Son zamanlarda Türkiye'deki otuz yıllık özel savaş söylemi yine piyasaya sürülmüştür. Gerilla silah bırakmalı! Sanki gerilla Türk devletinin izniyle mücadeleye başlamış gibi! Gerilla, Türk devletinin inkar ve imha temelinde kültürel soykırımcı sömürgeciliğine karşı bir direniş hareketi olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Türk devletinin Kürtleri bitirme politikasına karşı otuz yıldan fazladır direnmektedir. Varlık nedeni, Kürt’ün varlığının anayasa ve yasalarda inkar edilerek fiziki ve kültürel soykırımla yok edilmesine karşı mücadeledir. Şu anda da fiziki ve kültürel soykırım devam ediyor. Anadilde eğitim tanınmayarak, kültürel soykırımı on yıllar öncesinden daha fazla arttırarak soykırımda ısrar etmek bir yana, baraj ve yollarla Kürdistan’ı insansızlaştırma ve kültürel soykırımı tamamlama politikasının izlendiği bir yerde Türk devlet yetkililerinin gerillaya "Silah bırak” demesi kuzuyu kurdun insafına bırak demek gibi bir şeydir. 

Türk devleti zaten gerillaya ilk günden beri teslim ol çağrısı yapmıştır. Bu bir yönüyle doğal karşılanmalıdır. Çünkü Türk devleti Kürtlerin tek bir jandarma önünde bile diz çökmesini istemektedir. Eskiden Kürdistan'da böyle bir zor ve korku düzeni kurmuştu. Şimdi Kürt sorununu çözülmeden, Kürtlerin ulusal varlığı, özgür ve demokratik yaşamı güvenceye alınmadan eski düzeni yeniden kurmak istemektedir. Silah bırak çağrısı bu anlama gelmektedir. Hükümet yetkililerine "Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğin Niğde’ye” derler. 

Kürtler 20. yüzyılda başlarına neler geldiğini bilmektedirler. Tek taraflı bir savaşla Kürtler inim inim inletilmişlerdir. Askeri işgal ve tek taraflı savaş ortamında dünyada görülmemiş bir kültürel soykırım düzeni kurmuşlardır. Herhalde dünyada hiçbir halkın üzerinde uygulanmamış bir özel savaşla Kürtler kültürel soykırımla bitirilmek istenmiştir. Kürdistan kültürel soykırım amaçlı sömürgecilikle yaşanmaz hale getirilip boşaltılmıştır. Türkiye metropollerinde neden Kürdistan'dakinden daha fazla Kürt yaşamak zorunda bırakılmıştır? Özellikle Fırat’ın batısında Kürtler neden bitirilmiştir? Yine Kürdistan'da binlerce köy yakılıp yıkılmıştır? Neden hala yüzlerce, hatta binlerce köyün yaşam alanını yok eden barajların yapımında ısrar edilmektedir? Türk devleti Kürtleri şu ya da bu yolla yok etmekten vazgeçmemiştir. Kürtler üzerinde hala baskı ve zor düzeni kurmak isterken gerilla neden silah bıraksın? Türk devletinin Kürt halkına karşı tek taraflı savaşı ve zor sistemi ortadan kaldırılmadan gerillaya silah bırak denmesi teslim ol çağrısıdır. 


'Sen de bizim gibi düşüneceksin' baskısı

Türk devletinin Kürtlere bakışında köklü bir değişim yaşanmamıştır. Yaşanan kimi değişiklikler Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi karşısında yaşanan zorlanmaların sonucudur. Kürt halkı belli bir bilince kavuştuğu için özel savaş ve kültürel soykırım politikası yeni koşullara göre sürdürülmektedir. Yoksa Kürtleri zaman içinde yok etme politikasından vazgeçilmemiştir. 

Türk ordusu ve polisi hala Kürdistan'da bir işgalci konumdadır. Kürtlere boyun eğdirmeye göre örgütlendirilmiş ve böyle şartlandırılmış bir ordu ve polis gücü vardır. Kürtlere nasıl yaklaşıldığı hergünkü uygulamalardan bellidir. Kürdistan'da asker ve polisin uyguladığı zulüm geçmişten beri Türkiye'nin herhangi bir kasabası ya da köyünde uygulansaydı kıyamet kopardı. Eğer Türk ordusunun Kürdistan'da yaktığı ormanların yüzde biri Türkiye'nin Ege’sinde, Karadeniz’inde, Akdeniz’inde yakılsaydı nasıl bir durum ortaya çıkardı? Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye sınırları içinde tek bir meşru askeri güç bulunur sözleri tamamen sömürgeci kafasıdır. Bu sömürgeci kafaya da Kürdistan'da kimse itibar etmez. Bırakalım içerideki gerilla gücünü, dışarıdaki gerilla gücüne düşman olan bir siyasi zihniyetin gerillanın varlığını neden ortadan kaldırmak istediği daha iyi anlaşılır. Kürdistan'da sömürgecilik yeniden tahkim edip Kürtleri kısa sürede bitirmek hedeflenmektedir. Kürtler için demokrasi düşünmeyen; yani Kürtlerin iradesini ve siyasi güç olmasını kabul etmeyen, sadece Kürtleri yok etmeyi hedefleyen bir özel savaş demokrasisi uygulayan bir devletin silah bırak çağrılarını kimse ciddiye almaz. 

Kürtlerin varlığı güvenceye alınmadan, özgür ve demokratik yaşama kavuşmadan, Türk devleti ve polisinin Kürtler üzerindeki kültürel soykırımcı sömürgeci uygulamaları ortadan kaldırılmadan gerilla neden Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi bıraksın? Türk devletinin, hükümetinin Kürtler, Kürt Özgürlük Hareketi üzerindeki bu yönlü baskısı kültürel soykırımcı sömürgeci baskılardan başka bir anlam taşımaz. Bu açıdan AKP hükümetinin HDP üzerindeki gerillaya silah bırak çağrısı yap baskısı tamamen kültürel soykırımcı sömürgecilik baskısıdır. HDP'ye "Sen de bizim gibi düşüneceksin” baskısıdır. HDP'ye kendisi gibi kültürel soykırımcı sömürgecilik gibi düşünmesini dayatmak Türk devletinin sömürgeci zihniyetinin gözükaralığını göstermektedir. 

Türk devletine göre sıra Kürt sorununa geldiğinde herkes kendisi gibi düşünmelidir. Gerilla silahlı mücadeleye başlamadan önce de aynı kafa vardı, şimdi de aynı kafa vardır. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bu kafa her zaman var olacaktır. Farazi olarak gerillanın silahlı mücadeleyi bıraktığı zamanda bile her siyasi güce bu baskı yapılacaktır. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bu baskı devam edecektir. Hem de gerillanın varlığının bulunduğundan yüz kat daha fazla! Bu açıdan sorun gerillanın varlığından değil, kültürel soykırımcı sömürgeci zihniyetten kaynaklanmaktadır. Kürtler bunu tüm tecrübeleriyle bilmektedirler. 


Türk devleti adım atmıyor, teslimiyet dayatıyor 

Türkiye'nin en temel bir sorunu vardır; bu da Kürt sorunudur. Gerilla direnişini yaratan Kürt sorunudur. Peki, Türk devleti Kürt sorununu çözmüş müdür? Kesinlikle hayır. Türk devleti Kürt sorununda adım atmıyor ama gerillaya teslim ol diyor. Bu, eski politikadır. Kürt sorununun çözümünü gündemden düşürme oyunudur. Kürt sorununda çözümü olmayanların Kürt sorununun çözümünü gündemden düşürmek için yürüttükleri bir psikolojik harekattır. 7 Haziran seçimlerinde Kürt halkı ve Türkiye'nin demokrasi güçleri bu sorununun çözümünü isterken, gündemin bu olması gerekirken, gerillanın durumunun gündeme getirilmesi bilinçli bir çarpıtmadır. 7 Haziran seçimlerinin mesajının dikkate almamasıdır. Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar edilmesidir.

AKP hükümetinin seçimden önce yürüttüğü HDP ve Kürt Özgürlük Hareketi karşıtı bir  kampanya vardı. Tayyip Erdoğan ve AKP, Dolmabahçe mutabakatına karşı çıkarak demokratikleşme temelinde çözümü değil, otoriterleşmeyle tasfiyeyi önüne koydu. Ama seçimde kazanan proje Önder Apo’nun projesi oldu.

AKP hükümeti şimdi çözüm için adım atacağına, bu gündemi önüne koyacağına, gerillanın silahını gündemine koyması, kesinlikle bir çözüm politikası olmadığını gösteriyor. Çünkü dünyada böyle konular bu yolla çözülmemiştir. Silahların durumu çözüm ile iç içe ele alınan bir durumdur. Hiçbir yerde sorunun çözümü olmadan silahların bırakılması gündeme konulmamıştır. Çünkü bu, arabayı atın önüne koşmak gibi bir şey olur. Aslında devlet ve devlet zihniyetindeki medya gerillanın varlığını gündemleştirerek çözümü gündemden düşürmeye çalışmaktadırlar. Bu, aynı zamanda seçim başarısını ve seçim sonuçlarını yok sayma anlamına gelmektedir. 

Ortada bir gerilla sorunu yoktur; ortada bir kültürel soykırımcı sömürgeci zihniyet sorunu vardır. Kürtleri yok etmek isteyen bir inkar ve imha zihniyeti vardır. Bu zihniyetin Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar etmesi vardır. Hem suçlu hem güçlü olmak durumu vardır. Kürtlerin haklarını gasp eden, Kürtleri yok olma sürecine alan bir zihniyet, politika ve uygulama vardır. Bu durumda acil ve öncelikli olan Kürt sorununun çözümü için adım atılmasıdır. Kürt sorunu çözülmeden gerillanın varlığı da, mücadelesi de meşrudur; hem de dünyanın en meşru mücadelesidir. 

Gerilla, Türkiye ve Kürdistan'da demokrasinin güvencesidir. Kürt Özgürlük Hareketi gerilla mücadelesini geliştirmeseydi şu anda Türkiye'de demokratik ve devrimci zihniyet tümden gömülmüş olacaktı. Bu açıdan hiç kimse gerillayı demokrasi ve özgürlüklerin önünde engel gösteremez. Aksine, demokrasi ve özgürlük güçlerini bastırmak isteyenler gerillayı ve Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmek istemektedirler. 

Bırak kendi Kürt’ünü, kendi sınırları dışındaki Kürtleri bile ezmek ve ezdirmek isteyen bir zihniyetin ilk önce bu zihniyeti ve politikası değişmelidir. Bu zihniyet değişmediği müddetçe gerilla direnişi de var olmaya devam edecektir. Gerilla niye ve hangi gerekçeyle silah bırakacak? Türkiye'de Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye'nin diğer sorunlarını çözen bir demokrasi var mıdır ki? Kürt gençleri neden yaşamlarını ortaya koymaktadır? Bırakalım Alevi Kürt gençlerini,  Alevi Türk gençleri neden HPG saflarında savaşmaktadır? Gezi direnişinde Aleviler neden en öndeydi? Gerilla silahlı mücadeleyi bırakıp Kürtleri, Alevileri, emekçileri, kadınları, gençleri ve tüm ezilenleri Türkiye'nin insafına mı bırakacaktır? Hiç kimse kendini kandırmasın, Kürt halkı ve demokrasi güçleri bu seçimde dolaylı olarak Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve gerillanın direnişini desteklediler. Barış istediler ama güçlünün barışı olan Pax Romana’yı, yani Roma İmparatorluğunun tüm halkları zulümle sessizliğe gömmesini isteyen bir ortamı istemediler. 


Silah bırakma dayatması yapılıyor 

Gerillaya teslim olma dayatması yaparken Kürt Halk Önderine de bu yönlü çağrı yapma dayatması yapıyorlar. Kürt Halk Önderi hiçbir zaman gerillanın silah bırakmasından söz etmemiştir. Çünkü Kürt sorunu çözülmeden gerillanın silah bırakmayacağını en iyi bilen bu Önderliktir. Bu Önderlik kadar gerillanın hangi zorlukla yaratıldığını bilen başka bir kişi yoktur. Bu nedenle en fazla tepkisini gerilla mücadeleisini gündeme getirenlere olmuştur. 

2012 yılı sonunda fiili, 2013 yılı Newroz’unda resmi olan ateşkesi sağlatan bu Önderliktir. Bu açıdan bu Önderliğe tecrit uygulandığı gün ateşkes bitmiş olur. Bunu bir çocuk bile bilir. Ateşkes, ancak ateşkesi sağlayan bu Önderliğe doğru yaklaşıldığı müddetçe var olur. Bu ateşkesi sağlatan Önderliğe tecrit uygulanacak, bu Önderliğe baskı uygulanacak, bu Önderlik üzerinde psikolojik savaş yürütülecek, ondan sonra da ateşkesten söz edilecek! AKP ateşkese hiçbir biçimde uymayacak, bu ateşkesin mimarı üzerinde tecrit ve baskı uygulayacak ama ondan sonra ateşkesten söz edilecek! Ateşkesi sağlatan İmralı’dır; baş müzakereci olan Önderliğe yapılan uygulamadan sonra kim ateşkesten söz edebilir? Bu ortamda ateşkesten söz etmek, bu Önderliği diri diri İmralı’ya gömmektir. Bu açıdan bu Önderlik üzerinde tecrit uygulandığı ve özgür koşullar sağlanmadığı müddetçe ateşkesten söz edilemez. Ateşkesi sağlatan Önderliğin durumu ortadayken ateşkesten söz etmek bu Önderliğe en büyük saygısızlıktır. Dolayısıyla hiç kimse bu Önderlik adına konuşamaz. Bu Önderliğin başlattığı bir süreç, bu Önderlik devrede değilse artık yok demektir. 

Şu anda bu Önderliğe silah bıraktır baskısı yapılmaktadır. Selahattin Demirtaş’ın silahı ancak İmralı bıraktırır sözünden sonra bu baskıyı daha da arttırmış olabilirler. "Bakın, silahı sizin bıraktırabileceğinizi söylüyorlar" derler. Şimdi bu Önderliğe dayatmalarda bulunuluyor ama bu Önderlik kabul etmediği için görüşmeler yaptırılmıyor. AKP’lilerin dediği gibi HDP politikalarıyla İmralı’yı devre dışı bırakmak istemiyor. Aksine İmralı’yı devre dışı bırakan AKP hükümetidir, Türk devletidir. En başta da Kürt düşmanı ve Önder Apo düşmanı Tayyip Erdoğan’dır. Tayyip Erdoğan, bu Önderlik HDP parti olarak seçime girsin dediği için düşmanlık besliyor. AKP'nin tek başına iktidar olmasını engelleyenin bu Önderlik olduğunu düşünüyor. Çünkü HDP içinde bağımsızlarla seçime girelim diyenler vardı; ama bu Önderlik bunu kabul etmedi; hatta onların başka güçlerle ilişkisi olabileceğini söyledi. 

Önderliğe böyle tecrit ve baskı uygulanan bir ortamda gerillanın ne silahlı mücadeleyi bırakma, ne de geriye çekilmesi akla getirilebilir. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi silahların durumuna sadece kendilerinin karar vereceğini defalara vurgulamıştır. Kürt Halk Önderi özgür olmadan ve Kürt sorunu çözülmeden silahlı mücadelenin bırakılacağını düşünmek amiyane deyimle eşyanın tabiatına aykırıdır. On binlerce şehit bu halkın özgürlüğü, bu Önderliğin özgürlüğü için yaşamını vermiştir. O zaman herkes bu gerçeğe saygılı olacaktır. 

Türk devletinin silah bırak çağrıları boştur. Kenan Evren’den bu yana bunu dillendiren yüzlerce devlet yetkilisi oldu; şimdi bunlara Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Yalçın Akdoğan da eklenmiştir. Aynı kafa listesine yenilerin eklenmesi bir yeniliği ifade etmiyor. Böyle diyenler gerillanın direnişiyle eski siyasiler mezarlığına gitmiştir. Bunları da benzer akıbet beklemektedir.