Mali’nin eski Kültür Bakanı Aminata Traoré, Avrupa’nın mülteci ölümleriyle çalkalandığı bugünlerde, oğlunu "göç yollarında" kaybeden Senegalli bir anneye hitaben Le Monde Diplomatique gazetesinde bir mektup yayınladı. Satırlarında Afrika’nın dramı anlatan Aminata, mektubun bir yerinde şöyle diyor; “Sevgili anne, Avrupa’nın politikası değişti. Aşırı sağcılar gelişti ve şimdi diğerlerine meydan okuyor. Sağcılar nefretle dolu. Solcuların bir kısmı ise “barbarlara” karşı kıtanın zenginliklerini korumakla meşgul....” 

Afrika’da göçmen yolculuğu kendini Sahra çöllerine vurmakla başlar. Bu çöller Avrupa’dan epey uzak olsa gerek. Buralarda ölenlerden kimsenin haberi olmaz. Aslında kaç göçmenin cesedinin bu kızgın kumlara gömülü olduğunu kimse bilmiyor. Belki de hiçbir zaman bilinmeyecektir bu göçmenlerin ölüme giden hikayesi.

Ama çölleri, denizleri, mayın tarlaları, dikenli telleri aşıp ulaşanlar da var bu kıtaya. Onların pek çoğunun kaderleri de "göç yollarında" yitip gidenlerden farklı değil.

Bugünlerde Avrupa’nın ortasında ölüm kokuları yayılıyor. Avusturya’da bir kamyonun kasasında yetmişten fazla ceset bulundu. Bunların içinde kadın ve çocuklar da var. Şimdiye kadar Akdeniz’de boğulup Avrupa sahillerine vuran mülteci cesetlerinin yanında, öyle anlaşılıyor ki artık sık sık şehirlerin ortasında, araba bagajlarında, kamyon kasalarında boğulmuş mültecileri de göreceğiz. 

Frontex ajansının verilerine göre, son 15 yılda en az 30 bin 816 mülteci Avrupa kapılarında hayatını kaybetti. Bu insanlık dramı karşısında Avrupa Birliği'ne (AB) üye ülkeler bölünmüş durumda. Yunanistan, İtalya, Sirbistan gibi ülkeler kıt imkanlarla mülteci akınına karşı koymaya çalışırken, daha yukarılarda bulunan ve kendini güvende hisseden Almanya ise "ödevlerini" iyi yapmadıkları için bu ülkeleri azarlamakla meşgul. 

Almanya Dışişler Bakanı'nın bu drama karşı Sirbistan’a önerdiği 1 milyon euroluk yardım utanç verici. Uzun ve zahmetli bir yolculuğun sonucunda kendi ülkesine ulaşan az sayıdaki mültecinin etrafını ise Nazi faşistleri sarmış durumda. Bu faşist saldırıların sonunun nereye varacağını ise kimse bilmiyor.

Uluslararası göçmenler örgütünün verilerine göre, Yunanistan’a gelen göçmenlerin sayısı 200 bini, İtalya’ya gelenlerin sayısı ise 100 bini aştı. Güvenlik tedbirlerinin artırılması dışında, AB şu an için hiçbir çözüm üretmiyor. Her gün ortalama 3 bin mültecinin geçtiği Makedonya sınırında olağanüstü hal ilan edilmiş durumda. Macaristan ise Sirbistan ile olan 175 km sınırını dikenli tellerle kapattı. 

Bu polisiye tedbirlerin yanında, soruna ortak bir çözüm bulma arayışları da sürüyor. Başta Sirbistan, Macaristan, Makedonya olmak üzere, çeşitli Balkan ülkeleri geçtiğimiz Perşembe günü Avusturya’da bir araya geldiler. Ayrıca Merkel’in Avrupa liderlerini acilen toplantıya çağıracağı yönünde söylentiler var. Fakat bu sorun üzerinde ortak bir çözüm, ortak bir strateji hala oluşmadığı için, bu toplantıya karşı çıkan liderler olduğu bilgileri de geliyor.

Uluslararası göçmenler örgütünün genel direktörü William Lacy Swing, bir gazetede yayınlanan röportajında, göçmen sorununun bugün veya yarın halledilecek bir sorun olmadığını, 2050’ye kadar insanların çeşitli sebeplerden dolayı kendi ülkelerini terk edip başka coğrafyalara göç etmeye devam edeceklerini belirti. Avrupa coğrafyasına, bu sene 250 binden fazla göçmen geldiğine dikkat çeken Swing, "Bu soruna ancak 'insan gerçekliği' vizyonunuyla bir çözüm bulunabilir" diyor. Swing şöyle devam ediyor: “Değişik etnisitelerden, değişik kültürlerden gelen insanları geldikleri gibi kabul etmek gerek. Göçmenlere karşı kullanılan dilin değişmesi lazım. Bunda medyaya büyük görev düşüyor. Bununla birlikte herkesin 11 Eylül sendromundan bir an önce kurtulması şart. Kendisine benzemeyeni potansiyel terörist olarak görme durumu var. Bu durum aşılmalı. İyi bir politika üretilirse, göçmenlerin bu kıtaya büyük katkıları olacaktır. Ben Amerikalı olduğum için biliyorum. Benim ülkemin ekonomisi göçmenlerin üzerinden gelişti. Amerika’da Nobel Ödülü alanların çoğu bu ülkede doğmayanlardır.”

Bütün bu yaşananlar, Avrupa’nın Yunanistan krizinden daha büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Kısa sürede AB ortak bir çözüm üretmezse, çok büyük dramlar yaşanabilir. Bu dramlar insanlığı yaraladığı gibi, sınırlarını dikenli tellerle kapatan Viktor Orban iktidarlarının Avrupa coğrafyasında çoğalmasına katkıda bulunabilir.