7 Haziran seçimlerinde demokratik ulus projesinin Türkiye toplumları tarafından onaylandığı müjdesinin kutlandığı bugünlerde, Rojava’dan Girê Sipî’nin insanlık dışı DAİŞ vahşetinden kurtarılarak özgürleştirilmesi haberi de geldi. Kürdistan toplumunun kutlamaları, ulus devlet sınırlarını aşarak Kürtlerin ruhunu bir kez daha birleştirdi. 

Öncelikle bu zaferi yaratan tüm özgür yaşam önderlerini, canını veren tüm gençleri saygıyla anıyorum. Bu zaferde kendi özgür geleceğini görerek direnişe tereddütsüz katılan ve canını veren Kürt, Türk, Arap, Azeri, Amerikalı, Avrupalı tüm direnişçileri saygıyla anıyorum. Onların bedel oldukları yaşamı yaratmanın gerçek bir insanlık zaferi olduğu bilincini tüm dünyaya ulaştırmak herkesin görevidir. Tabi ki, direnişe katılan herkesi başarılarından dolayı kutluyorum.

Bir kasabada, bir şehirde ya da bir nahiyede kazanılan zaferin gerçek bir devrim olduğunu; Girê Sipî zaferi karşısında gösterilen ulus devletçi tutumlardan, karalama kampanyalarından, gerçeklikten uzak söylemlerden, bile bile söylenen yalanlardan ve hop oturup hop kalkmalardan anlamış olduk. Şöyle bir denklemin varlığından söz edebiliriz. Bir yerde ulus devletçi, iktidarcı, hegemonik odakların saldırıları varsa, orada toplum var demektir. Orada toplumun özgür yaşam potansiyeli harekete geçmiş ve potansiyel olmanın ötesinde gerçek olmaya yakınlaşmıştır diyebiliriz. 

Girê Sipî zaferinin anlamı güncel olduğu kadar tarihseldir de. Çünkü bu zafer, Kürt toplumu üzerinde sürdürülen kültürel soykırımın Arap kemerini yıkan bir zaferdir. Kuzey Kürdistan’da ulus devlet anlayışı karşısında kazanılan bir zafere karşılık Rojava Kürdistan’ından da ulus devlete karşı bir zafer kazanıldı. Taarib adı verilen Araplaştırma politikası da bu zaferle parçalandı. 

Girê Sipî’deki DAİŞ vahşetinden kaçan Arap toplumu Türkiye sınırında bir insanlık dramı yaşadı. Kobanê direnişi sürecinde Kürtlere sonuna kadar kapılarını açarak Rojava Kürdistan’ını Kürtsüzleştirmeye çalışan Türk devleti Arap halkını DAİŞ’in içinde yüzdüğü bir deniz olmaya, bu anlamda o vahşete katlanmaya zorladı. 

Dünyanın gözleri önünde, sınıra gelen halk çetelerin zoruyla sürü muamelesi yapılarak kente sürülmeye çalışıldı. Buna rağmen savaşın giderek yükselmesi ve halkın kendini ölüm pahasına sınıra vurması nedeniyle halk sınır tellerini geçti. Tarih tekerrür etmiyor ama bugünde yaşananların tarihte benzerleri çoktur. Kerbela çölünde Hüseyin ve yoldaşlarının karşı İslam güçleriyle giriştiği savaşın benzerleri Şengal’de ve Rojava Kürdistan’ında defalarca yaşandı. Nihayetinde karşı İslam güçlerinden olan DAİŞ yenildi. DAİŞ şahsında devletçi, iktidarcı güçler yenildi. Bu kirli güce kapılarını açarak (silah, eğitim, sağlık, para ve savaşçı anlamında) her tür desteği veren Türkiye devleti de kendi toprakları dışında sürdürdüğü bir savaşta daha yenildi. Bundan dolayı bu yenilgi ulus devlet anlayışının yenilgisidir. 

Rojava’da kantonların birleşmesini, Kürt toplumunun kendi hakkında karar verebilme özgürlüğü yaratmasını bir ulus devlet olmaya gidişin adımları olarak gören, uluslar için, toplumlar için bundan başka yaşam ve örgütlenme tarzı öngöremeyen Türkiye devletinin Girê Sipî zaferi karşısında karalama kampanyaları başlatması normaldir. 

Savaştan kaçan Arap çoğunluğu örnek gösterilerek dillendirilen “Kürtler etnik temizlik yapıyor” sözü Türkiye devletinin kendi tarihinden bildiğidir. Türkiye hatta Kuzey Kürdistan’daki milletvekili tablosu dahi bunu boşa çıkarmışken ve bu kara propagandalara sadece gülünebilirken, Türk hükümeti kendi yalanına inanacak güçten dahi uzağa düşmüştür. 

Arap halkının Girê Sipî’de kalmasını ve DAİŞ’e sivil arka plan oluşturmasını öngörmek Türk devletinin bir planıdır. Türk devleti bundan dolayı sınırlarını Kobanêli Kürtlere açmasına rağmen Araplara açmamıştır. Her şeye rağmen Rojava direnişi büyüyerek, tüm halkları kucaklayarak, demokratik bir Suriye projesine daha fazla anlam kazandırarak zirveleşmiş ve bir zafer daha kazanmıştır. Bu zaferin mutluluğunu televizyonlardan izledik ve demokratik ulusun toplumun hakikati olduğunu bir kez daha gördük. 

Rojava’da direnen, canını veren, ter döken, emek veren herkes bu zaferi hak etmiştir. Bu zafer tüm halklara kutlu olacak bir zaferdir. Çünkü halklar kendi emekleriyle, kendi mücadeleleriyle, kendileri içinden çıkarıp kurdukları öz savunma güçleriyle bir zafer kazanmış ve tüm iktidarcı güçleri yaşam alanlarından çıkarmayı başarmışdı. Direnen demokratik uygarlık gerçeği, demokratik ulusu yaratma ısrarıyla direnmeye devam ediyor. Bu tarihsel günleri doğru okumasını bilen hiç kimse Mazdek’in, Babek’in, Karmatiler’in direnişinin bittiğini iddia edemez.