Türk devleti, yurtsever Kürtlüğün gelişkin olduğu merkezleri yakıp yıktıktan sonra, buradaki halkı göçerterek toprağından kopartmak istiyor. 2015 Temmuz’unda başlatılan bu saldırılar kendileri açısından sonuç verirse eğer, devamı da gelecektir. 

Türk devleti Gever’de ve diğer direniş merkezlerinde aynı şeyi yaptı. Çatışma yaşanan ve yaşanmayan tüm mahalleleri, tank ve toplarla yaktı ve yıktı.

Ayakta kalan ve tamiri mümkün binaları da sonradan iş makineleri ile yıktı.

Bu büyük yıkım, örgütlü ve bilinçli Kürt yurtseverliğinin toplumsallığını bozarak, “mülksüzleştirme” amacı güdüyor.

Ortak mülkiyetin en güçlü ve en sağlam temelinin toprak olduğunu; Kürt ekonomisinin ve üretiminin esas olarak toprağa bağlı olduğunu da biliyoruz.

Türk Devleti ve AKP Hükümeti, herkesin gözü önünde gerçekleştirdiği katliam ve zalimane uygulamalarla, önce halkın yüreğine korku salmayı, ardından onları evsiz ve mülksüz bırakmayı hedefliyor.

“Çöktürme Planı”na göre ev ve geçim derdine düşen insanların, toplumsal ve siyasal ilişkileri zayıflayacak, “sakin ve huzurlu yeni yerler” arayışına girilecek; bu arayışın sonucunda başka diyarlara, uzak kentlere gidileceği hesaplanmaktadır.

Bu sinsi ve alçakça planı, Sur’daki yıkımlara ilişkin açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki önceki gün itiraf etmiştir; “Evleri yıkılan vatandaşa Urfa’da, Mardin’de, İstanbul’da TOKİ’nin yaptığı evler verilecektir.”

Daha evvel Sur’da yaşayan ve güçlü toplumsal ilişkilere, güçlü toplumsal korunmaya sahip bir insan, ev ve barınma nedeniyle Sur’dan ayrıldığı an bu ilişkilerin tümünü de kaybedecektir. 

Toplumla kurduğu, adına hemşerilik ve komşuluk denilen tüm kolektif ve ortak yaşam ilişkileri tümden bozulacaktır.

Düşman kapanı apaçık ortada: Barınacak ev olmayınca, toplumun tutkalı olan ortak yerleşim, yani ortak mülkiyet de anlamsızlaşacaktır.

Toplumun ortak yaşamını, toplumsal dayanışmayı ve kolektif yaşamı güçlü ve sürekli kılan yegane varlık, ortak mülkiyet alanlarıdır.

Kırda herkesin olan yaylalar, meralar, çayırlar, ormanlar ve akarsular; şehirlerde mahalleler, sokaklar, parklar ve alanlardır. 

İşte Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar ve bunların yardımcısı konumundaki diğer yıkım ekipleri Sur’da, Cizre’de, Silvan’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta ve Gever’de, Kürt birey ve ailelerinin toprakla, üretimle ve toplumla ilişkilerini kopartarak çaresiz bireyler haline getirmeyi amaçlıyor.

Kentlerimizi, tarihi binalarımızı, ibadethanelerimizi, sokaklarımızı ve evlerimizi yakıp yıkarak işgal eden despotun vereceği TOKİ evi, doğal ve özgür yaşamından koparılan bir canlıya sunulan kafesten farksızdır.

25 yıl önce yine bu devlet, bu TC, Botan köylülerini; “ya silah alıp korucu olacaksınız ya da evlerinizi, bağ ve bahçelerinizi, köyünüzü yakacağız” diye tehdit etti. 

Van, Hakkari, Şırnak, Siirt ve Mardin’den yüzlerce köy birbirinden habersiz, aynı kararı verdi. 

Kendi halkına ihanet ederek işgalci egemenlerin ve zorba devletin yanında yer almaktansa evini, bağını, bahçesini, hayvanlarını ve köyünü terkederek özgür kalmayı tercih etti. 

Bu gün Maxmur’da, Cizre’de, Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Silopi’de ve Gever’de direnen ve ikinci kez büyük bir göçe zorlananlar da bu onurlu insanlar ve onların çocuklarıdır.

Onlar bize özgür ve başı dik durmayı, direnmeyi ve haysiyetli yaşamayı öğrettiler.

Bir halk için bundan daha büyük servet, bundan daha büyük bir zenginlik olabilir mi?

Gever Kardeş Aile kampanyası bu açıdan hayati önemde bir çalışmadır. 

Gever, bizim yerimize de Moğol sürülerine direndi, Saray ve DAİŞ çeteleri ile savaştı.

Gever insanlığımızı, özgürlüğümüzü ve haysiyetimizi korudu.

Şimdi Gever’e, Geverlilere, insanlığımıza ve kendimize sahip çıkma zamanıdır.

Herkese Gever’e kardeş olma onuru nasip olsun!