Türkiye'nin demokratik olmamasının nedeni tekçi ulus-devlet zihniyetidir. Bu anlayış değişmediği müddetçe kimse Türkiye'nin demokratikleşmesini beklememelidir. Çünkü farklı halklar, kimlikler, inançlar yararlanır diye demokratikleşme adımları atılmamaktadır. Kürtleri ve Alevileri anayasal ve yasal olarak kabul eden, özgür ve demokratik yaşamlarını tanıyan bir anlayış ve sistem ortaya çıktığında Türkiye'nin tüm sorunları çorap söküğü gibi demokratikleşme temelinde çözülecektir. 

Bu açıdan Kürtlerin yerel demokrasi, öz yönetim ve demokratik özerklik hamlesi Türkiye'yi demokratikleştirme hamlesidir. Bir tarihi hamle olduğu ileride daha iyi anlaşılacaktır. Kürt halkı demokrasinin bam teli ya da nirengi noktası olan farklı kimliklerin ve yerellerin özerkliğini sağlama temelinde gerici zinciri en temel halkalarından kırmaktır. Bu, Türkiye'yi demokratikleşmeye zorlama ve mecbur etme hamlesi olarak da görülebilir. 21. yüzyılda tüm Kürtleri fiziki olarak katledemeyeceğine göre, halkın direnişi mutlaka demokratik adımlar attırmak zorunda bırakacaktır. 

Bazı çevreler "demokratik özerklik ve öz yönetim böyle kavgayla mı olur, gerilimle mi olur" diyerek halkın bu hamlesini itibarsızlaştırmaya ve halka geri adım attırmaya çalışmaktadırlar. Bunlar demokrasiden ve devlet gerçeğinden habersiz naif yaklaşımlardır. Demokrasi ve devlet birbirlerinin antitezi kurumlardır. Ne kadar çok devlet, o kadar az demokrasi, ne kadar çok demokrasi, o kadar az devlet diyalektiği vardır. Her ikisi birbirini gerileterek var olmaya çalışır. Birbirini kabul etmekten çok, zorunlu uzlaşmalar içinde olurlar. Tabii ki bu yönlü uzlaşmaları hep kötü olarak görmek de yanlıştır. Uzlaşmalar siyasal ve toplumsal yaşamın kanunu gibidir. Ama bunun yanında mücadele de özgür ve demokratik yaşamın kanunudur.

Demokrasi ve demokratik gelişim ancak ve ancak mücadeleyle gerçekleşir. Her demokratik durum bile koşullara göre şiddeti az ya da çok bir gerilimi ifade eder. Ya mutlak devlet ya da mutlak demokraside gerilim olmaz. Bugün böyle bir gerçeklik yoktur. Ya da şimdiye kadar olmamıştır. Sadece ve sadece devletten uzak duran ve devlet tanımamış kır topluluklarında göreli mutlak bir demokrasiden söz edilebilir. Devletçi sistemin nüfuz ettiği alanlarda ise sürekli bir mücadele söz konusudur. 

Demokratik bir durum da bir gerilimi ifade ettiği gibi, demokratik gelişme ve demokrasiyi sağlama da ancak gerilim ve mücadeleyle olur. Gerilimsiz bir demokratik gelişme beklemek hayalciliktir, Polyannacılıktır. Hele Türk devletine karşı farklı kimlik ve inançların, yerellerin gerilim yaşamadan özgür ve demokratik yaşamını kazanacağını sanmak gaflettir. Türkiye koşullarında gerilimi ve mücadeleyi göze almayanlar özgür ve demokratik yaşam alanında hiçbir mevzii kazanamazlar. Türkiye'de kimi kısmi demokratik alanlar ortaya çıkmışsa bu, on yıllar içinde devrimci demokrasi güçlerinin büyük bedeller vermesinin sonucudur. Yoksa topluma düşünce ve örgütlenme alanında en küçük nefes alacağı bir alan bırakılmazdı.

Bugün Kürdistan'da demokratik siyasal alan nasıl açıldı? Bunun tarihini, öyküsünü, direnişini, acısını bilmeden doğru demokratik siyaset yapılabilir mi? Ya da bu tarihe layık demokratik siyaset yapılabilir mi? Tabii ki yapılamaz. Kürtler öldürülmelerine, katledilmelerine rağmen meydanlara çıktı. Yüzlercesi, binlercesi meydanlara çıktığı için, taleplerini dile getirdiği için katledildi. HEP ve DEP bu serhıldanlara kalkan, mücadele bilinci ortaya çıkan halk gerçekliği üzerinde kuruldu. Büyük bedeller verilerek ortaya konulan serhıldanın ürünü bir demokratik siyasal alan ortaya çıktı. Demokratik siyasal alanın korunması ve kendini sürdürmesi de yine yüzlerce, binlerce insanın ölümü ve on binlercesinin zindanlarda kalması ile sağlandı. Sadece varlığını büyük bedeller ödeyerek koruyan demokratik siyasal mücadele tabii ki daha da zorlu mücadeleler yürüterek Kürt halkının anayasal ve yasal normlara kavuşan özgürlüğünde rol oynayabilecektir. 

Halkımız da demokrasiyi gerilim ve mücadele içinde kazanacaktır. Bunun başka bir kanunu bulunmamaktadır. Hele Türkiye söz konusu olduğunda daha büyük mücadeleler gerekmektedir. Çünkü bu devlet zihniyeti katıdır. Bu zihniyetle şekillenmiş kurumlar sert, kaba ve acımasızdır. Dolayısıyla kolay çözülmesi; demokrasiyle, yani halka, halk yönetimiyle uzlaşması kolay değildir. 

Kim gerilimsiz, kavgasız ve çatışmasız bir şey istemez. Zaten bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi 9 defa tek taraflı ateşkesle, diyalogla sorunların çözümünü aradı. Ama Tayyip Erdoğan ve AKP elinin tersiyle itti. Bu tür yöntemlerle sorunu çözmeyeceğini ortaya koydu. Kürt halkının 7 Haziran’da ortaya koyduğu irade reddedildi. Biraz demokratik zihniyet ve yaklaşım olsaydı bu iradeye saygı duyulurdu. Aksine Kürt halkının güçlenmesi ve güçlü iradeye kavuşması tehlikeli görülmüş ve buna karşı savaş açılmıştır. Kürt halkı da Kürt halkının iradesini ezme ve tasfiye etme saldırısına karşı kendi yerel demokrasisini inşa etme ve koruma kararıyla cevap vermiştir. Büyük bedeller verilerek ortaya çıkarılan birikim ve değerlerin tasfiyesine izin vermeyeceğini ortaya koymuştur. 

Kürt halkının bu direnişine gerektiği düzeyde sahip çıkmayan, bu hamlesini anlamayan ve bu hamleden vazgeçilmesini isteyen kimi demokrasi güçleri, kendilerinin ezilmesi ve tasfiye edilmesinin önünü açtıklarının farkında değillerdir. 

Şu anda Türkiye'nin demokratikleşmesini isteyenlerin ilk görevi, Kürt halkının Türkiye'yi demokratikleştirme hamlesi olan özyönetim hamlesine sahip çıkmak olmalıdır. Bu özyönetim hamlesine sahip çıkılmadan başka alanlarda yürütülen demokrasi mücadelesinden de güçlü sonuçlar alınamaz. Türkiye'de demokratikleşme düğümünün çözüleceği yer burasıdır. Kürt halkının özyönetimi ve yerel demokrasi hamlesi demokratikleşme kapısının kilidini açacaktır. Özcesi anahtar Kürt halkının başlattığı öz yönetim hamlesi ve buna karşı geliştirilen saldırılara karşı gösterilen direniştir.