Eski Milletvekili Abdullah Mele Nuri, Güney Kürdistan'daki siyasi taraflar arasında anayasa üzerinde yaşanan anlaşmazlığın Mesut Barzani’nin başkan olmaktaki ısrarından kaynaklandığını söyledi. 

Mele Nuri, Güney Kürdistan gündemini meşgul eden anayasa ve başkanlık sistemiyle ilgili sorularımızı yanıtladı. 


Anayasa yapım süreci oldukça tartışmalı geçiyor. Sizce tarafların temel çelişki noktası nedir?

Anayasada tarafların anlaşamıyor olması iktidar çelişkisinden kaynaklıdır. YNK, Goran Hareketi, Yekgırtu İslam gibi hareketler bölgede parlamenter sistemin hakim olmasını istiyorlar. Bu oluşumlar bölge başkanının parlamentodan seçilmesini ve yetkilerinin parlamento tarafından belirlenmesini talep ediyorlar. KDP ise kendi iktidarının sürekliliği için bölge başkanının halk tarafından seçilmesini, parlamentonun başkana karşı sorumlu olmasını istiyor. Bu kendi başına anti demokratik bir dayatmadır. İşte temel çelişki noktası da burasıdır. Ancak burada ortak çıkarlarda buluşulması da herkesin sorumluluğundadır. Bu olmadığı sürece Kürdistan bölgesinde gerçek manada demokratik bir sistemin gelişmesi mümkün olmayacaktır. 

KDP, Güney Kürdistan sistemini kişiye endeksli, bir kişinin iktidarına göre, daha açık bir ifadeyle Barzani’nin iktidarına göre şekillendirmek istiyor. Ancak diğer kesimler, devlet yapılanmasının kişiye endeksli olamayacağından ısrarlıdırlar. Dolayısıyla yasaların da bir kişinin gereklerine göre değil, bir devletin, toplumun gereklerine göre olmasını istiyorlar. İşte anlaşmazlıklarının, çelişkilerinin ana temeli de buradan kaynaklanıyor. 


Sizce nasıl olmalı?

Bence KDP’nin bu dayatması doğru değildir. Mesud Barzani’nin uzatmalı yürüttüğü başkanlık görev süresi bitmiştir ve devam etmemelidir. Buna hakkı da yoktur. Ama dikkat edin özellikle bunu dayatıyorlar. Halkın iradesini, parlamentonun iradesini tekellerine almak istiyorlar. Özcesi her şeyi Barzani’nin istekleri doğrultusunda düzenlemek istiyorlar. Bence mevcut durumda Barzani sorunlarını çözümünde rol almak yerine sorunların asıl kaynağı durumundadır. En büyük kriz nedenidir. 


Son günlerde bir de anayasa 'şeriat esaslarına mı yoksa laiklik esaslarına göre mi olsun' yönünde tartışmalar var. Bu tartışmaları nasıl görüyorsunuz? 

Anayasanın tüm farklılıklara saygılı olması gerekir. Güney Kürdistan'da yaşayan tüm farklılıklar, etnik ve dini azınlıklar anayasada eşitçe yer almalı, tanınmalıdırlar. Bir kere anayasanın öncelikle insan haklarını garanti altına alması gerekir. Esası bu olmalı. Ancak böyle olursa inançlara, etnik yapılara saygılı olur. 

Anayasalar halk içindir. Halkın örf-adetlerini, kültürünü, inancını, ekonomik durumunu göz önünde bulundurmalıdır. Birey ve toplum haklarını dikkate almalıdır. Bence gerçek demokratik bir anayasa böyle olmalı. Ve tüm bunların olması açısından da demokratik ilkelerin esas alınması gereklidir. Herkes kendisini bu anayasada görmeli. 

Anayasa şeriata göre değil, özgürlüğü esas almalı. İnsan haklarını esas almalı. Toplumun farklılıklarına saygılı olmalı. İslami olur, sosyalist olur farklı bir inançtan, kimsenin rengine ve inancına bakmadan herkesi kapsamalı. Topluma zorla dayatılan esaslar içermemeli. 

Anayasalar aynı zamanda görev sorumluluk yükleme araçlarıdır. İktidarın da yetkileri bu kanun maddeleriyle belirlemeli. Toplumun iktidar karşısında haklarını da koruyup garantiye almalıdır. Herşey burada adil ve demokratik bir ifadeye kavuşturulmalıdır. Böyle olursa toplumun farklılıklarıyla bir arada yaşamasını sağlar. Zaten anayasa bu düzeni sağlamak için hazırlanır. Burada anayasanın şeriata göre olmasından ziyade, İslam inancının ya da İslam dinine inanların da haklarını garantiye almalıdır. 

Demokratik katılımcı parlamenter sistem esas alınarak, hem bölge başkanının, hem başbakanın hem de yetki elinde bulunduran herkesin görev ve yetki sınırları parlamentoda belirlenmelidir. Yasama ve yürütme yetkisi parlamentoda belirlenmeli. Bunlar aynı zamanda parlamentoya karşı sorumlu olmalıdırlar. Parlamento görev ve yetki verdiği gibi hesap sorma hakkına da sahip olmalı. Örneğin parlamento, başkanın görevini doğru kullanmaması durumunda görevden alabilmeli.  


Yargı sistemine ilişkin neler söylemek istersiniz?

En önemli hususlardan birisi de yargıdır. Güney Kürdistan yargısı adil bir yönetim ve sistemin oluşabilmesi için mutlaka tarafsız ve bağımsız olmalıdır. Kendi kararlarını kendisini alabilmelidir. Kimse yargı üzerinde tekel kurma hakkını kendisinde bulmamalıdır. Yasalar bunun önünü almalıdır. Başkana veya hükümete bağlı bir yargının bağımsız olması düşünülemez ve kabul da edilemez. Kısacası kuvvetler ayrılığı esas alınmalıdır. Örneğin askeri güçler kimsenin vesayeti altında olmamalıdır. Özerk bir yapıya sahip olmalıdır. 


Peki sizce KDP neden başkanlık sisteminde bu kadar ısrar ediyor? Bu değişim önündeki engel olma durumunda ısrar ederse ne olur?

Maalesef KDP’nin bakış açısı Arap devletlerindeki krallık sistemine benziyor. İktidarın babadan oğula geçmesini ön görüyor. Şahlık ve meliklik geleneğini tercih ediyor. Başkanlığın da bu şekilde aile üyeleri arasından aktarılarak devam etmesini istiyorlar. Tabi tarihte bu tür şeyler vardır. Hatta şimdi de kimi Arap devletlerinde aynı sistem devam ediyor. Babadan oğula, kardeşe geçen bir krallık sistemi var. İşte KDP böyle bir sistemi hakim kılmak istiyor. Ama bu olmaz. 

2015 Kürdistan’ında bir krallık sistemini uygulamak mümkün değildir. Çünkü bu halk demokratik hakları, özgürlüğü için büyük bedeller ödemiş bir halktır. Bunu kabul etmesi mümkün değildir. Bu toplum özgürlüğe inanmış, nasıl iradesini size ipotek ettirecek. Geçmişte bu tür diktatörlerden, baskıcı sistemlerden çok çekmiş. Kürt toplumunun artık buna razı olması mümkün değil. Umut ediyorum ki KDP de bu değişim zorunluluğunu fark ederler. Eğer bunu yapmazlarsa kaybedecek olan onlar olur. İnsanlık ileriye yönünü çevirmiş, kimse geriye gidişi kabullenmiyor artık. Eğer bu halkı yönetmek istiyorsanız yönünüzü geleceğe çevirmek zorundasınız. Eğer geçmişte ısrar ederseniz tasfiye olacak olan siz olursunuz. Bu evrensel bir realitedir. 


Mesrur Barzani Al-Monitor dergisine verdiği röportajda PKK’yi yabancı bir güç olarak tanımlayıp Kandil ve Şengal’den çıkmasını istedi. Siz bu görüşü nasıl yorumlarsınız?

İşin özü bizim Türk ordusunu Kürdistan’dan çıkarmak gibi bir sorumluluğumuz ve sorunumuz var. Halen Güney Kürdistan topraklarında Türk devletinin askeri üsleri var. Öncelikle bunları sorgulamak gerek. Yanlış yerden bakarsanız yanlış şeyler görür ve yanlış sonuçlara varırsınız. Dolayısıyla yönümüzü doğru yere çevirmek zorundayız. Eğer gerçekten yabancı ya da misafir bir güçten söz edilecekse, bu Türk ordusunun güçleridir. Ben şahsen kendimi Kuzey'de, Rojava’da, Doğu Kürdistan'da misafir olarak görmüyorum. Diğer parçalardaki Kürtler de burada, Güney Kürdistan'da misafir değiller. Güney Kürdistan tüm Kürt halkınındır. Mesrur Barzani’nin ifadeleri kendisini bağlar, Güney Kürdistan halkı böyle düşünmüyor, böyle yaklaşmıyor. Örneğin Kürt sorunu çözülse, Kürt devleti kurulsa dahi Kandil Dağı'nda Kürt savaşçılar bulunmalı, orası boşaltılmamalı. Başta da dediğim gibi, sorun olan Kürt güçlerinin varlığı değil, Türk devletinin buradaki askeri varlığıdır. 


HALİT ERMİŞ/HEWLÊR




PKK misafir değil


KCK Dışilişkiler Komitesi Üyesi Demhat Agit, Rojnews'in Barzani’in “PKK Güney Kürdistan’da misafir bir güçtür, gitmesi gerekiyor” sözleri hakkındaki görüşlerini sorması üzerine şunları söyledi: “Biz misafir bir güç değiliz. Biz burada kalıcı, Kürdistani bir gücüz. Güçlerimiz bir Kürdistani güç olarak tüm Güney ve dört parça Kürdistan’da şu anda kendisini mevzilendirmiş durumdadır. Kürt birliğini, ulusal çıkarları gözeten bir yaklaşım içerisindeyi, buna devam edeceğiz.” 




Neçirvan Barzani destek alamadı


Mesud Barzani'nin görev süresinin uzatılması için diğer siyasi partiler ile görüşünen Neçirvan Barzani başkanlığındaki KDP heyeti, ilk turda istediğini alamadı.

KDP heyeti diyalog ve uzlaşma kararı doğrultusunda ilk olarak Kürdistan İslami Birlik Partisi'ne (Yekgirtuya İslami ya Kurdistanê) ziyarette bulundu. Rojnews'in edindiği bilgilere göre, İslami Birlik anlaşmaya göre başkanın görev süresinin uzatılmasını kabul etti. 

İslami Birlik Partisi, bu çerçevede Güney Kürdistan'ın 5 temel siyasi partisini biraraya getirme çabası yürütüyor. İslami Birlik Partisi Politbüro Üyesi Mele Salih, Ramazan Bayramı öncesinde 5 siyasi partinin toplantısının gerçekleştiriilebilmesi için çaba harcadıklarını belirtti. 

Barzani'nin İslami Birlik Partisi'nden 5 siyasi partinin Mesud Barzani'nin görev süresinin uzatılmasına destek verecekleri yönünde garanti aldığı bilgisi alındı.

KDP ile YNK arasında yürütülen görüşmelerde herhangi bir sonuca ulaşılamadı. YNK Sözcüsü İmad Ehmed de bir süre önce yaptığı açıklamada YNK'nin parlamentoya sunduğu yasa tasarısında halen kararlı olduğunu ve bölge başkanlığı görevinin bir kez daha uzatılmayacağını belirtti.

Goran Hareketi, “Goran Hareketi parlamenter sistemin hakim olması ve bölge başkanının yetkilerinin kısıtlanması konusundaki görüşlerini sürdürmektedir” dedi.

Diğer taraftan Kürdistan İslami Toplum Partisi (Komela İslami ya Kurdistane) de KDP heyetine bu konuda herhangi bir garanti vermezken, partilerle yaptıkları görüşmeler ardından KDP'ye yanıt vereceklerini açıklamıştı. 

KDP heyetine liderlik eden Neçirvan Barzani, bölge başkanlığının görev süresinin uzatılması konusunda Kürdistan İslami Hareketi (Tevgera İslami ya Kurdistane) ve Kürdistan Demokratik Sosyalist Partisi (Partiya Sosyalist Demokrat a Kurdistane) ile de görüştüğü ve söz konusu partilerin de KDP'nin görüşüne destek verme garantisi verdikleri kaydedildi. Bunlar dışında Arasteya Seyemin ile birlikte Türkmen ve Hıristiyanlar da KDP'nin görüşüne destek veriyor. 

KDP Parlamenteri Firset Sofi görüşmeler hakkında Rojnews'e verdiği demeçte, “KDP ilişki ve görüş alışverişlerinde birinci turu tamamladı. Hiçbir partiden garanti almamış da olabilir, bütün partiler KDP'yi de destekleyebilir. Bu doğrultuda KDP ikinci tur görüşmelere başlayacaktır. İkinci tur görüşmelerle birlikte bazı şeyler daha net bir biçimde ortaya çıkacaktır” dedi. 


HANA AZAD/ROJNEWS/HEWLÊR