Rojava’da savaşı sürdürüp Kuzey’de barışmanın mümkün olmadığını belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, “Kuzey’deki tutumu neyse, Güney’deki Kürt’e yaklaşımı da o” diyerek, sordu: “Kürtler bugün tarihten ders çıkarmayacaklarsa daha ne yapacaklar?”

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan MEDNUÇE TV’den Erdal Er’in sorularını yanıtladı. Oldukça geniş ve kapsamlı söyleşinin bazı bölümlerini kısaltarak, paylaşıyoruz. Söyleşinin tamamını hem ANF’den okuyabilirsiniz hem de MEDNUÇE ve Stêrk TV’de izleyebilirsiniz.
Geride bıraktığımız günlerde BDP-HDP heyeti Sayın Öcalan’la görüştü. Basına yansıyan açıklamalar var. Dikkat çekici bir cümle şu; hem derinlikli müzakereler başlayabilir, hem çatışmalar başlayabilir. Size yansıyan farklı bir durum var mı?
Tabii oldukça kritik, riskli, ciddi bir süreç içerisindeyiz. Herkes deyim yerindeyse diken üzerinde. Çünkü tarihten gelen ve çözülmesi gereken ağır sorunlar var. Bu sorunların çözümsüzlüğü toplumu o kadar germiş ki, artık herkes için tehdit oluşturuyor.

Çözüm umudu giderek azalıyor mu?

Çözüm ışığı görülmüyor veya ışığın önü hep kapatılmak isteniyor. Aslında sorunların çözümü için bir ışık yok değil. Proje oluşturulmamış değil, çaba az değil ama bunları hayata geçirmede sorunlarımız, zorluklarımız var.  

Ne gibi zorluklar?

Birileri ısrarla bunun önünü kapatıyor. Çözümsüzlükten, çelişkili durumdan, sorunlar içinde yaşamaktan çıkar sağlıyor. Israrla bu çelişkili ve çatışmalı durumun sürmesini istiyor.

Bu güçler kimlerdir?

Bunun içinde küresel, bölgesel, yerel aktörler de var. Ne yazık ki bunu aşması gerekenlerin mücadelesi zayıf kalıyor.

Hükümet çok şey yaptığını söylüyor…

AKP’den bir çözüm görmedik, yoktur öyle bir durum. AKP’den çözüm yönünde herhangi bir beklenti içinde değiliz.
AKP’nin bu tarzı, oldukça planlı, maksatlı, düşünülmüş bir özel savaş yöntemi. Bunu çok etkili bir biçimde kullanıyor. Aynı AKP bu süreç içerisinde bin 600 tane karakolun yeniden yapımını kararlaştırmıştır. 180 tanesi Hakkari’de yapılacak. Devletin bütün imkanları seferber ediliyor. AKP’nin açıklamalarına tek yandan bakmamak gerekli, bunların hepsi oyun, hile. Biz böyle algılıyoruz, böyle algılamak zorundayız da.

Sayın Öcalan ile görüşmelerin yapılıyor olması bir adım değil mi?

İmralı sisteminde bir değişiklik yok ki!. 16’ncı yıla giriyor. Herhangi bir düzenleme yok. Birkaç milletvekili 30-40 günde bir gidip görüşme yapınca sanki bir iyileştirme, yeni bir adım gibi sunulmak isteniyor.

MİT yasasının İmralı görüşmelerine yasal çerçeve oluşturduğunu düşünüyor musunuz?

Önder Apo son görüşmesinde bunun istenilen yasal çerçeve olmadığını ortaya koydu. Yani ortada böyle bir şey yok. Bize göre ise zaten hiç yok. Bırak yasal çerçeveyi, MİT’e saldırı hakkı verildi.

İçişleri Bakanı “demokratik özerkliğin eski bir terminoloji olduğunu Kürt sorununu bireysel haklar temelinde çözeceklerini” söylüyor. Ne diyorsunuz?

Söylediği şu anlama geliyor: Kürt toplumu bitmiştir, Kürt halkı kalmamıştır. Kürt olarak böyle konuşmak isteyen, ben bir Kürt bireyi olarak varım, derse onlara hak veririm, demektir. Bu, Kürdün yok edildiğini, toplum olmaktan çıkartıldığını, eritildiğini, katledildiğini, soykırıma uğratıldığını kabul etmek anlamına geliyor. Toplumu katletmişsin, bireye hak vereceksin! Böyle bir hak hukuk olmaz, bunun toplumla alakası yok, hepsi bir safsata ve aldatma aracıdır. Biz o tür şeyleri tartışmıyoruz bile.

KCK davasından tutuklanan Kürt siyasetçilerin bir kısmının serbest bırakılmasının çözüm için bir adım olduğunu düşünüyor musunuz?

Niye tutuklandı bu insanlar? Ne yaptılar ki tutuklandılar? Suçları neydi ve neden 4-5-6 yıl cezaevlerinde tutuldular? Önce bu sorgulanmalı. Zaten bırakılmadılar, fazladan yatırıldılar; devlet onların hepsine borçludur.

Halen tutuklu olanlar da var…

Hatip Dicle bırakılmadı. DTK başkanıydı, şimdi DTK’nın çalışmalarından söz ediyoruz. Başkanı tutuklu, DTK işliyor. Bu olamaz. Hatip Dicle bırakılmadan Kürtler herhangi yasal bir çalışma yapamazlar. Kim yapabilir, ben olsam, yapmam. Çünkü Hatip Dicle örneği ortadadır. Niye yapayım.

HDP çözüm sürecinde ne gibi rol alabilir?

HDP çözüm modelini kendi içinde yaratabilir. Önemli olan da budur. HDK ile HDP, sadece Kürt sorunu ile sınırlı değildir. Türkiye’nin bütün temel sorunlarının çözüm modeli olarak örgütlenebilir. Çözüm yöntemlerini kendi içinde uygulayabilir ve sorunların çözülebilirliğini herkese gösterebilir. Bunu gerçekleştirirse o zaman toplumun büyük çoğunluğunun desteğini alır. HDP Kürt sorununda, diğer sorunlarda da çözüm gücü ve adresi olur.

Önümüzdeki günlerde çatışma riski, olasılığı var mı?

Elbette var. Çatışmasızlığı sağlayacak bir şey yok. Demokratikleşme adı altında AKP iktidarını sağlama alma dışında hiçbir şey yapılmıyor. Zaten savaş sürüyor. Toplum üzerinde uygulanan polis terörü, faşist polis savaşı var. Kürtlere karşı özel savaş, kültürel soykırım savaşı devam ediyor. Bu durdurulmuş, kesilmiş değil. Bunun şiddetlenip şiddetlenmemesi, Kürtlerin vereceği tepkiye bağlı; Türkiye toplumunun, emekçilerinin vereceği tepkilere bağlı. Örneğin emekçiler 1 Mayıs’ta tepki gösterdiler, çatışma çıktı. Kürtler, karakolları istemiyoruz, diye tepki gösteriyorlar. Colemêrg’de, Lice’de benzeri yerlerde çatışma çıkıyor. Demek ki şimdi çatışma yoksa, demokratik direnişin zayıflığından kaynaklı. Direniş güçlü olsa bu faşist şiddete karşı direniş olsa, çatışma çıkacak. Yoksa faşist baskı ve saldırı, AKP saldırıları yok değil.

Peki ateşkes?

Bir ateşkes konumu, bir çözüm arayışı, böyle bir durum yoktur. Bu bakımdan her şeye açık, fiili bir durum var. Güçlerin tutumları ve çabaları bunu gösterecek.

Daha açık sorayım; saldırılar artarsa gerilla sürece müdahale eder mi?

Evet eder. Eğer gerçekten de çözüm yönünde adım atılmaz, Önder Apo’nun ortaya koyduğu projelere karşılık verilmez, halk üzerindeki bu baskı terör devam ederse- Kürdistan’da güya işte her taşın ve her tepeciğin üzerine karakol yaparak tam bir asker hegemonyası sistemi kurulmak isteniyor - gerilla da müdahale eder, halk da müdahale eder. Herkes de müdahale eder buna. Bunu herkes bilmeli.

Rojava’da, Türkiye işin neresinde duruyor, saldırılar Türkiye kaynaklı mı?     

2011’den bu yana 4 yıldır yaşanan bir süreç var. Türkiye’nin çok aktif bir durumu söz konusudur. Böyle ele almak, yaklaşmak daha doğru. Açıktan saldırı gerçekleştirdiler. Savaşan güçlerin yüzde 70-80’i Türkiye üzerinden geldi. Türkiye’de eğitildi, donatıldı. Gerçekten savaş üssü oldu, savaşın geri cephesi olarak rol oynadı. Bu Suriye’ye karşı olduğu gibi -daha fazlası- Rojava’ya karşı da oldu. Rojava’yı mili güvenliğe tehdit olarak gördüğü için Rojava’yı daha ilk andan itibaren boğmak için bir yığın proje geliştirdi.

Dışişleri Bakanlığı’ndaki Suriye toplantısı bunun bir parçası mı?

Rojava’ya yönelik bir saldırı planıydı. Suriye’ye saldırıyoruz, adı altında seçim döneminin kargaşasından yararlanarak Rojava Devrimi’ni tasfiye etmek üzere bir saldırı planı herhalde var. Doğu’dan ve Kuzey’den kuşatacaklardı. KDP’den de Batı’yı kuşatmalarını istedi, zaten El Kaide ile anlaşmışlardı. El Kaide de Güney’den saldıracak, sözde Cizîrê’yi düşürecekler. Sanki böyle bir plan vardı; başarılı olamadı.

Rojava’da savaş, Kuzey’de barış olur mu?

Bu mümkün mü? Rojava’daki tutumu neyse Kuzey’deki tutumu da odur. Kuzey’deki tutumu neyse, Güney’deki Kürt’e yaklaşımı da o. Kürtler bugün tarihten ders çıkarmayacaklarsa daha ne yapacaklar. 100 yıldır soykırım yaşıyorlar.
Bu sürdürülebilinir bir durum değil. Tarihten ders çıkartıcı olmak lazım, bütün Kürtler çıkartmalı.

HABER MERKEZİ