Gezi Parkı direnişiyle başlayan eylemler değişik biçimlerde devam ediyor. Halk yeni ve yaratıcı eylemlerle direnişini sürdürüyor. Halkın dile getirdiği istemler en temel demokratik haklardır. Halkın sesine kulak verilmesi gerekirken, tam tersi yollara sapılıyor. Halkın eylemleri sürerken, bu eylemlere yönelik olarak hala dış güçlerin komplosu vb. iddialar da piyasaya sürülüyor. Böylesi kitlesel eylemlerden yararlanmak isteyen farklı politik güçlerin olması şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan bir devlet yönetiminin halkın haklı istemlerine kulaklarını tıkayıp kurtuluş olarak bu tür komplo teorilerine sarılmasıdır.

Ortada bir komplo varsa, işe AKP’nin nasıl kurulduğu ve nasıl iktidar olduğundan başlamak gerekir. O kadar eskiye gitmeye de gerek yok. Gezi Parkı gayet yasal ve barışçı bir eylem olarak sürerken, o azgın polis baskını emrini kim vermiştir? O emri de dış güçler mi verdi? İstanbul Belediyesinin işi olan, adliyeye intikal etmiş bir imar soruna bir başbakan ve Ankara bürokrasisi niye karışmış ve gaddarca saldırıya geçmiştir? Onlara da o emri dış güçler mi verdi? Açık ki halkın direnişini suçlayıp da soruna çözüm bulmak olanaksızdır. AKP ve devlet artık halkı suçlamayı bırakıp halkı anlama ve halka saygılı olma yoluna girmelidir. Yoksa battıkça batacaklardır.
Halkın birikmiş tepkisi antidemokratik sisteme-statükoya ve vesayete karşıdır. AKP ise tüm demokrasi vaatlerine rağmen bu sistemi korumaya-ayakta tutmaya çalıştığı için kendisini hedef haline getirmiştir. Örneğin AKP Hükümeti yerel yönetimlere saygılı olsaydı bu çatışmaya hiç girmezdi. Ya da BDP anayasa önerisinde yer aldığı gibi demokratik özerklik gerçekleşmiş olsaydı, İstanbul’daki bir meydan düzenlemesi, köprüye-caddeye-okula verilecek isimler, yapılacak ya da yıkılacak heykeller vb. merkezi hükümetin işi olmazdı.
Gezi Parkı eylemlerinin çözüm sürecini sabote etmek için yapıldığını ya da bu amaçla kullanıldığını iddia edenler var. Bu iddialar da komplo teorilerinin bir parçasıdır ve gerçek dışıdır. Şüphesiz ki, bir deprem sonrası felaketzedeleri kurtarmak için değil de soygun yapmak için deprem bölgesine dadanan soyguncular gibi, halkın direnişini sömürmek isteyenler vardır. Ama bunlar direnişe leke süremez, direnişin haklı istemlerini örtemez.
Gezi Parkı direnişinin çözüm sürecini engellemek bir yana daha da güçlendireceğine inananlardanım. Çünkü, birincisi bu direniş mevcut merkezi sistemin ne kadar antidemokratik ve saçma olduğunu, bu sistem yerine demokratik özerkliğin kaçınılmaz olduğunu göstermiştir. Ankara’daki başbakan, bakanlar, genel müdürler ve bir alay uzman takımı basit bir park-meydan düzenlemesine müdahale etmiş, memleketi savaş meydanına çevirmiş ve sınıfta kalmışlardır. Oysa orada oturan halk, devlete bir kuruş masraf açmadan en doğru kararı vermiştir. Devletin, polis-asker gücüyle hala halka kabadayılık yapması lüzumsuzdur.
Aynı devletin, bütün dış güçlerle anlaşarak kendi Kürt vatandaşlarına karşı, çok daha büyük bir asker-polis-korucu vb. gücüyle bir imha savaşı yürütmesine lüzum var mıdır? Kürdistan’da yıllardır yapılan ve hepimize kan ağlatan bu kirli savaş değil midir? Merkezi devlet, çıkardığı yasalarla, asker-polis zulmüyle insanların dilini, dinini, milliyetini hatta cinsiyetini nasıl karar altına alabilir? Gezi Parkı direnişinde, İstanbul’da lüzumsuzluğunu gösteren merkezi devlet anlayışı, Kürdistan’da bin kere daha lüzumsuzdur. Hatta halkın başına bela ve her türlü toplumsal ilerlemenin önünde en büyük engeldir.
Demokratik çözüm sürecinin ilerlemesi ancak ve ancak, eskiden yokluğu felaket gibi görülen merkezi devletin lüzumsuzluğunun ve demokratik özerkliğin kaçınılmazlığının herkes tarafından görülmesiyle olacaktır. Kendisinin lüzumsuzluğu ortaya çıkan merkezi devlet inkar-imha savaşını sürdürmekte daha da zorlanacak ve eski devlet tarihe karışacaktır. Sivil halkın bütün kesimleri siyasette ağırlığını arttıracaktır. Her kılıktan statükocuların-komplocuların korkulu rüyası da budur.