Herkes “kim bu gençler” sorusunu sorarak Gezi Parkı direnişçilerini tanımlamaya çalışmakta. 1980 ve 90 gençliği boyutunu bırakıp ulusalcılar mı, sosyalistler mi, ekolojistler mi gibi tanımlamalarla ‘direniş’ özünde kimi çevrelerce muğlaklaştırılmaya çalışılıyor. Direniş bir gelenek halidir. Öyle bir anda ortaya çıkıp, kaybolmaz. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana katmerleştirilen ulus-devletçi ve anti toplumcu mantığa karşı, her zaman bir direniş kültürü olmuş ve günümüze kadar zenginleşerek gelmiştir. Günümüzün direnişçiliği, ruhunu 1968 kuşağından ve o dönem gençliğinden alınan perspektif ile demokratik toplumcu direniş kültürüne yepyeni bir ivme kazandıran Kürt Özgürlük Mücadelesi’nden almaktadır.

1980 darbesi sonrası, gerek zindan mücadeleciliğini bırakmama-büyütme kararlılığı bugünkü Gezi direnişçiliğinin ilham kaynağı olmuş, bu ruh ile demokratik tüm akımları bütünleştirmiştir. Çünkü direniş özü itibariyle bir bütündür, hayatın her alanıyla ilgilidir. Bugün Gezi eylemlerinde yaşananlar toplumun her kesiminden oluşan ‘bir bütün’ olduğunu göstermiştir. Şüphesiz bu eylemsellikleri yalnız ‘ekolojik yaşama bir müdahale’ olarak okumak eksik olur. Böyle olduğunu düşünmek, bunda ısrarcı olmak, Yavuz Sultan Selim adı verilen 3. köprü projesinin yok edeceği ekolojik yaşamı ve Van’ın Erciş ilçesinin Zortul (Çatak) köyünün 200 bin ağaçlık yerin kapladığı bir bölgenin betonlaştırılacağını bilip ses çıkarmama gibi düşündürücü bir durum ortaya çıkarır.
Bundan hareketle gelişen bu olayları AKP iktidarınca sosyal, siyasal, sanatsal, ekonomik, cinsiyetçilik ve ekolojik alanlarda çıkar eksenli yürüttüğü, geri dönüşü olmayan, yanlış politikalarının sonucu olarak açığa çıkan bir reaksiyondur. Türkiye’nin her yerinde ve her kesimde bu vesileyle destek gördüğünü belirtmek gerekir. Önceki hükümetlerin ve son 11 yıllık AKP iktidarının Kürt sorununa getirmiş olduğu yanlış tahliller böylesi bir sürecin gelişebileceğinin sinyallerini Roboskî Katliamı’yla vermiştir. Şüphe yok ki, Türkiye’nin de Ortadoğu kıskacında görülen kirli savaşlara doğru sürüklendiğini gören Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan inisiyatif alarak geliştirdiği tarihi çözüm projesini aktifleştirmeyi esas almış, bu temelde yaşanacak büyük kayıpların da önüne geçmiştir.
Bu doğrultuda, PKK üzerine düşeni büyük bir olgunluk ve ciddiyetle yürütmektedir. Bu çözüm projesi kapsamında sözü edilen çözümün 2. aşamasında AKP tarafından henüz bir yol kat edilmiş değildir. Bunun yanı sıra, toplumsal duyarlılıkları olan demokratik siyasetçileri, çevreleri terör ile ilişkilendirilip zindanlara doldurmak, sorunlarına çözüm isteyen bir gençliği çapulcu olarak ifadelendirme politikası da çürümüşlüğün adıdır. Bu çürümüşlüğün bir diğer büyük kanıtı da çözüm süreci kapsamında aktif bir rol üstlenen değerli halk temsilcilerine sırf doğa yaşamına sahip çıktığı için, ayar verme yaklaşımıdır. Bunlar gayriciddiliğin ve samimiyetsizliğin belirtisidir. Demokratik bir Türkiye böylesi ucuz politikalarla inşa edilemez. Çare, muhalif tüm sesleri şiddetle bastırmakla değil onları anlamayla olabilir. Türkiye’nin her yanına yayılan bu direniş ruhu anlamayı gerektirir.

Amasya E Tipi Cezaevi