Her şeyden önce, geri çekilmenin olabilmesi için bunun koşullarının yaratılması gerekiyor. Bunun önündeki engeller veya engel olabilecek neler varsa, onların ortadan kaldırılması gerekiyor. Eğer bunun önünde yasal engeller varsa, bu yasa veya yasaların engel olmaktan çıkarılması şarttır. Ya da geri çekilmenin yasal güvence altına alınması gerekiyorsa, o zaman yasa çıkarılması şarttır. Şarttır dememizin nedeni olmazsa olmaz özelliğinden kaynaklıdır. Bu eşyanın tabiatında olan bir durumdur. Bir şeyin olmasını istiyorsak, o işin önünde ne engel varsa, onu ortadan kaldırmak gerekir. O açıdan yapılması gereken, hiç zaman yitirmeden bu sürecin mutlak anlamda yasal güvence altına alınmasıdır. Bu taraflara yasal anlamda bir meşruiyet sağlayacağı gibi, sorunun çözümünde emek harcayan kesimlere de rahat hareket etme imkanını sunacaktır.
Buraya kadar dile getirmeye çalıştığımız, ilk etapta AKP Hükümeti ve Türk devletinin TBMM çatısı altında atması zorunlu olan adımdır. Mecliste oluşturulan 11 kişilik komisyon bunun için yeterli değildir. Olumlu bir adım olmakla beraber, yetersiz ve eksiktir. Bu komisyonun yüklendiği misyon ve yapacakları netleştirilmesi gereken en önemli husustur. Geri çekilme sürecinde oynayacağı rolden, ortaya çıkabilecek sorunların giderilmesine kadar yasal olarak yetkilendirilmesi gerekir. Aynı zamanda daha önce kurulan Akil İnsanlar Komisyonuyla ortak çalışabilmesi, sürecin daha hızlı işlemesi ve koordineli olabilmesi açısından önemlidir.
Ama daha da önemlisi, bir taraftan Türk aydın ve demokratlarının, diğer taraftan ise Kürt halkının ve onların meşru temsilcilerinin yapması gerekenlerdir. Çünkü bu ülkede yürütülen otuz yıllık savaşla birlikte, toplumsal yaşamda oluşturulan bir zihniyet ve algı ile açılan onlarca toplumsal yara var. Bu oluşturulan zihniyetin aşılması veaçılan yaraların sarılması veya en azından bunların tartışılması adına, Kürdistan ve Türkiye’de toplumun tüm kesimlerini içine alan ve herkesin düşüncelerini rahatça ortaya koyabileceği, tartışabileceği konferansların yapılması bir gerekliliktir. Çünkü bu ülkede yaşayan halkların bundan sonraki yaşantılarını, doğru ve olumlu değerlendirildiği takdirde derinden etkileyebilecek bir süreç yaşanıyor. Yaşanan bu sürecin halka taşırılması ve toplumun bu sürece ortak kılınması, özellikle de oluşturulan zihniyetin kırılması adına hayati önem arz etmektedir.
Tabi ki bir tartışmayla bu zihniyetin değişmesini beklemek hayalcilik olur. Ama çaba sergilenirse Türkiye toplumunda Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketine karşı bir farkındalık yaratılabilir. Özel savaş propagandasının Türkiye halklarında yarattığı algıyı kırmak açısından bu bir görev olarak Türk aydın ve demokratlarının önünde durmaktadır. Kürt sorunu hakkında yaratılan bu algı, Türkiye’nin demokratikleşmesi önündeki en önemli engel durumundadır. Bununla birlikte, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda yaşanan birçok sorun bu algıyla alakalıdır. Bu açılardan bile bakıldığında, bu algının kırılması görev ve sorumluluk sahiplerini beklemektedir. Bu konferansı, Türkiye siyasal yapısı içinde en iyi sahiplenebilecek ve yapabilecek olan da, hali hazırda HDK olmaktadır. Dolayısıyla da bu konferans, HDK’ye tarihin ve toplumun biçtiği çok önemli bir misyondur.
Diğer yandan Kürdistan’da da buna benzer bir konferansın yapılması önemlidir. Bu coğrafyada yaşayan tüm kesimlerin katılımıyla, sürece dair ortak tartışmaların yürütülmesi ve toplumsal anlamda bir duyarlılığın sağlanması gerekir. Durup izleyen bir pozisyondan, kendisini sürecin içinde görerek, aktif bir katılım sahibi kılması, dönemin mücadele dili ve sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından bir zorunluluktur. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın 4 Nisan vesilesiyle gönderdiği mesajda, “Ben üzerime düşeni yaptım. Eylem sırası halkımızın kendisindedir” sözleri, bunu ortaya koymaktadır.
Kürdistan’da toplumsal iknayı gerektirecek bir durumun olmadığı, görkemli Newroz kutlamasıyla açığa çıktı. Zaten Akil İnsanlar Komisyonunun birkaç gündür Kürdistan’da yaptığı çalışmalardan da bu anlaşılıyor. Fakat toplumda halen AKP Hükümetine karşı temkinli bir yaklaşım söz konusu. Daha önceki oyalama ve kandırma taktiklerinden kaynaklı haklı olarak bir güvensizlik var. Bu açıdan tez elden yapılması gereken bu konferansın örgütlenerek, kendisini sürece dahil etmesidir. Bu bir nevi toplumun Kürt sorununun çözümü konusunda ortaya koyacağı irade olacaktır. Çünkü geçmişte olduğu gibi, bu dönemde de halkın sürece aktif katılımı, çözüm sürecinin kalıcılaşması ve gelişiminde bir sigorta görevi görecektir.
Kürdistan’da bu konferansı örgütleyerek, yapılmasını sağlayabilecek güç ise, başta toplumsal meşruiyeti olan DTK olmak üzere, Kürtlerin seçilmiş siyasetçileri ve öncüleridir. Özellikle bu coğrafyada faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarından tutalım, kanaat önderlerine kadar herkesin katılması ve düşüncelerini açıkça ifade etmesi, demokratik siyasetin bir gereği olarak önemlidir.
Engeller giderilir ve gündeme gelirse geri çekilmeyle birlikte yaşanabilecek sıkıntılardan, gerillanın boşalttığı alanların çete ve korucular tarafından doldurulmamasına, kırsal alanlarda yaşayan halka zarar verilmemesine ve köylere dönüşün sağlıklı bir şekilde sağlanmasına dek, birçok konunun tartışılarak, toplumsal bir iradenin açığa çıkarılması, tarihi bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bunların yapılmasını bir başkasından beklemek, süreci dışarıdan izlemek, sürecin başarıya ulaşmasını ağırlaştırabileceği gibi, çözümün olmasını engellemek isteyenlere de güç verecektir.
Geri çekilme ve yapılması gereken bir kaç şey