
Üç saatlik yolculuğun ardından Yeniköprü’de durduruluyoruz. Uzun bir araç kuyruğu var. İki asker dolmuştaki valizleri ve dolmuşun içini arıyor. Sonra kimliklerimizi alıyorlar, GBT yapılıyor. Tam bir saatlik beklemenin ardından yola revan oluyoruz.
Gever’in girişine geldiğimizde valizlerimizle birlikte dolmuştan inip polis arama nokrasına yürüyoruz. Yaklaşık 400 kişi bekliyor. Bir masanın etrafına toplanan birkaç kişi, formları dolduruyor. Sonra formlarla birlikte kimliklerimizi bariyerlerin ardındaki polislere veriyoruz. Yine uzun bir GBT sorgusu yapılıyor. Kırk dakika orada öyle bekliyoruz. Sonra bir polis tek tek isimlerimizi okuyor. İsmi okunan kişi bariyerlerin arasından geçiyor.
Bir polis üstümüzü ve valizlerimizi arıyor. Kendimi cezaevi ziyaretinde hissediyorum. Sanki bariyerlerin ardında mahkumlar yaşıyor ve ben onları ziyaret ediyorum. Devlet bir gardiyan gibi Geverliyi mahpusa mahkum etme çabasında. İlçedeki her şeyden haberdar olmak ve zapturapt altına almak istiyor.
Gever’in sert iklimi
Gever, Türkiye-İran-Irak sınırlarının kesiştiği noktada, dağlar arasında bir çöküntü içine kurulmuştur.
Sert bir kara iklimi vardır.
Tarihi MÖ 7000 yıllarına uzanır.
Burada bir kültür resitali söz konusudur. Sümer ve Hititlerden kalma kalıntılar vardır. MÖ 1000’lerde Urartular yaşamıştır.
I.Süleyman döneminde Osmanlı hakimiyetine giren şehir, 1. Dünya Harbi’nde Rus hakimiyetine girdi. 5 Mayıs 1918’de yeniden Osmanlı egemenliğine girdi.
Osmanlı hakimiyetindeki Gever’de yoğun bir Ermeni nüfusu yaşamaktaydı. 1915’te gerçekleşen Ermeni Soykırımı‘ndan Geverli Ermeniler de nasiplerini aldı ve tümü ya katledildi ya da göçertildi.
Cumhuriyet döneminde asimilasyonun ve inkarın bir parçası olarak Gever’in ismi Yüksekova olarak değiştirilmiş.
Bu dönemde, Ermeni Soykırımı’yla birlikte ciddi bir nüfus değişimi de yaşadı. 1990’larla birlikte TC devletinin baskıları neticesinde Gever’in köyleri boşaldı ve merkeze göç başladı. Bu dönemde nüfusta ciddi bir artış oldu.
Bugün ilçe merkezi 80 bin, ilçe nüfusu ise 120 bin civarında.
Hendekler neden kazıldı?
90’lı yıllara kadar kendi halinde bir şehir olan Gever, bu yıllardan sonra nüfusta düzensiz bir artışla birlikte ciddi toplumsal hareketlenmeler yaşamaya başlamıştır.
Bugün Kürt yurtseverliğinin merkezlerindendir.
Ekonomisi sınır ticaretine dayanırken kısmen tarım ve hayvancılık da vardır.
Gever’in ters lalesi, sümbülü ve nergisi ünlüdür. Ancak bugünlerde ölüm ve sokağa çıkma yasaklarıyla gündemdedir.
Kürt hareketinin ilk komün deneyimine 2009 yılında kurulan köy komünleriyle ev sahipliği yapan Gever, 2015’te özerklik ilan etti. Devletin Kürt halkının öz yönetim taleplerini ciddiye almaması ve tanımamakta ısrar etmesinin yanında saldırılarını yoğunlaştırması üzerine gençler silahlandı ve hendekler ördü.
Öz yönetim ilanları ve hendeklerin örülmesinin nedeni legal demokratik mücadelenin sonuçsuz kaldığı inancının gençlerde hakim olmasıydı.
Öz yönetim ilanı ve hendeklerle amaç, rejime alternatif yaratmak ve Kürdistanlıların statü talebi için devlete baskı kurmaktı.
AKP hükümeti, 13 Mart 2016 günü sokağa çıkma yasağı ilan etti ve hendeklerin ardındaki gençlerin üzerine büyük bir şiddetle gitti, 78 genç ve çocuk öldürüldü. Geverlilik ve yasaklı dilinin direnci, kangren zamanların top ve uçak seslerine maruz kaldı.
Gever ve Kürtlük, devlet için bir belaydı ve sökülüp atılmalıydı. Buna rağmen Kürtlüklerini en değerli eşya gibi taşıdılar. Hem Kürtlüğe vuruldular hem de ona sığındılar.
Kürtlük onlar için hep bir yara oldu. Her şeye rağmen Kürtlüğü yasaklayanlara ve onu yok etmek isteyenlere boyun eğmediler. Madem ki Kürtlük yok edilmek isteniyordu, o vakit onu büyütmek lazımdı ve büyüttüler...
Katledip sokağa attılar
Gever’in sokakları, mahalleleri ve insanları tarumar oldu. 11 bin konut tahrip oldu ve on binlerce insan evini, mahallesini terk etti. On binlerce insan evsiz...
Gever, asker ve polislerce kuşatılmış durumda.
Gever’i yeniden inşa çalışmaları için gelen Cemal Coşkun’la Belediye Garajı mutfağında çay içerken pencereden gördüğü köpekleri göstererek, “Geldiğimin 4’üncü günü tek tek kediler çıktı sokaklara, şimdi de köpekler” diyor.
Gever’in kedi ve köpekleri insanlarıyla birlikte ya saklandılar ya da dağlara sığındılar. Göçten onlar da nasiplendi.
Nasıl beslendiler, nasıl hayatta kaldılar, kimse bilmiyor.
Belki de o kedi ve köpekler açlıktan o hendeklerin ardındaki öldürülmüş insan bedenlerine saldırdılar.
Nitekim direnişin daha 16’ncı gününde JÖH ve PÖH’ün Twitter hesaplarından Cumhuriyet Mahallesi’nde sokağa atılan bir YPS’linin naaşı kediler tarafından yenilirken çekilen görüntüler, “Bu bir terörist leşi. Kedilere yem olmuş” başlığıyla paylaşıldı.
‘Su deposu ne yaptı?’
Hakkari Milletvekili Selma Irmak, Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir ve HDP İlçe Eşbaşkanı’yla birlikte Yeşildere Mahallesi’ne gidiyoruz.
İki katlı yanmış bir binanın önünde duruyoruz. Biraz ileride yaşlı bir adam görüyoruz, o tarafa yürüyoruz. Tokalaşıyoruz. Bizi geldiği taraftaki su deposunun yanına götürüyor: “Hadi ben polise taş attım, geldi beni vurdu, peki bu su deposu ne yaptı?”
Amcaya verecek hiçbir yanıtımız yok. Hakikaten o su deposu ne yaptı?
Aslında o su deposunun, o yakılan evlerin bir şey yapması gerekmiyor. Malum, onlar da Kürtlerin yaşam gereçleri, barınakları... JÖH ve PÖH üyeleri, 80 kurşun sıkmış. Su deposu Gever’in binlerce deposu gibi delik deşik.
Deponun hemen yanındaki su kuyusunu gösteriyor. Su kuyusundaki dinamoya da kurşun sıkılmış. Sonra eve doğru dönüyoruz. Yüzü tertemiz bir adam. Ellerinde iş eldivenleri var. Hacca gitmiş.
Rus yapmadı, Türk yaptı!
İsmi Zübeyid Malak ama herkes ona hacı diyor. Bize sakin ve tane tane anlatıyor: “80 yaşındayım. Rus buraya geldi. Bir evde ev ahalisi yoksa o evin kapısını bile açmadılar. Dinimizden değillerdi ama evin içine girmeye utandılar. Bunlar ise (Türk güvenlik güçlerini kast ediyor) bizi evlerimizden attılar ve evlerimizin içine, mahremimize utanmadan girdiler. Dağıttılar, kirlettiler ve yaktılar.”
İlçe Eşbaşkanı araya girip, “Amca bunlar IŞİD’li” diyor.
Zübeyid Amca sakin ama derinlerden gelen bir ses tonuyla konuşuyor: “Ew ne ti tiştin.” (Bunlar hiçbir şeydir.)
Zübeyid Amca’yı sessizce dinliyoruz. O an ona sarılmak istiyorum, ellerine sarılmak, öpmek... Gözlerine yerleşmiş acıyı silmek...
Erê mamo, ew ne ti tiştin! (Evet, onlar hiçbir şey amca.)
Zübeyid Amca anlatmaya devam ediyor: “Evin saati ne yapmış ona da kurşun sıkmışlar. Dinimizdenler ve bizim dinimizden olanlar bizim mahremimize girdi ve şehrimizi yaktı, yıktı. İslam’a kurban olsunlar.”
Gever’deki hakikati Zübeyid Amca özetliyor. Bu yıkımı yaratanlar ve zulmedenler ‘ne ti tiştin’!
Ne vicdanları var ne ahlakları...
Vedalaşıp ayrılmadan fotoğrafını çekmek için izin istiyorum. Hacı Zübeyid Malak’ın duruşuna, bilgeliğine ve güzelliğine hayran kalıyorum. Sanki tüm Gever Zübeyid Amca’da vücut bulmuş. Asaletli bir adam! Fotoğrafına her baktığımda insan gibi bir insan görüyorum.
Allah’ın kelamını yaktılar
Başka bir evin avlusundan giriyoruz. Ev sağlam, zarar görmemiş. Evin sahibi Edibe Kaplan anlatıyor: “Van’a gitmek zorunda kaldık. Biz gittikten sonra asker ve polisler burada bir süre barınmış. Halılarımıza sigaralarını söndürmüşler. Şişelerin içine işemişler. Her yeri dağıtmışlar. Başka bir evde unun içine fare ilacı atmışlardı.”
Edibe Kaplan’ın evinin sokağında Hacı İskender Market’in önünde duruyoruz. Dükkan tahrip olmuş. İçine havan mermisi değmiş ve yağmalanmış. Raflarında ne çocuk sütü var artık, ne çikolatalar; patlamış havan mermisi duruyor.
Nasır ve Zeynep Yüce’nin tek katlı evleri ateşe verilmiş.
Nasır ve Zeynep, anlatmaya başlıyorlar: “Gever’de yasak başlayınca evimizi terk etmek zorunda kaldık. İki çocuğumuzla Şemzînan’a göçtük. Çatışmalar esasta 38 gün sürmüş. Sonrasında ise tek bir kurşun atılmamış ve büyük yağma da çatışmalar bittikten sonra başlamış. Benim evimi de çatışmalar bittikten sonra yakmışlar.”
Gever’e döndükten sonra yanmış evinin hemen yanındaki kardeşinin evine sığınmışlar. Biz evin içine bakarken o bir koşu kardeşinin evinin içine gidip elinde temiz bir örtüyle sardığı yanmış Kuran-ı Kerim’le dönüyor.
Müslüman AKP ve başındaki reisi Nasır ve Zeynep’i yaşadıkları şehirden kovdu, sonra da evleriyle birlikte Kuran’ı yaktı.
Kürt’ün yaşamını yakanlar, onunla birlikte Allahın kelamını da yaktılar.
Tehdit edilen gazeteciler
Yüksekova Haber ve Dicle Haber Ajansı muhabirleri zor şartlarda çalıştılar, aslında çalışamadılar. Kimi çatışmaların 15 gün, kimi de 38 gün sürdüğünü söylüyor. Hala sağlıklı bilgi alma şansımız yok. Çünkü basının haber yapmasına, yaşananları izlemesine izin vermediler.
Gever’de gazetecilik yapan bir muhabirle görüşüyorum. İsmini vermek istemiyor: “Gever’deydik ama yaşananları fotoğraflama şansımız olmadı. Sokağa çıkmamıza izin vermediler. Ancak uzaktan, bulunduğumuz evin çatısından birkaç duman görüntüsünü fotoğraflama şansımız oldu. JÖH ve PÖH sosyal medya hesaplarından fotoğraflarımız paylaşılarak tehdit edildik. Yaşam güvencemiz kalmamıştı ve bizi gördükleri yerde öldürebilirlerdi. Yasağın 24’üncü günü, Belediye’nin itfaiye aracıyla bulunduğum evden çıkabildim ve köy yollarından Esendere’ye geçtim. Eğer şehirden kaçmasaydım ya kedi köpekler benim de naaşımı yerdi ya da hapse girerdim.”
Odayı derin bir sessizlik kaplıyor...
On binlerce takipçisi olan Yüksekova Haber sitesi, 25 Temmuz 2015’te kapatılmış ancak her şeye rağmen habercilik yapmaya ve gerçekleri aktarmaya devam ediyorlar.
‘Fetih’ manzaraları
Yasak boyunca şehirde kalıp rahatsızlanan tek bir hasta, Yüksekova’nın tek hastanesi olan devlet hastanesinde tedavi edilmedi. Devlet hastanesindeki yerel personel, zorunlu izne gönderilmiş. Ankara ve Çorum’dan bir sağlık ekibi şehre getirilmiş. Ambulans şoförleri değiştirilmiş. Hasta olanları Yeni Köprü’ye götürüp “hadi gidin” demişler.
Amaç 78 gün boyunca ne yaşandıysa üzerine perde çekmek ve bunu da başardılar. 78 günlük yasak boyunca ne yaşandığını bilmiyoruz, belki de asla öğrenemeyeceğiz. Operasyonu Ankara’dan gelen özel bir ekip yönetmiş, yerel polis teşkilatı da etkisizleştirilmiş.
Çatışmalar ve ölümler yalnızca yasağın sürdüğü günlerde yaşanmadı. Son 6 ayda 92 insan hayatını kaybetti. Bu süre içinde güvenlik güçlerinden kaç kişinin hayatını kaybettiğini ise bilmiyoruz.
Gever’in sokaklarında cinsiyetçi, argo ve küfür içerikli yazılımalar da var. Mahallelerdeki evleri enkaz haline getirenler kendi bayraklarını asmış. İşgal edilmiş bir şehir gibi şimdi... ‘Fethedenler’ Gever’in binalarında bayraklarını dalgalandırıyor!
Ew ne ti tiştin! Hiçbir şey halkın özgürlük çabasını ve düşünü yok edemez. Hacı Zübeyid Amca’nın güzel yüzü orada duruyor ve o mis eldivenleriyle zorbaya ve zalime karşı ayakta!
HALİL SAVDA