
Fakat esas gündem bu olmasına rağmen, özellikle bir türlü bir araya gelemeyen sol güçler arasındaki bazı tartışmaları anlamak gerçekten zor oluyor. Özellikle bazı grupların, en geniş demokratik birliği isteyen ve bu temelde HDP’nin yeniden yapılanma çalışmaları üzerinde ısrarla duran basını eleştirmesi tümden anlaşılmaz oluyor.
Demokratik birlik yanlısı yazıların ve partilerin eleştirilme noktaları ve bu temelde ortaya çıkan tartışma gündemi ise çok daha ilginç. Bu tür çabalar hep birilerine bağlanmakla, daha çok bilinen deyimle kuyrukçu olmakla itham ediliyor. Buna karşı tepki de aynı üslupla gelince, o zaman ortaya ya “AKP kuyrukçusu olmak” ya da “CHP kuyrukçusu olmak” ithamları çıkıyor.
Nedense demokratik güçler için hep birilerine bağlanmak ya da birilerinin kuyrukçusu olmak kavramları yakıştırılıyor. Bunu da başkası değil, özellikle muhatap olan grupların kendileri yapıyor. Üzerinde en çok durulması gereken husus işte bu oluyor. Bu tür anlayış, ruh hali ve yaklaşımların en küçük izinin bile yok edilmesi gerekiyor.
Öncelikle siyasal grup veya partilerin şunu yapması gerekiyor: Özgür düşünce ve bağımsız siyasal duruş göstermeyi kazandıkları gibi, başkalarını da ucuzca siyasal kuyrukçu olarak suçlamaktan uzak durmaları önem taşıyor. Hangi ideolojiden olursa olsun, demokratik çizgide görülen herkesin bunu yapması mutlaka gerekiyor.
Her şeyden önce, demokrasi hareketinin özgür ve bağımsız bir çizgiye dayanması gerektiği, alternatif bir güç haline ancak bu temelde gelebileceği iyi bilinmek durumundadır. Diğer yandan, CHP veya AKP kuyrukçuluğunun birbirinden hiçbir farkının olmadığını, her ikisinin de esas olarak mevcut faşist-oligarşik sisteme bağlanmak anlamına geldiğini herkes iyi bilmelidir. Dolayısıyla “Benim ilişkim daha doğru” yaklaşımı kabul edilir değildir.
Düşünelim bir kere, neden demokratik güçler başkalarının peşinden gitsin? Neden bağımsız alternatif bir güç olamasın? Niye demokratik güçler AKP veya CHP kuyrukçusu olsun da, AKP ile CHP demokratik hareketin kuyruğuna takılmasın?
Şu çok açık ki, demokrasi hareketini ve demokratik güçleri hep siyaset öznesi değil de nesnesi olarak gören zihniyet işbirlikçi ve yenilmiş zihniyettir. Bu zihniyet sahipleri her zaman milliyetçi ulus-devlet sisteminin içindedir ve onun bir parçasıdır. Daha açık bir deyimle böyleleri bir CHP kuyrukçusu ve ajanı konumundadır.
Belli ki öncelikle bu tür yenilmiş ve kuyrukçu hale gelmiş zihniyeti iyi tanımak ve bunlara karşı yoğun bir ideolojik mücadele vererek etkisiz kılmayı başarmak gerekir. Demokratik birlik elbette en geniş siyasal esnekliği gerektirir. Fakat bu, hiç ideolojik mücadele olmayacak anlamına kesinlikle gelmez. Tersine faşist tekelci sistemin değirmenine su taşıyan kuyrukçu, işbirlikçi, yenilmiş ve teslimiyetçi zihniyet durumlarına karşı sürekli bir ideolojik mücadele mutlaka gereklidir.
Şunu unutmayalım ki, böyle bir ideolojik mücadele ile birliği engelleyen, demokrasi hareketini parçalayan, hep pasifizmi öngören işbirlikçi ve teslimiyetçi anlayışlar etkisiz kılınmazsa, o zaman en geniş demokratik birlik de oluşturulamaz, aktif ve sonuç alıcı bir mücadele içine de girilemez.
Demokrasi hareketini sisteme karşı alternatif yapacak özgür ve bağımsız düşünceye dayalı bir çizgi duruşu gerektiği gibi, kuşkusuz en geniş demokratik güçleri birleştirecek ve toplumun tüm ezilen ve emekçi kesimlerine gidecek bir örgüt çalışması da gereklidir. Şimdi HDP’nin bunu ne kadar başarıp başaramayacağı tartışılmaktadır.
Bu konuda örneğin Gezi Direnişinde yer alan kesimleri HDP de birleştirmek mümkün müdür? Bizce mümkün olmalı ve bunun için çaba da harcanmalıdır. Dikkat edilirse birçok çevre tarafından sürekli anılmakta ve hep örnek gösterilmektedir. Peki bu durum sadece bir eylemle sınırlı mı kalacaktır? Demokratik güçler sadece eylem birliği mi yapabilecektir? Bunun ötesinde kalıcı örgütsel birlikler yapılamayacak mıdır?
Kuşkusuz yapılabilmeli ve Gezi Direnişinin sonuçları heba edilmeden örgütlü bir demokrasi hareketine dönüştürülmelidir. Yoksa toplum içinde yer tutmuş olan böyle bir direnişe yazık edilmiş olur. Kaldı ki böyle bir demokratik birlik ve örgütlülük yaratmak imkansız da değildir. Bu görev elbette herkesin omzundadır.
Peki böyle bir örgütsel çalışma yapmak mümkün değil midir? Nasıl mümkün olmaz! Hem Gezi Direnişi bu kadar önemsenecek ve tartışılacak, hem de örgüte dönüştürülemeyecek? Olur mu böyle şey? Belli ki herkes bu konuda sorumluluk duymalı ve üzerine düşen çalışmayı mutlaka yapmalıdır. Bu konuda HDP’nin de daha çok çaba harcamasına gerek vardır. Nitekim direnişe aktif katılım göstermiştir ve önemli bir avantaj elde etmiştir. Elbette bunu demokratik hareketin birliği yönünde değerlendirmek ve gereken çabayı harcayarak sonuç almak durumundadır. Bunun için direnişe katılan tüm kesimleri ziyaret etmek, tartışma yürütmek önemli ve gereklidir.
Elbette HDP bununla da yetinmemek durumundadır. Eğer gerçekten yeniden yapılanmak ve tüm demokrasi hareketini birleştirmek istiyorsa, o zaman tüm demokratik güçleri, siyasal partileri, dernekleri, sendikaları, kadın ve gençlik örgütlerini böyle bir tartışma ve birlik arayışı içine çekmelidir. CHP içindeki gerçek sosyal demokratları, İslami demokratik çevreleri, Alevileri, tüm kimlik ve kültürleri tartışma ve birlik içine çekebilmelidir.
İçinde bulunduğumuz süreç demokratik birlik çalışmalarının çok ciddi olarak ele alınmasını ve mutlaka başarılmasını gerektirmektedir. Bu gerçekleştirilirse, o zaman demokrasi hareketi AKP’nin alternatifi olmayı başarır. Mutlaka gerçekleştirilmesi gereken de budur. İşte HDP sürece böyle yaklaşmak, yeniden yapılanmayı demokratik birliği yaratacak şekilde gerçekleştirmek durumundadır.
Demokrasi hareketinin kendini bu temelde örgütlemeye çalışması önemlidir. Çünkü önümüzdeki süreçte Gezi benzeri yeni direniş olayları çok daha etkin ve yaygın olarak gelişebilir. Demokrasi hareketi buna hazır olmalı ve bu tür gelişmeleri Gezi Direnişinin dersleri temelinde daha sonuç alıcı olarak değerlendirebilmelidir.