Yaşamları günübirlik saldırılarla bunaltılan ve arzuları dışında bir yaşam dayatılan yığınlar Gezi’nin ağaçlarını savunma adına toplumsal bir başkaldırının öznesi oldular.

Uluslararası platformlarda hemen hiçbir siyasal başarı kazanamayıp kendisine dikte ettirileni yapan konumuna düşürülmüş olan iktidarın, öfkesini ülke içinde kendisine muhalif kesimlere faşizan yöntemler uygulayarak dindirmeye kalkmasının faturası şimdi çok sarsıcı bir biçimde başbakan Erdoğan’ın önündedir.
Erdoğan’ın despot damgası altındaki AKP politikalarının uzunca bir süreden beri derin mutsuzluk ve umutsuzluk haline mahkum ettiği geniş bir kitlede direnişle birlikte coşkulu bir sevinç ve gururla birlikte kendine güven hissi de derinleşmektedir. Tarihsel olarak bir göz kırpma aralığında yaşanmış bulunan bu gelişmeler şüphesiz bizi özgürlük ideallerimize biraz daha yaklaştırmıştır.
Bu bakımdan heyecan vericidir. Ancak eğer bir toplumsal tepki, özü ile çelişkili misyonlarla anılmaya başlanır ve sağından, solundan çekiştirilirse kısa sürede etkisini yitirir, hızla daralır ve sonuçta ondan hoşlanmayanların saldırılarına karşı dayanamayarak ummadığı bir yenilgi ile buluşur. Gezi Parkı adıyla sembolleşmiş bulunan bu toplumsal direniş şimdi bu riskle karşı karşıya kalmak üzeredir.
Öncelikle bu itirazı siyasal iktidarı devirmenin bir adımı olarak örgütlemeye kalkan eğilim, iktidarın olası bastırma girişimlerinin de gerekçelerini yarattı. Başta ırkçı İşçi Partisi olmak üzere kendisini ancak modern, seküler, laik topluluklar içinde siyasal olarak güçlendirebileceğini düşünen Ergenekoncu ve ulusalcı çevreler şimdi bu direnişin ana gövdesini teşkil eden ve AKP despotizmine karşı özgürlüklerini savunan devrimci, sosyalist hatta liberal eğilimli kitlenin etkili ve evrensel bir yankı uyandırmış olan sesini sırf kendi milliyetçi, ırkçı amaçları uğruna kısma çabasında oldular.
Eğer Gezi Parkı direnişi (şimdilik durma noktasına gelmiş olsa da) kendi yaratıcı enerjisi ile yarattığı bağımsız kültürünü koruyabilirse sembolleşir ve geleneksel siyasetin dışında ve onun taşlaşmış yapısını dönüşmeye zorlayan modern bir yurttaş hakları hareketi olarak tarihteki yerini alabilir.
Bu bakımdan Kürt Özgürlük Hareketi’nin alanlarda yer alması elzemdir. Şamatacı ırkçıların provokasyonları değil bu topraklarda özgürlüğü ve barışı arayan çoğunluğun talebi olan birlik hissi belirleyici hale gelir.
Son gelişmeler göstermektedir ki, barış sürecini kendi idam fermanları gibi algılayan ve tüm sabotajlarına rağmen engelleyemeyerek bir tür köşeye sıkışma hali yaşayan başta MHP olmak üzere faşist çevreler, Erdoğan karşıtı bu toplumsal direnişi fırsat bilerek başbakana sahip çıkma pozisyonu ile kendilerine AKP’nin yedeğinde bir siyasal avantaj sağlama peşinde oldular. Erdoğan’ın psikolojisini çözmüş olan bu güçler aynı zamanda iktidara destek olma rolüyle esasında iktidarı çözüm sürecinden vazgeçirme amaçlı bir dönüştürme faaliyeti sürdürmektedirler.
Gezi direnişi iktidarın sınırlarını belirlemiştir. Etkili bir uyarı olmuştur ve bundan sonrada bu niteliğinden sapmamalıdır. Sadece AKP ile sınırlı kalmayıp bütün iktidarları denetleyecek olan yeni bir yurttaş insiyatifinin bu ülkede miladı olmuştur.
Özgürlük mücadelesi uzun bir yürüyüştür. Kürt direnişi bunun en canlı ve çarpıcı örneğidir. İçinde kanla bastırılmaya çalışılmış yüzlerce serhildanla doludur. Sonuçta bir halkın umudu diri kaldıkça hiçbir katliamın bu uzun yürüyüşü engelleyemeyeceği görülmüştür. Bu bakımdan Gezi direnişi kendinden ibaret bir eylem değil, büyük özgürlük yürüyüşünün belki de öncü halkası olarak şimdiden tarihi bir değer ifade etmektedir.


CENAP ÖZEK