Gezi direnişinin öznesi olan yeni kuşak insanların arayışı da, “eşitlik” idealine giden yol arayışıdır. Elimizdeki eski şablonlar onları ikna etmiyor. Ne “Ekim devrimi”, ne “Çin devrimi” ve ne de “Küba devrimi”, onlara ikna edici yanıtlar sunmuyor. Bu kuşak Alman Yeşillerinin içine yuvarlandığı utanç verici durumdan sonra, böyle bir “yeşil” perspektifini de ilginç bulmuyor. Kemalizmle Avrupa sosyal demokrasisinin bin bir türlü “karışımları” ise, onlarda sadece gülme duygusu uyandırıyor. Yeni kuşak coşku ve öfkesini Gezi direnişinde olanca gücüyle ortaya koyuyor ama, biz sosyalistlerin sunduğu “yolların” hiç birine itibar etmiyor.
Gezi direnişi kuşağı devrimci bir kuşak. Bu kesin. O halde ona yeni bir yol teklif etmek boş bir çaba olmayacak. Bu kuşak teklif edilen yolun devrimci olduğuna ikna olduğu anda Türkiye’nin kaderi değişecek… Türkiye sosyalist hareketinin önemli bileşenleri, gecikerek de olsa, artık, Ortadoğu’yu kaplayan devimci süreçle ve onun öncü gücü Kürt Özgürlük Hareketi’yle “kader birliği” yoluna koyuldu. Şimdi hepimizin önünde ikinci adım duruyor.
İkinci adım, Kürt Özgürlük Hareketinin öncülük ettiği Ortadoğu devrimci sürecinin programı temelinde, elbette o programa kendi özgün katkılarını da yaparak birleşmek… Böylece devrimci sürecin “organik” bileşeni haline gelmek. Devrimi sahiplenmek, onun programını sahiplenmekle olur.
Bu programın özü belli: Bütün kimliklerin konfederal birliği demek olan, ulus olmayan ulus, yani demokratik ulus… O demokratik ulusun temelinde yükseleceği “devlet olmayan devlet, yani demokratik özerk öznelerin konfederal birliği demek olan Demokratik Cumhuriyet… Bütün halkların ve devletlerin, bütün Demokratik Cumhuriyetlerin konfederal birliği demek olan Ortadoğu Ortak Evi…Bu Ortak Evin içinde şiddetten arınmış büyük yarışın sonunda, “cinsiyet özgürlükçü, ekolojik ve komünal topluma” ulaşmak…Gezi’de bu idealin “maketi” kuruldu.
Yeni kuşak için böyle bir “ideal”, uğrunda mücadele edilecek bir idealdir. Ama onlar bize soracaktır: Bu “ideale” giden yol ne? Ve bu ne kadar “gerçekçi”…
“Yol” Rojava Devriminin yolu…Gözümüzün önünde yürünen bir yol bu… Şimdi soralım: Gezi direnişinin öznesi olan kuşak Rojava Devriminden haberdar mı? Üzerine gaz püskürtülen Kırmızılı Kadın Rojava’da Kadın Taburlarını ne kadar tanıyor? Ve “kahrolsun bağzı şeyler” diye slogan atan genç erkek, Suriye’de “kelle kesen”lere karşı savaşan Kürt gençleri hakkında ne biliyor?
Türkiye sosyalist hareketi ayağa kalkmak, Gezi direnişinin yeni kuşaklarıyla kucaklaşmak istiyor. 60’lı yılları hatırlayalım…Türkiyeli gençlerin rüyalarında gördükleri Che’leri ve Leyla Halitleri aklımıza getirelim… Şimdi Rojava’da binlerce Che ve binlerce Leyla Halit savaşıyor. Onları Gezi’ye tanıtmak gerek…
Deniz Gezmiş ve arkadaşları Filistin halkının kurtuluş devrimine elde silah katıldı. TİP’te birlikte çalıştığım ve ilk Fikir Kulüplerini birlikte kurduğumuz Bora Gözen ve onunla birlikte nicesi Filistin halkının devrimine silah elde katılırken can verdi.
O kuşak, içten içe Ortadoğu’nun emperyalist zincirdeki “zayıf halka” olduğunu hissetmişti. Bu, o somut tarihsel ortamda devrimci bir öngörüydü. Ant dergisinde, değerli arkadaşım Faruk Pekin “Ortadoğu Devrimci Çemberi” hakkında yazılar yazıyordu. Öyleydi ama, henüz bütün bu öngörüler “gerçekçi” değildi. Devrimci bir süreç vardı, ama bu sürecin merkezinde yer alanlar, iki karşıt sistemin kıskacında kesinlikle bağımsız bir rol oynayamıyordu. “Üçüncü yol” tıkalıydı.
Şimdi tarih büyük bir helezon çizdi ve daha üst düzlemde Ortadoğu “devrimci çemberi” hem “devrimci” bir hedef olarak, hem de “gerçekçi” bir yol olarak karşımıza çıktı. Bu yeni devrimci sürecin gerçek ve bağımsız güçleri var: Kürdistan’ın bütün parçalarında örgütlü olan Kürt Özgürlük Hareketi. Bu hareket biçim olarak Kürdi, içerik olarak ise devrimci ve enternasyonalist bir hareket… Bu güç, iki “emperyalist merkez”den bağımsız “üçüncü güç”… İnsanlık adına savaşan bir güç: “Cihatçı”ların barbarlığına karşı ve milliyetçi bürokratik rejime karşı…
İşte, bu “programatik ideali” ve ona giden Rojava Devriminin yolunu bilince çıkaran her genç, Rojava Devrimiyle yalnızca “dayanışma” içinde olmayacak, onu “devimci tarzda sahiplenecek”… Denizler ve Boralar gibi…
YPG Genel Komutanı “salça ve makarna” değil, Denizlerin ve Boraların ruhunu Rojava’ya çağırıyor…
Gezi’yi Rojava’yla birleştirmek
Yalnız Türkiye sosyalist hareketi değil, dünya ölçeğinde sosyalist hareket “ideale giden yolunu kaybetti.” Kriz bu yüzden.