Gezi direnişinin üzerinde 4 yıl geçti.
Öldürülenlerin yası hala yüreğimizde. Yaralılar acısı hala üzerimizde.
Direnişten arda kalan tüm umutlar sırtımızda.
Yüzlerce insan mahkeme kapılarını arşınladı, onlarca eylemci haksız yere cezaevlerine atıldı. Ama iktidarın öfkesi hala dinmedi.
Onca yalan, dolan. Onca komplo, onca iftira… Yetmedi. Bu kez de gezinin son direnişçileri yok edilmek isteniyor. Bir el koca koca çınarların toprağını önce zehirliyor, sonra kurutuyor daha sonra da kesiyor.
Capcanlı, yemyeşil bedenden kuru bir kütük kalıyor geriye…
Bir hak arayışından bir katliam yaratan iktidar bu kez de çınarları katlediyor.
Bu marifet kimselere kalmaz biline…
İktidar ve rant
Bitmek bilmeyen kazıların, kötü görüntülerin ve gürültülerin merkezidir Taksim. Kirli, tozlu ve pis kokulu…
İktidar ve belediye ele ele tutuşmuş, nasıl İstanbul’u bozarız, yıkarız ve perişan ederizin peşinde. İstanbul bir şantiye alanı, aslında Türkiye’nin pek çok yeri şantiye alanı. Rant için güzellikler yok ediliyor.
İktidar, topraktan, sudan, havadan, hayattan vaz geçeli yıllar oldu. Sadece yaptım, yaparım, engel tanımam kâbusunu yaşatıyor.
İktidar tüm hızı ile betondan bir hayat sunmaya devam ediyor. Uyguladığı politikalar gibi gri ve siyah. Yaşam hakkını betonlara gömüyor. Sadece duvar örüyor, beton döküyor.
Türkiye’nin ilk sinema salonlarında bir olan Majik Sineması taksimin tam merkezindeydi. Görkemli bir görüntüsü vardı. Yıllara inat sanat için direniyordu.
Sıraselviler caddesinin girişinde olan Majik Sineması 1919 yılında açılmış, daha sonra Taksim sineması olarak isim değiştirmişti. Salon son olarak da Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi olarak hatırlanır… Hemen arkasındaki Maksim gazinosu ile birlikte AVM ve rezidans yapılmak üzere 2012 de yıkıldı. Hala inşaatı devam ediyor…
Dillerden düşmeyen Dingo’nun ahırı da, AKP’nin Taksim’e cami projesi ile iktidarın gazabına uğradı. Eski Sular İdaresi yapısı Maksem ile Fransız Konsolosluğu arasında kalan alan bir dönem Dingo’nun atlarına ev sahipliği yapmış. İşte Dingo’nun ahırı lafı da bu alandan geliyor.
Taksim Atatürk Anıtı’nın etrafındaki küçücük toprak parçası da betona gömüldü.
Toprak alan sadece gezi parkında kaldı.
Direnişinin sembolü
çınarlar artık öksüz
Koca koca çınar ağaçlarının yapraklarını dökmeye başladığı Taksim Gezi parkında bir grup gazeteci arkadaş ile bir araya geliyoruz. Üstümüzde sararan yapraklar, iri gövdeleri ile yaralı çınarların arasında olup biteni şaşkınlıkla izliyoruz. Kimi çınar ağacı tamamen kesilmiş, kiminin dalları kurutulmuş kiminin gövdesi, kimi kuruyan gövdesi ile yaşama direniyor. Kimi kesilen çınarda delil dahi bırakılmadan, kalıntılarla toprağa gömülmüş. Kimi ölmüş ama utanç müzesinde bir obje gibi dimdik karşımızda duruyor.
Unutmayın ağaçlar ayakta ölür…
Hangi proje bu ağaçları yok sayar, hangi akıl bunlara hizmet eder, elbette biliriz. Bu beton kafalı üst akıl, çınarın yeşilinde korktuğu an ölmüştür. Belki de
Direnişin asi sesi, çınarın köklerine çoktan salmıştır kendisini.
Toprak o damarlarda yeşerecektir, çiçekler o damarlarda açacaktır, tomurcuk o damarlarda filizlenecektir…
Kavga daha yeni başladı. Toprağın en derininde, gökyüzünün en mavisine buldu kendisini Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Abdullah Cömert, Mustafa sarı, İrfan Turan, Zeynep Eryaşar, Serdar Kadakal ve Hasan Ferit Gedik 12 can, 12 yürek…
Toprakta umut, kökte ışık, gökyüzünde özgürlüğün sesi oldular
Kuşları da göçer
Bu katliama her daim kuşlar da direniyor. Gezinin güvercinleri zehirlenen ve kuruyan dallara konmuyor. Ya toprakta geziniyor ya da gök mavisinde özgürce kanat çırpıyor. Artık onlarında bir yuvası yok.
Yıllara direnen ağaçlar kurumuş. Bu güzelim direnişin sembolü koca çınarlar, birilerinin organizasyonuyla başka birilerine mesaj vermek için yok edilmiş. Yok ediliyor da…
Bir türlü Gezi direnişi hazım edemeyen iktidar arenası, intikam almaya görev bilmiş.
İktidarın Gezi direnişi nedeniyle askıya aldığı “projeyi” bambaşka bir şekilde gerçekleştirmek istediğinin habercisidir çınarların ölüm sessizliği ve kuşların göçü.
Kuşlar, kurutulan ve kesilen hiçbir ağca konmuyor. Elbette bir nedeni vardır.
Kurutulan ve kesilen çınar ağaçları Gezi parkına bambaşka bir görüm kazandırıyor. Parktan çok ötesi… Kimyasal ve deneysel özel bir park. Botanik bilimi için, bilimsel araştırma alanı.
İktidar siyasetinin layık gördüğü bu uygulama ve bu görünüm, bir sonun başlangıcıdır. Korkunun çaresizliğidir. Gezi ruhunun tüm tazeliğinin koruduğunun göstergesidir.
Gezi direnişi ve senfonisi
Bir direnişten geriye kalan sessiz çığlığın sesi kesilmek isteniyor.
Her şeye inat, özgürlük gök mavide,
Direniş, toprağın en derininde, çınarın köklerinde…
Arkadaşlarla bir türlü geziden ayrılmak istemiyoruz.
Bu tanıklık hepimizi derinden etkiledi. Yaraladı.
Çayları içmeden kalkıyoruz. Bu olup biteni fotoğraflamak istiyoruz…
Bu doğa katliamını yapanlar bir tarafa ama bunu yapılanları görmek ve bilmek istemeyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Çok üzücü..
Kökünde kesilmiş koca çınar ağacında ”adalet” isteyenler, kurutulmuş çınar ağacının gövdesinde sevgilisine mesaj yazanlar, dalları kurutulmuş, ayakta ölümü bekleyen çınara “bu son olsun” sloganı yazanlar… İçimizdeki melodiye ses oluyor. Gezi senfonisi hayatın her yerinde sürüyor…
Sonbaharın derinliğinde, kışın kar beyazında, baharın renginde, yazın haşatında…
Gezi’ye yapılanlar sadece bir ceza değil, bir güruhun resmidir.
Gezi direnişinin asıl unsuru çınarlara reva görülen bu uygulama aslında bir çaresizliğin de göstergesidir.
Bu son yaşanmışlık ve sonbaharın esintisi içimizdeki gezi direnişinin melodisini çıkartıyor. Türkü söyleyerek geziniyoruz.
Nerede bir avuç toprak görsek orada kesilmiş çınarlar, kurutulmuş hayatlar görüyoruz.
Ejderha Gezi parkına zifiri karanlıkta gelmiş. Nereye dokunduysa zehrini bırakmış. Öfkesini kuşmuş. Nefretini bırakıp gitmiş…
Gezi direnişi aydınlık bir gelecektir. Ejderha aydınlıkta çok korkar…
Gezi direnişi özgür bir gelecektir. Ejderha özgürlükte ölür…
Bir kez daha doğa katliamına tanıklık ediyor İstanbul.
Bekleyin…
Gezi direnişin adıdır…