Gökdemir, tezin alan çalışması bölümünde ağırlıklı olarak zorunlu ya da ekonomik sebeplerle İstanbul’a göç eden çeşitli yaş gruplarından Şirinevler ve Bağcılar semtlerinde yaşayan Kürt kadınlarıyla mülakatlar yaptı. Tez çalışmasında kadınlar, Türkçe bilmedikleri için uzun yıllar yaşadıkları zorluklara anlattı.

7 çocuğuyla birlikte 24 yıl önce İstanbul’a gelen Reyhan, Türkçe bilmediği için yaşadığı büyük korkuları şöyle anlatıyor: "Çocuklarımla evdeyiz, zil çaldı. 3 erkek ama Türkçe konuşuyorlar. Ben anlamıyorum ama büyük oğlanı, ondan ufağını, bir de kızı gösteriyor. İşe götürmek için istiyorlarmış. Zazaca 'Çocuklarımı size vermicem vermicem vermicem' diyorum. Onlar Türkçe 'Abla işe götürüyoruz' diyorlar ama ben anlamıyorum. Oğlan okula gidiyor, bana diyor ki 'Ana işe götürecek'. Ben diyorum 'Yok baban gelmeden sizi kimseye vermem.' Ne etti ben vermedim, adamlar gitti... "

15 yıl bir yere gidemedi

21 yıl önce Bedlîs’ten İstanbul’a gelen Beyza ise, kente geldikten sonra 15 yıl boyunca tek başına hiçbir yere gitmediğini anlatıyor. İlke Gökdemir, tezinde, "Kadınlar bazen, kendilerini ifade edemedikleri için dışarıdan anlaşılması çok mümkün olmayan davranışlar da sergileyebilmektedirler. Türkçe bilmemenin yarattığı güvensizlik, burada önemli bir rol oynamaktadır" diyor. 1960-70 döneminde Amed’e göç eden kadınların da, İstanbul’daki Kürt kadınlarının deneyimine benzer deneyimler yaşadığını anlatan Gökdemir, "Evden çıkamama gerekçelerinin başında, Türkçe bilmemekten ziyade, eşlerinin izin vermemesi ve o dönemde kadınların çok nadir olarak tek başlarına şehir merkezine gitmesi gelmektedir" ifadesini kullanıyor.

Türkçe öğrenmek yıllarını aldı
Tezinde kadınların Türkçe öğrenme süreçlerini de inceleyen Gökdemir, "Kadınların anlatımlarından, kamusal alandaki egemen dil Türkçe’yi bilmediklerinde, tek başlarına dışarı çıkabilmeleri, kaybolma korkusu olmadan yaşadıkları mahallenin ya da semtin dışına hastaneye, doktora, akraba ziyaretine, arkadaş ziyaretine vs. gidebilecek duruma gelmeleri yıllarını almaktadır. Dolayısıyla tüm bu tabloda Türkçe bilmemek kadınları eve hapsetmekte ve sürekli birilerine bağımlı kılmaktadır" diye belirtiyor. Kadınların bazılarının yaşanılan şiddet ve travmalar nedeniyle Türkçe öğrenmeye direnç gösterdiklerini, dili öğrenmek istemediklerini anlatıyor. Kadınlar ve erkeklerin göçü farklı yaşadıklarının da altını çizen Gökdemir, şunları belirtiyor: "Göç süreçlerinde kadınlar ağırlıklı olarak karar mekanizmasında yer alamamakta, onların yerine babaları, eşleri ya da ailenin diğer erkek üyeleri göçün ve nereye gidileceğinin kararını verebilmektedir. Dolayısıyla ekonomik sebeplerle gerçekleştirilen göçler de kadınlar için bir çeşit zorla göçe dönüşebilmektedir."

  ANF/İSTANBUL