PKK Yürütme Komitesi üyesi Murat Karayılan 24 Haziran seçimlerini ve sonrası oluşan yeni kabineyi değerlendirerek, oluşan tek adam sisteminin savaş endeksli olduğunu ve yenilgiye mahkum olduğunu belirtti.
2016 Eylül ayıyla gerilla açısından yeni bir savaş döneminin başladığını ifade eden Karayılan, gerillanın hamlesel çıkışlarla bu çabaları boşa çıkardığını Devrimci Halk Savaşı perspektifiyle diktatörlük ve faşizan sistemi yıkarak halklar için özgürlük ve demokrasi teminatı olacağını dile getirdi.
Amansız savaşın üç yılı
Karayılan, Kürdistan merkezli yaşanan devrimsel yükselişin önüne geçmek isteyen Türk rejiminin başlattığı amansız savaşın 3. yılını tamamladığını hatıralatarak, ”Geçen bu 3 yıl boyunca AKP-MHP iktidarı ‘Çöktürme Planı’ temelinde sonuç alabilmek için elinden gelen her türlü yıkıcı, imhacı, faşist yol, yöntem ve aracı kullandı” dedi.
Türk ordusunun gerilla karşısında karadan savaşı kaybettiğini ve bu yenilgiyi örtbas etmek için teknolojiye sarıldığını ifade eden Karayılan şu değerlendirmeleri yaptı:
* ”Esasta gerillaya karşı savaşı kaybeden Türk ordusu, Kürdistan’da yürütülen savaşı milyar dolarlar pahasına teknolojik bir savaşa dönüştürdü. Eylül 2016’dan itibaren savaşı artık hava araçlarıyla sürdürme kararı aldı. Özellikle silahlı İHA’ları da elde edince mal bulmuş mağribi gibi hemen üstüne atlayarak artık PKK’yi bitirebileceğini sandı.
* PKK Hareketi her şeyden önce, kökü tarihin derinliklerine uzanan bir halk gerçeğine dayanmaktadır. Herhalde bunlar bizi Fethullah hareketi gibi bir şey sanıyorlar. Gülen cemaati toplumsal açıdan saksı içindeki süs çiçeğine benziyor. Oysa biz, kökleri tarihe dal budak salmış, özgürlüğe susamış bir toplumun benliğinden filizlenerek ortaya çıkan çınar ağacı gibiyiz.
* Kürdistan kadınları ve gençleri var oldukça, bu ülkenin çocukları doğdukça bu halkın evlatlarının fedai ruh ve yüksek iradeyle sürdürdükleri özgürlük arayışı ve mücadelesi de hep var olacak ve başarıya yürüyecektir.
* Aslında bugün PKK Hareketi değil, kendileri tasfiye olmaktan korktukları için bu saldırgan politikalara yönelmişlerdir.
* Erdoğan kişiliği iktidarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen, iktidarını hangi yol yöntemle sürdürebilecekse, ona baş vurmaktan kaçınmayan bir kişiliktir. 2008 Şubat’ında Zap’ta Türk ordusunun gerilla karşındaki yenilgisinden duyduğu sevinci bizlere kadar yansıttı.
Yenilgi örtbas etmek istediler
* Aslında tehlike altına giren Erdoğan’ın iktidarı ve geleceğiydi. Bizzat kendi ağızlarından da itiraf ettikleri gibi, tasfiye sürecine girmiş olan PKK değil, Erdoğan’ın diktatörlük planları ve Türk ulus-devlet sistemidir.
* Başta Sur, Cizre, Şırnak, Nusaybin, Hezex, Gever, Silopi ve Farqin olmak üzere Kürdistan’daki birçok şehri yıkmaya yöneldiler. Ancak bu savaşta kazanamadılar ve yenildiler. Sonuç almadıklarını, alamayacaklarını görünce Efrîn’e saldırmayı gündemlerine koyarak bu yenilgilerini örtbas etmek istediler.
* Efrîn’de büyük bir savaşla karşılaştılar. 3000’e yakın asker ve yandaş çete kaybettiler. Efrîn’de çok büyük bir direniş sergilendi. Oradan istedikleri moral dopingini ve siyasal rantı elde edemediler.
Hiçbir yerde geri adım atmadık
Murat Karayılan son 3 yıl boyunca gelişen savaş sürecinde çok büyük direnişin ve aynı zamanda şehadetlerin yaşandığını belirterek, ”Halk ve hareket olarak tarihin en kapsamlı savaş süreçlerinden birini yaşadık. Dolayısıyla verdiğimiz bedeller oldu. Ancak bize hiçbir yerde geri adım attıramadılar. Hiçbir mevzimizi kazanamadılar. Evet, bugün Efrîn’e girmiş olabilirler ama Efrîn’de halkımız var, savaşçılar var ve mücadele devam ediyor. Özgürlük mücadelesi Kürdistan’ın her yerinde devam ediyor. Dolayısıyla faşist Türk ulus-devlet sömürgeciliğinin çöküşü hızlanmıştır” dedi.
Karayılan, Efrîn direnişinin ardından Kuzey Kürdistan’da gerillanın Nisan aylarında hamlesel çıkışlar yaptığına dikkat çekti ve ekledi: ”Aslında büyük bir korku içerisindedirler. Halkımızın ve halkların mücadelesinden korkuyorlar. Erdoğan’ın %52 oy alacağını önceden düzenleyip ayarlayarak seçime öyle gittiler. Ama amaçlarına tam ulaşamadılar. HDP’yi baraj altına düşürmeyi sadece seçim stratejisi olarak değil, aslında Kürt halkını sindirme konseptinin temel bir halkası olarak ele aldılar. Buna göre seçimle birlikte yeni Erdoğan rejimi kurulacak, onun yanında Kürt halkının hiçbir yerde resmi temsili bulunmayacak ve sürdürülen savaşla nihai sonuca gidecekler. Hesapları buydu, ancak başaramadılar.”
Kürt toplumu dimdik ayaktadır
Kürt halkı ve Türkiye sol sosyalist kesimlerinin seçimlerde gereken tavrı koyduğunu söyleyen Karayılan, ”Bu tavır aynı zamanda 3 yıllık savaşın ne kadar sonuç alıp almadığını da herkese göstermiş oldu. Çünkü bu 3 yıllık savaş süreci boyunca sürdürülen uygulamaların amacı Kürt toplumunda 1938’ler sonrasındaki gibi bir suskunluk ve sindirme durumunu yaratmaktı. Ancak Önder Apo’nun özgür insan iradesi bakımından eşi benzeri bulunmayan onurlu ve direngen duruşu, Kürdistan özgürlük gerillasının büyük direnişi, Kürt gençliğinin ve özgürlük arayışçısı kadının başta özsavunma direnişi sürecinde sergilediği o kararlı direnişler sayesinde faşizmin bütün bu uygulamaları boşa çıktı. Kürt toplumu bugün dimdik ayaktadır. Kürdistan halkının dimdik ayakta olması, bütün tehditlere, işkencelere ve katletmelere karşı bu tavrı göstermiş olması çok önemli bir başarıdır. Bu başarı zindanlarda, dağlarda ve sokaklarda Önderliğin, gerillanın ve halkımızın dirayetli direnişi sayesinde yaratılmıştır” dedi. HABER MERKEZİ
Kutu
Mevziler ve kazanımlar köklüdür
Artık hiç kimse Kürt halkını 1920’ler noktasına getiremez. Kürdistan halkının yürüttüğü mücadeleyle elde ettiği mevziler ve kazanımlar köklüdür.
Bugün bölgede süren bir savaş var. Erdoğan bu savaşta yanlış ata oynadı. El-Nusra ve DAİŞ benzeri El-Kaide kökenli yapılarla Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırma, Suriye’yi de denetim altına alma planları yaptı. Fakat bunların hepsi ters tepti. Şimdi ise Rusya’ya büyük tavizler vererek Suriye’de bir konum kazanmaya çalışıyor olsa da bunun uzun süre sürmeyeceği, Suriye’ye dönük yaptıkları müdahalenin, Rojava Kürdistanı’na dönük geliştirdikleri saldırının kendileri için bir batağa dönüşeceği vakit çok uzak değildir. Bugün bölgede yürütülen savaşta Kürt halkı ve onun Özgürlük Hareketi artık yadsınamaz bir biçimde temel bir aktör haline gelmiştir. Bunu tekrar geriye almak, tarihin tekerleğini geriye çevirmeye kalkışmak beyhude bir çabadır. Artık hiç kimse Kürt halkını 1920’ler noktasına getiremez. Kürdistan halkının yürüttüğü mücadeleyle elde ettiği mevziler ve kazanımlar köklüdür. Artık Kürdistan halkı da bu kadim topraklarda özgürce yaşamanın koşullarını önemli oranda yaratmış bulunmaktadır. Erdoğan’ın kuruntu ve faşist saldırılarının gücü bu realiteyi değiştirmeye yetmeyecektir.
Bugün Kürdistan’da Önder Apo öncülüğünde gelişen devrimsel süreç bir bölge devrimine dönüşme aşamasına gelmiştir. Dolayısıyla Bakur, Başûr ve Rojava’daki kazanımlarını, statüsünü ortadan kaldırmak için var gücüyle saldırmaktadır. Fakat artık bu saldırıların sonuç alma koşulları ortadan kaldırılmıştır. Mevcut koşullar hem içerde hem de dışarda Kürt halkının ve bölge halklarının özgürlük, demokrasi ve adil bir düzen isteminden yanadır. Dolayısıyla bölgemizde yarınlar faşist diktatörlüklerin değil, halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesinin olacaktır.
Savaş tırmanacak
Oluşturulan yeni hükümet aslında bir ultra savaş hükümetidir. Kürtler, sol, sosyalist güçlere ve Alevi kesimlere yönelik saldırıları tırmandıracaklar.
Erdoğan savaşı daha da tırmandıracaktır. Seçimde her ne kadar hedefledikleri sonucu alamamış ve bunun yarattığı moralsizliği yaşıyor olsalar da istedikleri sistemi geliştirme imkanına kavuşmuş olmaları kendileri açısından bir avantajdır. Bunu savaşı tırmandırmada kullanacakları kesindir. Zaten propagandalarını da hep bu eksende yaptılar. Oluşturduğu yeni hükümetin kabinesi de buna göre dizayn edilmiştir. Dikkat edilirse özellikle bizimle yürütülen savaşla ilgili olan bakanlıklarda herhangi bir kesintinin olmaması, acemiliklerin yaşanmaması için o görevdeki bakanlar değiştirilmedi. Savunma bakanlığına getirilen zat da zaten savaşın başındaki kişi idi ve yine öyle olacak. Bu kişiliklerin ırkçı Kürt düşmanı tipler olduğu zaten bilinmektedir. Bu biçimde oluşturulan yeni hükümet aslında bir ultra savaş hükümetidir.
Bununla birlikte tüm muhalefet güçlerine, özellikle Kürdistan Özgürlük Hareketiyle hareket eden sol sosyalist güçlere, Alevi kesimlere ve Kürdistan halkına karşı saldırılarını aralıksız sürdüreceklerdir. Denilebilir ki, bunlar tam başarılı olamadıkları için hep korkuyla yaşayacak ve o korkuyla da sürekli savaş pozisyonunda olacaklardır.
Savaş doktrinimiz netleşmiştir
34 yıllık gerilla tecrübesine dayanarak savaş tarzımızda dönemin gereklerine göre gereken köklü değişimi doğru anlayıp doğru uygularsak düşmanı tarumar edebiliriz.
Bu savaşı daha ciddi bir biçimde geliştirecek ve düşmanı yenecek bir formasyonla direnişi yeni bir aşamaya taşırmamız temel bir görev durumundadır. Eğer biz 34 yıllık gerilla tecrübesine dayanarak savaş tarzımızda dönemin gereklerine göre gereken köklü değişimi doğru anlayıp doğru uygularsak düşmanı bu savaşta tarumar edebiliriz.
Savaş olayı özellikle son 20 yıldan bu yana çok köklü bir değişimi yaşadı. Günümüzde savaş artık eskisi gibi salt sıradan askerlerle ve yine salt bilinen konvansiyonel silahlarla yürütülmüyor. Telekomünikasyonun gelişmesine paralel olarak savaşta ve savaş araçlarında da çok köklü değişimler yaşandı. Bu gerçeği görmeyen devletler, örgütler ve güçler artık savaşı herhangi bir biçimde kazanamazlar. Savaş derken yalnız silahlı bir savaştan söz etmiyoruz. Çünkü mevcut koşullarda her şey girift hale gelmiştir. Günümüzde savaş, siyaset, ekonomi, ticaret ve diplomasi daha fazla iç içe geçmiş bulunmaktadır. Kazanabilmek öncelikle sürecin ruhunu doğru okumaktan ve anlamaktan geçiyor. Sonuca gidebilmek ancak kendinde yenilenmeyi gerçekleştirip, gerekli formasyonu sağlayarak mümkün olabiliyor. Bu nedenle süreci doğru kavramak, bu kavrama temelinde günümüz savaş gerçeğine doğru yaklaşmak başarı için şarttır. Bu olmadan başarı olmaz.
Aslında pratik, taktik savaş doktrinimiz de netleşmiştir. Bunun çerçevesi açığa çıkmış, belli bir formülasyona da kavuşmuştur. Bugün taktik konusunda artık rafineleşmiş bir düzeyi yakalamış olduğumuzdan bahsedebiliriz. Eğer bunu doğru anlama, kavrama ve tatbik etme safhalarını hayata geçirirsek daha sonuç alıcı, başarılı hamlesel çıkışlarla süreci geliştirebileceğimizin görülmesi gerekiyor.
Devlet İHA ve karakoldan ibaret
Devletin Kürdistan’da dayanabileceği herhangi bir sosyal yapı kalmadı. Eline silah verdiği korucular bile onun sosyal altyapısı konumundan çıkmışlardır.
Türk devletinin şu anda yaptığı şey geçmiş yıllarda kaybettiklerini geri kazanma çabasıdır. 34 yıllık silahlı savaşım süreci boyunca her türlü yöntemi deneyen Türk ordusu ve devleti herhangi bir sonuç alamadığı gibi Kürdistan’ın birçok alanındaki denetimini de yitirmiştir. Şimdi Kürdistan’da vardır, ama egemen işgalci bir devlet olarak vardır. Peki Kürdistan’daki varlığını nasıl sürdürmektedir? Adına askeri üs dedikleri kale gibi karakollarda, sur gibi duvarların ardına gizlenerek yüksek kulübelerden etrafı gözetleyerek ve yine havadan İHA’larla çevreyi denetleyerek kalabilmektedir. Bu sömürgeci devlet Kürdistan şehirlerinde de vardır. Fakat nasıl vardır? Zırhlı araçların, tankın, panzerin içinde vardır. Bu neyi göstermektedir? Eğer bir devlet bir ülkede bu hale gelmişse, o devlet bitmiş, tükenmiş demektir.
Yani salt askeri zorla varlığını sürdüren sömürgeci TC devleti bugün artık askeri gücüyle bile varlığını sürdüremez duruma gelmiştir. Ancak yüksek teknoloji ve gelişkin bir istihbarat imkanı sayesinde varlığını ayakta tutabilmektedir. Bu durum TC devletinin en büyük zaaf ve zayıflığıdır. Bugün Kürdistan’da dayanabileceği herhangi bir sosyal yapı kalmamıştır. Eline silah verdiği korucular bile onun sosyal altyapısı konumundan çıkmışlardır. Mevcut istihbarat ve tekniğini kullanarak varlığını daha ne kadar sürdürebileceği tartışma konusudur. Aslında bu durum biraz da bize bağlıdır.
TSK savaş dışıdır
Türk halkının yoksul kesimlerini paramiliter güç haline getirerek karşımıza çıkarıyorlar. Yenilmiş bir güç olan Türk ordusu para, istihbarat ve teknikle bu savaşı sürdürüyor.
Mevcut resmi ordu önemli oranda zaten savaş dışıdır. Para ile satın alınan ve adına JÖH-PÖH denilen paramiliter kuvvetlerle savaşı sürdürmek istiyorlar. Çünkü bunların aileleri senet imzaladıklarından dolayı çocukları öldüğünde ses çıkaramamaktadır. Bu da burjuvazinin ve egemen sınıfların çıkarı açısından planlanmış bir şeydir. Böylece kitleden, Türk halkından savaşa karşı gelişecek olan tepkinin önünü almışlardır. Türk halkının yoksul kesiminin evlatlarını bu biçimde paramiliter güç haline getirerek karşımıza çıkarıyor. Ve o aileler de çocukları vurulduklarında yoksulluk, maaş kaygısı ve imzaladıkları senetler nedeniyle herhangi bir tepki gösterememektedir. Bu biçimde savaşı tümüyle menfaate, paraya dayandırmış bulunuyorlar. Yenilmiş bir güç olan Türk ordusu para, istihbarat ve teknikle bu savaşı sürdürmeye çalışmaktadır.
Hatta Suriye’deki El-Kaide kırıntısı birtakım çeteleri de örgütleyip Kürdistan’a getirerek savaşta kullanıyor. Böylece savaşçı açığını çeteler yoluyla kapatmaya çalışıyor. Savaşı esas olarak paramiliter güçler ve Suriye’de örgütlediği çetelerle yürütmeye çalışıyorlar.
Nitekim o JÖH, PÖH denilen güçler de böyledir. Sıkıştıkları gibi sıvışıyorlar. ‘Aman uçak gelsin, aman helikopter gelsin’ diyerek tekniksiz bir adım dahi atamıyorlar. Yoğun bir saldırıyla karşılaştıklarında da sendromlara giriyorlar.
Ne El-Kaide kırıntısı çeteler ne de adına uzman asker dedikleri paramiliter güçlerin savaşta herhangi bir ağırlığı ve yeri yoktur. TC devleti bugünkü savaşı daha çok istihbarat ve teknikle yürütmektedir. Ordunun bu işleri çekip çeviren masa başındaki kadroları istihbarat ve teknikle sonuca gitmek istemektedirler. Kara güçlerinin yaptığı daha çok hava saldırılarıyla vurulmuş hedefleri gidip kontrol etmektir.
Güncellenmiş İttihat Teraki çizgisi
Nasıl ki Osmanlı imparatorluğunun enkazı altında kalan Enver ve Talat paşalar tarihe gömüldülerse, Erdoğan, Bahçeli ve Hulusi Akar’ da aynı tarihsel akıbete uğrayacaktır.
Bugün Türk rejiminin esas aldığı çizgi güncellenmiş bir İttihat Terakki çizgisidir. Bilindiği gibi Osmanlının son döneminde İttihat Terakkiciler “üç tarz-ı siyaset” dedikleri Türkçülük, İslamcılık ve Osmanlıcılık ile Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünün önüne geçmek istediler. Çöküşe doğru giden imparatorluğu kurtarabilmek için adına Türkçülük dedikleri ırkçılıkla, İslamcılık dedikleri İslami toplumları kandırıp boyunduruk altına almayla ve Osmanlıcılık dedikleri Osmanlı İmparatorluğunu eski gücüne kavuşturma amacıyla yola çıktılar. Bunun için başta Ermeniler olmak üzere bölge halklarından milyonlarca insanı hunharca katlettiler. Bu topraklarda tarihsel bir dehşet sürecini yaşattılar. Ama yine de Osmanlı İmparatorluğunu çökmekten kurtaramadılar. Bunun başını çekenler de bu imparatorluğun enkazı altında yok olup gittiler. Şimdi de aynı saiklerle yine yola çıkmış bulunuyorlar. Çöküşe doğru giden ulus-devlet anlayışlı Türk faşist devlet sistemini kurtarmak için İttihat Terakkicilerin Türkçülük, İslamcılık ve Yeni Osmanlı hayalleriyle sonuç almak istiyorlar. Nasıl ki Osmanlı imparatorluğunun enkazı altında kalan Enver ve Talat paşalar tarihe gömüldülerse, Erdoğan, Bahçeli ve Hulusi Akar’ın da aynı tarihsel akıbete uğrayacakları kesindir. Bu akıbet tarihin akışının olağan bir sonucudur ve hiç kimse bunun önüne geçemez, durduramaz.