
BDP’ye göre çözüm süreci hangi aşamada?
Çok açık, çözüm süreci ikinci aşamadadır. Uzunca bir zamandır, ikinci aşamadadır. Bunu hükümet de, Türkiye kamuoyu da biliyor. İkinci aşamada, asıl sorumluluk hükümete, parlamentoya düşüyor. Ne yazık ki; hükümet, zaman tüketen ayak direten bir yaklaşım içerisindedir. Bu da çözüm sürecini zora sokan bir durum.
AKP'nin tarif ettiği haliyle bir paket çıkarsa tutumunuz ne olacak?
Birincisi; beklenti yarattıp oyalama yaklaşımının kendisi başlı başına bir problemdir.
İkincisi, bu paketi, tek taraflı hazırlama yaklaşımının kendisi de büyük bir problemdir.
Üçüncüsü de, içerik olarak şu anda paketin içeriğini bilmiyoruz.
Demokratikleşme programı, demokratikleşme paketi, Türkiye kamuoyunun beklentilerine yanıt veren bir durumda olması gerekir.
Partinizin hiç görüşü alınmadı değil mi?
Alınmadı. BDP olarak biz 2 ay önce 25 maddelik bir demokratikleşme paketi hazırlayıp hükümete sunduk. Bu konuda bize bir geri dönüş de olmadı. AKP Hükümeti'nin bunları dikkate alıp almayacağını paket açıklanmadığı için bilmiyoruz.
Bu durumda nasıl bir paket olacak?
AKP paketin içeriği ile ilgili şu ana kadar bilgi vermiş, kamuoyuna da açıklamış değil. Fakat basında yer alan bazı haberler üzerinden ancak bazı değerlendirmeler yapılabilir. Bu da doğru değil. Ortada somut bir şey var, Başbakan'ın açıklamaları. Bu açıklamalar da demokratikleşmeyi değil, statükoyu ifade eden açıklamalardır. Devletin tekçi zihniyetini, otoriter yönetim anlayışını ifade eden açıklamalardır. Bunlara da demokratikleşme denilemez.
BDP’nin olmazsa olmazı nedir bu pakete ilişkin?
Bu konu gerçekten kamuoyunda yanlış tartışılıyor. Sadece BDP meselesi değil. Türkiye demokratik kamuoyunun açığa çıkarttığı çözüm önerileri var. Bunlardan birisi siyasetin demokratikleşmesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması. Bu çok önemli. Bu seçim barajını, Seçim Yasası'nı, Siyasi Partiler Yasası'nı, örgütlenme özgürlüğünü ilgilendiren yasal düzenlemelerdir.
İkincisi demokratik muhalefet hakkını güvence altına alan yasal düzenlemelerdir. Şu anda Terörle Mücadele Yasası tam bir toplumla mücadele yasasına dönüşmüş durumda. Bütün demokratik muhalefetin üzerinde terör estiren yasal dayanak haline gelmiştir. Bunun kalkması lazım. Düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü yok, direnme hakkı, muhalefet etme hakkı yok. Her şey zapturapt altında. Demokratik muhalefet adına yaptığın her şey terör kapsamında cezalandırılıyor. Terörist damgasını yiyorsun. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Sadece BDP ile sınırlı bir şey de değil. Bu bir demokrasi sorunu. Zaten biz ikinci aşamaya şöyle bakıyoruz: Bu sadece doğrudan Kürt sorunu ile ilgili bir şey değil. Türkiye'nin demokratikleşmesi ile ilgili bir süreçtir, Türkiye demokratikleşirse, Kürt sorunu da daha kolay çözülür. Bu ikinci aşamayı sadece Kürtler ve BDP ile hükümet arasında bir süreç olarak değil, tüm Türkiye demokrasi güçleriyle hükümet/otoriter devlet zihniyeti arasında bir müzakere süreci olarak görmek lazım ve herkesin böyle sahiplenmesi gerekir.
Müzakere sürecini şu anda nasıl görüyorsunuz; tıkandı mı, ilerliyor mu, ne oluyor?
Tam tıkanma demeyelim ama bir gerilim var. Gerilimin nedeni de hükümetin üzerine düşenleri yapma konusunda ayak diremesi, yapmamasıdır. Toplumun, demokrasi güçlerinin beklentilerine uygun demokratikleşme adımlarını atmamasıdır. Bu bir gerilim yaratıyor. Takvim sıkışıklığı var. Bu konu da önemli. Takvim sıkışıklığı, BDP'nin, Kürt siyasetinin yarattığı bir takvim sıkışıklığı değil. Biz kafamıza göre tarihler belirlemiyoruz. Türkiye siyasi takvimi sıkışık zaten. Çünkü önümüzde bir seçim var, zaman sınırlı. Çözümü seçim sonrasına erteleyemeyiz. Her defasında seçim sonrasına ertelene ertelene, çözüm süreçleri boşa çıkartıldı. Bu takvim sıkışıklığı, Kürt tarafından kaynaklanan bir durum değildir. Türkiye siyasi takviminin yarattığı bir sıkışıklıktır ve bu sıkışıklığın asli sorumlusu da AKP Hükümeti'dir. 11 yıldır yapmadıklarını her defasında çeşitli bahaneler erteledikleri için, yeniden bir seçim arifesine gelip sıkışmıştır. Müzakereler geçen yıl sonbaharda başladı, Ocak ayından itibaren BDP heyeti de dahil oldu, üzerinden 8 ay geçti, hiçbir şey yapılmadı, şurada resmi seçim takviminin başlamasına 2-3 ay kalmış, böyle bir takvim sıkışıklığı var, Türkiye siyasi takviminin yarattığı bir sıkışıklıktır. Sanki bunu özel olarak biz yaratıyormuşuz gibi de bir algı var. Niye tarih veriyorlar? diyorlar. Biz yaratmadık ki bu takvimi. Ortada böyle reel bir durum var. Önümüzde Eylül ve Ekim ayları var. Kasım ayından itibaren Meclis'te bütçe görüşmeleri başlıyor, sonrasında da resmi seçim takvimi başlıyor. İki ay içerisinde bir şey yapıldıysa yapıldı, yapılmadıysa kaldı. Bunu bu kadar açık söylemek durumundayız.
Erdoğan, bu kez de seçim sonrasına bırakmayı mı planlıyor?
Müzakerenin gerektirdiği adımları atmaya yönelik bir kararlılık göremiyoruz. Problem de buradan çıkıyor. Hükümet, 'Ben müzakereden vazgeçiyorum, görüşmüyorum' demiyor. Müzakere masasında kararlıyız, sorunu konuşarak çözeceğiz, diyor. Demokratikleşmeyi sadece Kürtler için değil, Türkiye'nin ihtiyacı olarak yapacağız diyor. Laf olarak bu var ama icraat yok ortada.
Seçime dönük bir plan mı?
Biraz zaman kazanma, seçim sonrasına erteleme yaklaşımı seziyorum. Böyle bir yaklaşım gözüküyor. Ayrıca bundan da ibaret değil, biraz da geleneksel devlet refleksi var ortada. Devletin bu statükosu, tekçi zihniyeti ile AKP'nin örtüşen yanları var, bunun da yarattığı bir sıkıntı.
Soru tekrar olacak ama BDP ne yapacak bu durumda?
BDP'nin yapacağı demokratik muhalefeti yükseltmektir, bu konuda toplumun tüm dinamiklerini açığa çıkarmaktır, mücadelesini de yürütmektir. Önümüzde 1 Eylül var. 1 Eylül halkın sözünü söylediği bir gün olacak. Hem dünya barışını, bölge barışını hem de Türkiye'deki barışı savunan, destekleyen herkesin o gün alanlarda olması, sözünü söylemesi, barışa sahip çıkması lazım. Bu seneki, 1 Eylül barış mitingleri çok çok güçlü geçecek. Halk tavrını, tutumunu ortaya koyacak. Hem Rojava'daki demokratik mücadeleyi, devrimi, Ortadoğu barışını hem de Türkiye'deki çözüm ve barış sürecini sahiplenen, bu konuda yapılması gerekenleri ifade eden mitingler olacak.
Suriye'ye yönelik bir askeri müdahale tartışması gündemde. Dışişleri Bakanı, müdahaleyi gündemlerine alan ABD, İngiltere ve Fransa'nın yanında yer alacaklarını açıkladı. Böylesi bir gelişme çözüm sürecini nasıl etkiler?
Biz Suriye'de barışın, siyasi çözümün tarafındayız. Ayrıca Rojava'da, halkın yarattığı bir demokratik gelişme var. Bunun da askeri müdahale bahanesiyle riske sokulmasını, herhangi bir işgal hareketi ile karşılaşmasını asla kabul etmeyiz. Türkiye Suriye'de savaşın tarafı haline gelirse, bu doğal olarak Türkiye içinde ve çevresinde ciddi karışıklıklar yaşamasına neden olacaktır. Türkiye, Suriye'deki savaşın tarafı olursa Suriye'deki savaşın tarafları da Türkiye'de bir çatışmanın tarafı haline gelebilirler, provokatif şeyler gelişebilir. Türkiye böyle bir riskin içerisine asla ve asla girmemelidir. Şu ana kadar Suriye'de izlediği politika nedeniyle AKP Hükümeti, siyasi ve diplomatik olarak zaten iflas etti. Bunun Türkiye'ye faturası ağır oldu. Bunu kendileri de açıklıyor, hatta kalemşorları da bunu 'değerli yalnızlık' olarak ifade ediyor. Bu siyasi iflasın ifadesidir. Fakat askeri olarak yapılacak hatanın yaratacağı fatura çok daha ağır olacaktır. Bu nedenle, askeri bir müdahalenin, savaşın tarafı haline gelmesi, Türkiye'yi büyük bir felakete sürükler. Bunun mutlaka önlenmesi gerekir.
RUKEN ADALI / ANF/ İSTANBUL