Tayyip Erdoğan’a kim akıl veriyorsa ya da Erdoğan neye dayanarak Kürtlere karşı topyekün savaş kararı aldıysa tarihinin büyük hatasını yapmış oldu. 

Tayyip Erdoğan ve ekibinin ilk planı şuydu: 2013 Ocak ayında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmelerle başlayan ve Öcalan’ın 2013 Newrozu’ndaki tarihi çağrısı ile şekillenen "Kürt Sorununun Demokratik Çözüm Hamlesi" Türkiye’de savaş endeksli Kürt sorununu çözme politikalarını altüst etti.

Yani bu hamle daha önceki ateşkes, görüşmeler vb. süreçleri kat be kat aşan stratejik bir hamleydi. Çünkü bu hamle ile Türkiye toplumundaki PKK, Öcalan ve Kürt sorunu algısı pozitif olarak değişime uğradı. Oysa Tayyip Erdoğan ve devlet zihniyeti 1984’ten bu yana Kürt sorununu "güvenlik" şeridi içinde ele alıyordu. Ancak 2013 yılındaki bu tarihi hamle ile sorunun "yüz yıllık bir sorun olduğu, askeri, siyasi, kültürel, toplumsal ve tarihi bir sorun" olduğunu Türkiye toplumu kabul etti. Zaten bu süreç içerisinde HDP projesinin halklar tarafından kabul edilmesi ve 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonuçlarındaki tarihi başarısı ile bunun karşısında AKP’nin tarihi başarısızlığı ortaya çıktı.

Bu toplam bir sonuçtu. Kuşkusuz bölgesel, küresel ve diplomatik sonuçları da var. İşte tam bu noktada Öcalan 28 Şubat 2015’teki Dolmabahçe mutabakatını geliştirmekle ikinci stratejik taktiğini yaptı ve önemli bir adım attı. AKP ve Erdoğan’ın bütün planı bu süreci kendi hanesine siyasal başarı olarak yansıtmaktı. Ama öyle olmadı, aksine AKP’nin ve Erdoğan’ın gerçek yüzü açığa çıkmış oldu. Bunu gören Tayyip Erdoğan, önce seçim sürecini sabote etmek istedi. "Kürt sorunu yoktur, masa yoktur, muhataplık yoktur" başlığı altındaki bütün konuşmaları bugün yaşanan şiddet ve kaosa giden yoldu. 

Seçim döneminde Erdoğan AKP’nin başarısız, HDP’nin de başarılı olacağını görünce, bunun kendi kontrolünde gelişeceğini öngörüyordu. Ağrı Tendürek’te "her bölgeye bir asker cenazesi" göndererek PKK'yi çatışmanın içinde çekip, milliyetçi oyları almak istiyordu. O oyun tutmadı. Sonra Tayyip Erdoğan kendisine bağlı kontrgerilla yapılanmasının JİTEM’i olan HÜDA PAR’ı yani Hizbulkontra’yı, DAİŞ’i ve daha değişik paramiliter milliyetçi grupları harekete geçirdi. Adana, Mersin’deki HDP il binalarına bombalı saldırılar, Bingöl’de HDP’li şoföre infaz, Amed mitingine bombalı saldırılar da bunun örnekleriydi. Sonra Erdoğan bu provokasyonlarla da başarılı olamayacağını gördü. Seçim sonuçları Erdoğan ve AKP için bir hüsrandı. 

Erdoğan alel acele DAİŞ’i, Hizbul-kontrayı harekete geçirdi. Hizbul-kontra Amed’de sivil infaz, Kobanê’de DAİŞ çeteleri eliyle kitle kıyımı, Suruç’ta 32 gencin katledilmesini gerçekleştirdi. Bu da yetmedi çünkü Erdoğan, ne koalisyon oluşmasını istiyor, ne 80 vekilli HDP’nin mecliste bulunmasını istiyordu. Daha da gözü döndü ve 24 Temmuz’da hava saldırılarını başlattı. Yani Erdoğan’ın bütün hesabı kendisi ve  çevresini kurtarmaktı. O nedenle "bu savaş Tayyip Erdoğan ve çetesinin savaşıdır" deyimi kullanılıyor.

E bu kadar katliama, bombardımana karşı gerilla da çaresiz değildi. Ve gerilla çok sınırlı eylemlerle ne yapabileceğini son bir haftada gösterdi. Yol kontrolleri, gözaltına alınan polisler, karakol eylemleri vb. pratiklerle gerilla önümüzdeki dönemde neler yapabileceğini ortaya koydu. Bir haftalık sonuç şunu gösterdi: Türk ordusu Kürdistan’da karadan hareket edemeyecek. Yaşam felç olabilir. Kürt kentlerinde devlet kurumlarına rahat yok. Toplumda biriken öfkeyi de saymıyoruz. 

Özcesi, AKP ateşle oynarken hem kendisini hem de çevresini büyük bir kaosun içine çekmektedir. 

Yani gerilla ne yapacağını son bir haftadaki yoğunluk, çeşitlilik, yaygınlık gösteren eylemleriyle ortaya koydu. Eylemlerin yoğunluğu, Türk devletini askeri ve idari yapısını felç ediyor. Çeşitlilik, devletin hazırlandığı sandığı savaşa hazırlıksız olduğunu gösteriyor. Yaygınlık ise Kürtlerin öz yönetiminin önünü açıyor. Peki AKP ne olur? AKP ve Erdoğan DYP ve Çillerin akıbetinin hızlandırılmış halini yaşayacak. İşin kötüsü Erdoğan’ın uluslararası alanda da düşmanları çok. Savaş suçlusu, Uluslararası Ceza Mahkemeleri, kriminal bir siyasetçi olarak ortalıkta itibarsız bir şekilde dolaşsa da cezasız kalmayacaktır. Belki de Erdoğan kahrından bütün bu olabilecekleri göremez de!.. Çünkü bağırsak kanseri bu tür durumlarda daha fazla azabilir, Erdoğan’ın dökülmesine vesile olduğu gençlerin kanı, Erdoğan’ın ağzından çıkabilir...