Siyasi partiler ilerleyip, siyasete taze kan kazandırmak ve seçmen tabanının istek ve görüşlerini hayata geçirmek için periyodik aralıklarla genel kongreler, kurultaylar yaparlar.
Son yıllarda sözde bu amaçlarla en sık kongre-kurultay yapan partilerden biri de CHP oldu.
Olağan kongreler dışında “yenilenme“ adı altında, arada olağandışı kongre yapan CHP, en son yaptığı kurultaydan “yeni CHP“ olarak, zaferle çıktığını ilan etti.Yeni CHP denince de doğal olarak, geçmişiyle ciddi anlamda yüzleşmiş, yeni bir siyasi parti akla geliyor.
Yeni CHP’den, hatalarından arınmış, paklanmış, ülke gerçeklerini samimice bilince çıkartmış, demokraside ileri bir aşama yakalamış bir siyasi parti anlamak istiyor insan.İki hafta önce bazı basın kanallarının canlı olarak yayınladıkları “yeni CHP“nin kurultayının asıl yenilikçi yönleri, kurultay sonuçlarının deklare edilmesinden sonra ortaya çıktı.
Özellikle demokrasiden yana seçmenlerin önemli bir beklentisi, ülkenin en önemli ve çözümü ertlenemez hale gelen Kürt Sorunu’na ilişkin yeni CHP’nin, gündeme damgasını vuran, yeni ve etkili çözüm önerilerini bu kurultayda tartıştıracağı beklentisiydi.Bu beklentiler bir yana, kurultayda çoğunluğun meylettiği yeni vatandaşlık tanımı, gerçekte CHP’nin son kurultayı ile ne kadar da geri gittiğini kanıtlar nitelikte, tam bir hayal kırıklığı timsali olarak ortaya çıktı.
CHP’nin değişim kurultayından, Anayasada şu anki haliyle “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklinde yer alan vatandaşlık tanımının aynen korunması gerektiği önerisi, bu ülkede inkarın, siyasi partiler nezdinde de resmileştirilmesi olsa gerek.
Böylesi bir tanımı savunmaya devam etme önerisi, karda yaşayan Türklerin zamanla Kürtleştiği tezi, yani; “kart-kurt“ teorisi ve safsatasının yeniden dizayn edilmiş halinden başka bir şey değildir.
“Yeni CHP“ ülke dışında yaşayan ve başka ülke vatandaşlığına geçmiş Türkiyeliler için de aynı tezi mi savunuyor acaba, sormak lazım.
Çünkü, anayasada bu vatandaşlık tanımının aynen korunması gerektiği önersi esas alınacak olursa; en çok Türk ve Kürt göçmeninin yaşadığı ülke olan Almanya’da, etnik kökenine bakmaksızın, Almanya vatandaşlığına geçmiş her bireyin Alman olduğu iddia edilebilir.
“Yeni CHP“ meşruiyetini yitirmiş, toptancı vatandaşlık tanımını korumaya çalışmakla, modern yerkürenin demokratik teminatı olan çok kültürlülüğü de hiçe sayıyor. Aynı zamanda, toptancı olduğu kadar geri ve kafatasçı olan bu vatandaşlık tanımı, yaşadıkları ülkelerde yıllardır kendi kültürlerini yaşama ve yaşatma savaşı veren göçmen Türkiyelilerin, bütün demokratik hak ve kazanımlarını da bir kalemde siliyor.
Kaldı ki Türkiye’de yaşayan Kürtler, herhangi bir göçmen topluluğuyla karşılaştırılamayacak kadar bu ülkenin yerlisi ve sahibidirler. Onların etnisitesini inkar etmeye kalkmak, bir bütün olarak ülke gerçekliği ve tarihini de inkar etmek demektir.
Bu yüzden; sorunun realitesini kavramaktan uzak, derin devlete yedeklenmiş bir CHP’nin eski zamanlarını aratmayan bu vatandaşlık tanımı, “değiştik, yenilendik“ söylemlerinin boş olduğunu bir kez daha ortaya koymuş oldu.
Sözde solda duran bir partinin Atatürkçü görünme adına, en sağdan gelen partilerden de daha geri bir vatandaşlık tanımına sarılması, CHP’nin dönemin siyasi gerçekleri ve ihtiyaçlarını kavramakta düştüğü aciz durumu gösteriyor.
Neredeyse yüzyıl öncesinden kalma Kemalist vatandaşlık kavramını, bugünde geçerli kılmaya kalkmak; bir siyasi partiye taze kan kazandırmaktan öte, kan kaybettirmekten başka bir işe yaramaz.
Demek ki; bu basit gerçeği dahi göremeyecek kadar değişmiş ve yenilenmiş olmalı “yeni CHP“!
Gerileşmenin kongresi