2011-2012 Srilankavari savaş saldırısından sonra, Erdoğan ve AKP, yeniden diyalog sürecine zorunlu kaldığı için başlamıştı. Ancak buna rağmen, demokratik bir barış/çözüm için süreci başlatan AKP değil, Sayın Öcalan oldu.
2013 Newroz'undaki başlangıçtan bu yana 2 yıl geçti. Ancak, AKP, Öcalan'la diyalog görüşmesinden müzakere sürecine henüz geçmedi. Bu geçişin ilk belirtisi olabilecek başmüzakereci Öcalan'ın koşullarında radikal bir değişikliğe gitmedi. Görüşmeleri yasal bir statüye bağlamadı ve izleme heyetinin oluşturulmasını kabulden kaçındı. Yasa olarak çıkardığı tek şey görüşmelerle ilgiliydi. Ama onda da daha çok görüşen bürokratlarını yasal koruma altına almayı amaçlıyordu.
Peki geçen 2 yıllık süreçteki pratik belirtiler bize ne söylüyor?
Birincisi, Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, Kobanê'ye DAİŞ çetelerini saldırtarak Kürt Özgürlük Hareketi'ne ağır darbeler indirmeye çalıştı. Öyle ki, Erdoğan "düştü düşecek" diyerek zafer kutlamasına hazırlandı. Hatta Perinçek bile sevinçle "PKK efsanesi çöktü" çığlığı attı. Bu Erdoğan'ın daha önce açıkladığı B planıydı.
İçte ise polis ve Hüda Par'lı çeteleri kitle eylemlerine vurucu güç olarak saldırttı. Kürt halkımızı yıldırmaya çalıştı. Saldırganlığını, katliamcılığını, ''Barış sürecinde 6-8 Ekim eylemleri olmaz'', ''müslümanlara saldırılıyor'' demagojisiyle örtmeye çalıştı, kitleler nezdinde barış karşıtının kendisi olduğu gerçeğini tersyüz edecek yalana başvurdu.
İkincisi; bu süreç boyunca kalekol ve barajların yapımını sürdürdü. Daha sert bir savaş için hazırlık yapan iktidar demokratik barışa niyet ediyor denebilir mi?
Üçüncüsü; Davutoğlu başbakanlığa başlarken "devlet güvenliği"nin kutsama andı okudu. Gecikmeden "makul şüphe"yle polise keyfi ve ayrıca valilere olağanüstü yetkiler tanıyan devlet şiddeti yasasını çıkarıyor. Kürt sorunu özgürlükler sorununun temel unsurudur. Kutsal devlet andıyla terör devletini tırmandıran hükmetin demokratik barıştan uzak durduğunu kavramak zor değil.
Dördüncüsü; bütün bu belirtiler AKP hükümetinin, barışı oyalama aracına dönüştürürken değişik düzeyde saldırılarla Kürt Özgürlük Hareketi'ni zayıflatmak istediğini kanıtlarken, Sayın Öcalan'ın sunduğu 10 maddelik plan üzerine müzakereyi bir yana bırakıp "silahsızlanma" beklemesidir. Daha doğrusu müzakereye oturmayıp, ''silahsızlanmayı reddeden PKK barışa karşıdır'' algısı yaratmaya çalışmasıdır. Bu büyük bir yalandır, büyük bir hiledir.
AKP'nin yalan ve hilesi özellikle Türk halkımız ve kısmen de Kürt halkımızın geri kesimi üzerinde etkili olur mu? Etkili olur da süreçte AKP diktatörlüğünü geliştirmede başarı sağlar mı?
AKP'nin hilesi ve hesabını bozacak olan, demokratik barış doğrultusunda Türk emekçileri arasında yapacağımız çalışma, yürüteceğimiz mücadeledir.
Sayın Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi, demokratik özerklik statüsünde ve batıda demokratik özgürlüklerde ısrar kararlığına, 30 yıllık savaşan gücün deneyimiyle sahiptir. Terör devleti geliştiren iktidarın niyetini herkesten çok kavrayan deneyime sahiptir. Kobanê zaferi ve Güney'de haklı savaş başarısından sonra, dünya halklarının desteğini daha çok almışken, AKP'nin hile ve entrikalarına hiç gelmez! Saldırı tehditine asla boyun eğmez!
Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik barış hadefiyle, AKP'nin oyalama ve hilesi arasındaki gerilmede neyin kazanacağını, demokratik güçleri büyütecek mücadeleler tayin edecektir.
İktidarın hilesi kitleler üzerinde etkili olursa, Erdoğan ve AKP, diktatörlüğünü tırmandırmayı başarırr. Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik barış kararlılığı özellikle Türk halkımızın ezilenleri üzerinde etkili olursa, Erdoğan-Davutoğlu'nun hesapları yenilgiye uğrar, diktatörlüğü ve terör devletini tırmandırma çabası onu devirecek halk hareketlerini, daha büyük yeni Haziran başkaldırılarını tutuşturur.
Bu süreçte küçük-büyük, pasif-aktif demeden daha geniş kitleleri saflara katacak her mücadele önem taşıyor. Örneğin önümüzdeki seçim mücadelesinde HDP'in barajı geçecek zaferi, yalnızca AKP'nin diktatörlüğü tırmandırmada kullandığı parlamento aritmetiğini bozmakla kalmayacak. Daha geniş yeni kitleleri özgürlükler ve demokratik barış mücadelesine seferber etmemizin basamağı olacaktır. Demek ki bütün demokratik güçlerin bu hedefle HDP etrafında birleşmesi bu mücadelenin önemli bir unsuru olacaktır.
Ya da AKP'nin yasakladığı metal işçilerinin fiili grev hareketini geliştirmemiz benzer rol oynayacaktır.
8 Mart'ta demokratik kadın hareketinin yükseltilmesi, sermaye ve ataeril despotluğun kadın cinsini ezmesinin öncü gücü AKP diktatörlüğüne meydan okuyarak onu yenilgiye doğru itmesi demektir.
Demokratik Alevi hareketinin eylemini yükseltmesi benzer bir rol oynayacaktır.
Güncel taleplerle, öğrencilerin, işçilerin, kadınların, köylülerin eylemlere seferber edilmeleri demokratik barış mücadelesinin güçlerini büyütecek, demokratik barış mücadelesinin şiarlarını yayacak, AKP ve Erdoğan'ın hilesini ve diktatörlük hesabını bozacak, yenilgiye uğratmamızın basamaklarını tırmanmamıza yol açacaktır.
O halde gerilmeden, enerji çıkararak, Kürt Özgürlük Hareketi ve Sayın Öcalan'ın müzakere için sunduğu demokratik talepler kabul edilsin şiarıyla ve mücadeleleri büyüterek ilerleyelim!