Seçimlere az bir süre kaldı. Son kulvara giriyoruz. Kararsız olan seçmen kümelerinin ikna edilmesi bu seçimin kaderini belirleyecek. Muhalefet cephesi bu kümeye yönelik söylem ve stratejini oturtmadığı görülüyor. Erdoğan ise kendinden önceki durumu hatırlatarak bu seçmen kümesindeki orta ve üst yaşlara eskinin durumunu hatırlatıp oy toplamaya çalışıyor. Genç seçmene yönelik kahve-kek projesinin de bir karşılığı yok. O nedenle de milliyetçilik kozunu tekrar devreye sokarak 'İdam' tartışmalarını diğer seçimde olduğu gibi gündeme getirdi. Bu defa HDP Cumhurbaşkanı Adayı Demirtaş'ı hedef gösteriyor.
Erdoğan'ın gündem tuzaklarına düşmemek için gündem belirlemek siyasetin temel konusu. Yeterli cevap olunmadığı zaman da fütursuzlaştığı kesin. 6-8 Ekim'de yaşanan Kobanê serihildanının bütün faturasını Demirtaş'a yükleyerek cezaevinde olmasına gerekçe üretmeye çalışıyor. O günlerde yaşananları herkes yazdı, anlattı, tekrara girmek istemiyorum. Ama o günlerde hükümet çözüm sürecini bitirmek için çok uğraştı. Sayın Öcalan'ın mesajıyla bütün eylemler sonlandırılmışken, 9 Ekim 2014'te Bingöl Emniyet Müdürü ve yardımcısı öldürüldü. Bunun üzerine Çözüm Süreci planlaması kapsamında geri çekilme gerçekleştiren 4 PKK'li Bingöl'de katledildiler. Davutoğlu 'intikam alındı' açıklaması yaptı ama o günlerde bu ölümlerin nasıl yaşandığına ilişkin herhangi bir soruşturma açılmadı. HDP'nin Kobanê sürecinde yaşananların aydınlatılması için meclise sunduğu araştırma önergesi de reddedildi ve mecliste bir komisyon kurulmasına AKP engel oldu. AKP o dönemin karanlıkta kalması için elinden geleni yaptı.
Bugün meydan meydan dolaşıp Demirtaş'ı hedef gösteren Erdoğan Kobanê serihildanında katledilen 33 HDP'linin polis ve askerler tarafından öldürülmesini gizlemeye çalışıyor. Yasin Börü'yü öne çıkarıp, yaşanan diğer ölümlerin sorumluluğunu örtmeye çalışıyor. Bu konuda HDP en başından itibaren iyi bir sınav vermiş değil. Ölümleri yarıştırmak elbette ki iyi bir siyaset değil ama yaşamını yitirenlerle ilgili hukuksal süreçleri başlatmış ve bunun takipçisi olmuş, bunun gündemini işletmiş olsaydı şüphesiz ki, Erdoğan bu kadar fütursuz açıklamalar yapamazdı. Şu ana kadar bu konuda üretilmiş cevaplar da "Haddini bil, asıl katil kim herkes biliyor" düzeyini aşabilmiş değil. Aslında bilerek üretilen bu söylem, Kobanê serihildanında yaşanan ölümlere yeterince sahip çıkılamadığı ve bunun savunusu geliştirilemediği için yumuşak bir karın olduğu düşüncesi yaratıyor AKP ve Erdoğan'da ve buradan yükleniyorlar. En başından bu yana da bu konuda Demirtaş'ı hedef gösteriyor. HDP şimdiye kadar kurumsal ve ciddi karşı çıkışlar yaratamadı bu konuda. Erdoğan'ın ve AKP medyasının her saldırısına Demirtaş cevap olmaya çalışınca, işin bütün yükü de üzerinde kalmaya devam ediyor.
O gün yaşanan serihildan Kürt halkının haklı, demokratik ve meşru tepkisiydi ki, halk zaten sokaktaydı. HDP'de sokaklara çıkan kitlelerin demokratik tepkilerini sahiplendi. IŞİD'in Şengal'deki katliamı, tecavüzleri, kadınları köle pazarında satması, vahşice katliamları taptaze acılar olarak dururken, Kobanê'nin IŞİD'in eline geçmesini Kürt halkı sessizce beklemedi ve sokaklara çıktı. Ancak polislerin ve askerlerin doğrudan halkı hedef almasıyla ölümler yaşanmaya başladı. Öylesi bir serihildana silahla karşılık veren güvenlik güçlerini hükümet elbette ki araştırmadı ve "Kontrol edemediğimiz güçler var" denilerek yetinildi. Doğrudan hükümetin sorumluluğunda provokasyonların geliştirildiği de itiraf edilmiş oldu. Hükümetin ve Erdoğan'ın provoke ettiği demokratik bir eylemin faturası da ne HDP'ye ne de Demirtaş'a kesilebilir. Ama Erdoğan kendi suçunu örtmeye çalıştığı için bu kadar hırçın ve canhıraş saldırıyor. Çünkü Erdoğan polis ve askere verdiği "Vurun Talimatı"ı ortaya çıkmasın diye saldırmaya devam ediyor ve hedef şaşırtıyor.
Efkan Ala o dönem yapılan görüşmelerde dile getirdiği “kontrol edemediğimiz güçler var” deyip, topu Çözüm Sürecini istemeyen Cemaat'e, İran'a ve başka derin yapılara atmaya çalışıyor ama esasında Gezi İsyanında koltuğu sarsılan Erdoğan'ın Kobanê serihildanını bastırmak için verdiği talimatı da gizlemeye çalışıyor. Ala'nın yakın çevresine defalarca "Kontrol edemediğimiz güç Beyefendi" dediği (beyefendi dedikleri Erdoğan) de kulislerde bilinen bir durum. Sokaklarda Kürtleri katleden, evlerini işyerlerini yakıp, yıkan sivil faşist yapıları, AKP'li olduklarını herkesin bildiği paramiliter güçleri Erdoğan harekete geçirmediyse kim harekete geçirdi? Bu konuda Erdoğan'ın gerçeği çarpıtmasına da daha fazla muhalefetin izin vermemesi de önemlidir. Hala daha Varto'da başlayan HDP'lilerin katledilmesinin emrinin Erdoğan'ın verdiğinin anlatılmaması da anlaşılır değil. Bu yükü sadece Demirtaş'a yüklemek, bireysel bir konuymuş gibi her defasında kendini savunmak zorunda bırakılması da anlaşılır değil. Bu koşullarda Erdoğan'da milliyetçiliğin dozajını tam da buradan yükseltip, İdam tartışmaları başlatıyor. Evet, bu bir oy toplama söylemi. Ama bir seçim ise oy kazanmasını engellemek de muhalefetin işi. O nedenle Erdoğan'ın Gezi İsyanı korkusuyla Kobanê Serihildanını bastırmak için verdiği "Vur Emri" tanıklıklarıyla halka anlatılmak zorunda. "Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılır" diyen Erdoğan'ın neler yaptığın halk zaten yabancı değildir.
Bugün HDP baraj altında bırakılsın diye bütün politikaların devrede olduğunu görüyoruz. Çöktürme Planı da halen aktif bir şekilde devrededir. Bu politikaların son kulvardaki yansıması kesinlikle rehaveti yayma üzerinedir. Bugün birçok anket şirketinin canhıraş bir şekilde HDP'yi barajın üstünde gösterme çabası da bunun bir parçasıdır. Sokaklardaki canlılığın sebebi elbette ki çok boyutludur ama uzun süredir sokağa çıkmayan kitlenin seçim vesilesiyle sokağa çıkması, nefes alması elbette ki bir coşku yaratır. Ancak buna asla aldanmamak gerekir. Bu fotoğraf baraj sorunu yoktur hissi verebilir ama HDP'nin bundan çok daha büyük bir kitlesinin olduğunu düşünürsek, rehavete asla kapılamamak gerekir. Çünkü bu seçimde AKP sarsılmaz ise bir bütün olarak bütün alanlar bizlere kapatılacak ve halk tamamen boğulmak istenecektir. O nedenle de barajı geçiyoruz havası yayan anket şirketlerinin 5. kol misyonları ve oyunlarına gelmeden sandığa gitmek ve sandığa sahip çıkmak, halka karşı devrede olan tüm politikaları boşa düşürecek en önemli cevap olacaktır.
O nedenle de;
1 Oy HDP'ye 1 Oy Demirtaş'a