıcılığını üzerinde taşıyor. Yaşadığı yerden zorla göçertilmiş, kardeşini yitirmiş, bir evladı dağda… Yüreği yaralı ve diğer bütün anneler gibi o da bu acının ancak Öcalan tarafından durdurulabileceğine inanıyor. Koç da, pek çok insan gibi ilk olarak 1998’de Öcalan için açlık grevine girmiş. 

 

Dün gibi hatırlıyorlar

Öcalan’ın Suriye’den çıktığı, Avrupa’da ise neredeyse yeryüzü yasaklısı haline getirildiği yıllardı. Kürtlerin Öcalan’a siyasi statü talep etmek için yine değişik kurum ve kuruluşlarda açlık grevi başlattığı, dünyaya seslerini duyurmak için direnişe geçti; kimi milliyetçi çevrelerin ise İtalya’daki Dallema hükümetini protesto etmek için İtalyan makarnasını bıçakladığı bir tarihti. Keşke o dönem için saldırılar sadece makarna bıçaklamak, İtalyan markası ayakkabıları sokakta yakmak kadar naif kalsaydı. Öyle olmadı. İzmir, İstanbul, İzmir’de açlık grevi yapanlara saldırılar yaşanmış ve sonucunda insanlar linç edilerek katledilmişti. 

 Münibe Koç ve onunla birlikte o günleri yaşayanlar dün gibi hatırlıyor. O açlık grevinde sesleri duyulmadığı için dağın yolunu tutan gençleri, cezaevlerine atılanları, vazgeçenleri, geri dönenleri… Şimdi Münibe Koç gibi Öcalan için 1998’de yapılan ilk eylemlere ve açlık grevine katılan başka isimler de var salonda. Yıldız Bahçeci de o isimlerden biri ve kısa süre önce hakkında uygulanan adli kontrol kararı nedeniyle üstelik de devletten kaynaklı bir yanlışlıktan dolayı 21 gün hücrede tutulmuş ve iki gün önce “pardon” denilerek serbest bırakılmış. Bahçeci, bir sonraki grupla eyleme dahil olacak. Eyleme katılan kadınların hepsi aynı duygu ve düşünceyi dile getiriyor: “Öcalan özgür olana kadar bize rahat yok. Öcalan’ın özgürlüğü bizim özgürlüğümüzdür.” 

 

Biz özgür olsaydık

73 yaşındaki eylemci Hanım Varlı, başka ifadelerle bu düşüncelere katılıyor ve aslında eylemi Öcalan için değil, kendileri için yaptıklarını ifade ediyor: “Biz özgür olsaydık Öcalan tutsak olmazdı, bugün tecrit yaşanmazdı, buna izin vermezdik. Türkiye bu durum içerisinde kalmazdı.” 

Varlı’nın bu sözleri, yıllar önce “Öcalan’a özgürlük” eylemlerine dair Öcalan’ın yaptığı değerlendirmeleri hatırlatıyor. Öcalan, “Siz önce kendi özgürlüğünüz için mücadele edin” demişti. Hanım Varlı, belli ki sadece Öcalan’ı okumuyor. Konuşurken sık sık peygamberlerin, evliyaların hayatlarından örnek veriyor, Ehmedê Xani’den, Cigerxwîn’den alıntılar yapıyor. Kuran’ı refere ediyor; dünyanın değiştiğinden, eski kafa ile bir yere varılamayacağından ancak Türkiye’nin bunda ısrar ettiğinden bahsediyor. Ekranlara uzman olarak çıkarılan birçok kişiden daha derin ve entelektüel birikime sahip olan bu bilge kadın eninde sonunda sözü Öcalan’a getirerek, çözümün Öcalan ile diyalogdan geçtiğini belirtiyor. 

 

Öcalan’ın emeğine saygı

Barış annelerinin içinde nispeten genç duran Kadriye Ozgan, sık sık telefonun ekranında olan kızının fotoğrafını öpüyor. Eyleme katılmasının gerekçesini başka bir pencereden izah ediyor. “Biz gözlerimizi Öcalan’la açtık, benim için çocuk doğurmak ve eşime hizmet etmekten başka bir yaşam yoktu. O bizi özgürleştirdi, şimdi Öcalan’la dünyayı tanıyoruz” diye söze giriyor ve Öcalan için her şeyi yapacaklarının altını çiziyor. 

 

İktidar da muhtaç olacak

Diğer eylemci kadınların da ortak noktası aynı ve hepsi son dönemlerde dolaşıma sokulan haberlerden duydukları kaygı ve bu kaygının bir an önce giderilmesi için yapamayacakları şey olmadığını anlatıyor uzun uzun. Ayrıca çok da önemli bir tespitte bulunuyorlar: “Öcalan’a saldıranlar, geçmişte dönüp dolaşıp ona muhtaç kaldılar. Bu iktidarda her taraftan sıkıştı yine dönüp dolaşıp Öcalan’a muhtaç olacak.”


İlk günkü duyguları var

Barış anneleri, eylemi dün HDP Kadın Meclisi’ne devretti ve Ankara’daki açlık grevi eylemi 15 Kasım’a kadar devam edecek. Öcalan için yaklaşık 20 yıldır kesintisiz bir şekilde sürdürülen eylemler ve o eylemleri sürdürenlerin duygularında halen ilk günkü kararlığı ve dirayeti okumak mümkün. 

 

702. başvuruya da ret

Öcalan’ın avukatları Rezan Sarıca, Cengiz Çiçek ve Serbay Köklü müvekkilleriyle bugün görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. Bu başvuruyla avukatlar 27 Temmuz 2011’den bu yana 702. kez görüşme talebinde bulunmuş oldu. Avukatların Öcalan ile görüşme talebi, 27 Temmuz 2011’den bu yana 701 kez “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve OHAL gerekçesiyle engellendi. bu kez de OHAL gerekçe gösterilerek başvuru reddedildi.