PKK gerilla güçlerini geri çekiyor. Buna ilişkin açıklamanın bugün yapılması bekleniyor. Çekilmenin 1 Mayıs’ta başlaması ve herhangi bir sorun çıkmaması halinde sonbahara kadar tamanlanması hedefleniyor. Bu arada Türk devleti ve hükümetinin de yasal-anayasal yükümlülüklerini yerine getirmesi bekleniyor.
Konu iç ve dış kamuoyunda yoğun olarak tartışılıyor. Açık söylemek gerekirse Kürt tarafı; özellikle de mücadelenin ağır yükünü çekmiş ve çok bedel ödemiş kesim süreci hazmetmekte zorlanıyor. Bu kesim ortada bir çözüm görmüyor ve yeniden aldatılacağı endişesini taşıyor.
PKK ise Türk devletini ‘çözüme zorlamak amacıyla‘ geri çekilme kararı aldığını, bunun ‘geri değil, ileri bir adım‘ olduğunu söylüyor. PKK geri çekilmenin ardından köklü siyasi değişimlerin olacağını da bekliyor.
Bana gelince;
Doğru bir adım atılıyor. Kürt halkının çıkarları bu adımın atılmasını gerekli kılıyor. Bu yüzden destekliyorum.
1999 yılındaki geri çekilmeye karşı çıkmış ve bunun bedelini ödemiş biri olarak süreç başladığından bu yana kendi tavrımı yine açık ve net olarak ortaya koydum ve ‘bu kez destekliyorum‘ dedim.
Bana göre geçmişte karşı çıkmak ne kadar doğruysa bugün de desteklemek o kadar doğrudur. Doğrudur çünkü, eski statüko ortadan kalkmıştır ve Kürt halkı çok önemli fırsatlar yakalamıştır.
1999’dan bu yana geçen zaman içinde, özellikle de Irak’ın işgaliyle birlikte Ortadoğu’da 100 yıl öncesi kurulan dengeler yıkılmıştır.
Kürdistan’ın parçalanması ve Kürtlerin inkarı üzerine bina edilmiş olan Lozan aşılmıştır. Kürt halkı ve Kürdistan yüz yıllık direniş sayesinde tarih sahnesine çıkmıştır. Kürdistan’ın bölge kurulacak yeni dengelerde yer alması kaçınılmazdır. Kürdistan artık vardır ve sonsuza kadar da var olacaktır.
Ayrıca Kürdistan bölgesel iki güçten biri olan İran’la ya da Türkiye’yle ortaklık, veya kader birliği yapmak durumundadır.
Görüldüğü kadarıyla Kürt halkı ve siyaseti tercihini Türkiye’den yana yapmaktadır. Bunu da nesnel süreç gerekli kılmaktadır ve bu Kürt halkının çıkarınadır.
Kürt siyaseti buna uygun bir strateji izlemekten kaçamamaktadır. Kaçması kaybetmesi demek olacaktır.
Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok; Türkiye’nin Kürtlerle ortak bir gelecek için ikna edilmesi Kürtlerin çıkarınadır.
Türkiye’nin Kürtleri ‘stratejik tehdit‘ unsuru olmaktan çıkarması gerekiyor. Bunun için Kürt tarafının da yapması gerekenler vardır. ‘Stratejik tehdin‘ yerini ‘stratejik işbirliğinin‘ alması için karşılıklı adımların atılması gerekiyor. Her iki halkın da çıkarları bunu gerektiriyor.
Siyasetimiz bunun argümanlarını üretmekte ve açıklamakta yetersiz kalıyor ancak, gidişat bunun çıkarımıza olduğuna işaret ediyor. İçine girdiğimiz sürecin akamete uğramaması halinde Kuzey, Güney ve Batı Kürdistan’la Türkiye‘yi ortak bir gelecek etrafında buluşturma şansı vardır.
Güney’deki federal Kürt devleti Türkiye’yle stratejik işbirliği yapmaktadır. Batı’da ise özyönetim sağlanmıştır ve Türkiye’nin bunu kabul etmesi için çaba harcanmaktadır.
Aynı şekilde Kuzey’deki KCK sisteminin yasallaşması gerekiyor. Kürdistan‘ın üç parçası üzerinden Türk-Kürt federasyonunun gerçekleşmesi şansı yüksek görünüyor.
Önümüzdeki süreçte bir Kürt-Türk federasyonu kaçınılmaz olarak gündeme geleceğe benziyor. Bunun alternatifinin bağımsız Kürdistan olacağının da bilinmesi gerekiyor.
Bazıların iddia ettikleri gibi süreç Kürt halkını TC’nin ‘yedek gücü‘ haline getirmiyor. Ya ‘ortağı‘ ya da ‘komşusu‘ yapacağa benziyor.
Ayrıca, ‘bu devletle barış olmaz‘ demek durumu kurtarmaya yetmiyor. AKP’nin bu sorunu nasıl çözeceği de bilinmiyor. Kaldı ki AKP’nin ufku bu soruna yetmiyor. O daha çok kendi siyasi hesaplarını ve geleceğini düşünüyor.
Bütün bunlara rağmen ama bu süreçten kaçma şansı bulunmuyor. Bunun da uzun soluklu bir mücadele süreci olduğunun bilinmesi, barışılacak devletin ve hükümetin bu devlet ve bu hükümet olmayacağının görülmesi gerekiyor.
Bu nedenle de bu aşamada Türk devletiyle olan savaşın sona ermesi Kürt halkının çıkarınadır. Doğru değerlendirilmesi ve hakkının verilmesi halinde önümüzdeki 3-5 yıllık süreç halkın mücadelesine güç katacaktır.
Bence sorun savaşın sona eriyor olmasında ve Kürt tarafının tek taraflı adımlar atıyor olmasında değil, bunun yerini alacağı söylenen ‘demokratik alanın‘ yetersiz ve sorunlu olmasından kaynaklanıyor.
Bence biz asıl olarak oraya yönelmeliyiz. Kişisel çıkarlar, sorumsuz- yalaka tutum ve davranışlar yüzünden çürüme ve yozlaşma eğilimi gösteren siyasal alanı bu olumsuzluklardan arındırmalı ve güçlendirmeliyiz. Aksi durumda asıl o zaman yenilir ve kaderimizi başkalarına teslim ederiz. Esas tehlike gerillanın silahını susturmasından değil, siyasal alandaki boşluktan; çüreme ve yozlaşmadan geliyor.
BDP ve DTK’nın da gerillanın misyonunu üstlenmesi zor, çok zor görünüyor. Dolayısıyla siyasal ve kurumsal birikimin rant kapısı olmaktan çıkarılması, yeniden yapılandırılması ve yoksul halk kitlelerinin iradesi temelinde tahkim edilerek güçlendirilmesi gerekiyor.
Geri çekilme üzerine
Bugün hem Kürt ve Kürdistan sorununun bölgesel çözümü hem de Kürt-Türk ilişkilerinin geleceği açısından tarihi bir adım atılıyor.