“Başım dağ, saçlarım kardır
Deli rüzgarlarım vardır
Ovalar bana çok dardır
Benim meskenim dağlardır.”


TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Diyarbakır 3. Kitap Fuarı çeşitli etkinliklere sahne oldu. Sergilerden biri de Türkiye’nin ilk “faili meçhul”u olarak bilinen Sabahattin Ali’ye ayrılmıştı. Sergi bu topraklarda yaşanan benzeri binlerce olay açısından başka bir anlam taşıyordu.
Sabahattin Ali Sergisi’nde; 41 yıllık kısa yaşamına çok sayıda eser sığdıran yazarın en büyük tutkularından biri olan fotoğrafları sergilendi.
Sabahattin Ali, 1948’de böyle bir bahar gününde katledildi. Bu vesileyle bu yazıda onu anmak istedim.
***
Türkiye’de niye hep ölü aydın sevilir bilinmez; Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Sabahattin Ali, Deniz Gezmiş, Musa Anter, Hrant Dink ve daha birçok yazar ve aydın bu kaderi paylaştı. Devlet, dirisini, işkencelerden, tezgahlardan geçiriyor, zindanlara atıyor, katlediyor. Sadece ölüye özgürlük var bu ülkede.
Sabahattin Ali cinayetinde birçok soru askıda kaldı. Eğer Sabahattin Ali cinayeti bilinmezlerin arasında bırakılmayıp aydınlatılsaydı, daha sonra zincirleme yitirdiğimiz onca insan belki de öldürülmeyecekti.
Sabahattin Ali, Konya’da öğretmenlik yaptığı sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış, bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış.
***
Sabahattin Ali cinayeti aslında faili meçhul bir cinayet değildir. Devlet her zaman gerçek suçluyu gizlemek için hazırladığı kılıf bu olayda da devrededir.
Bir başka dava nedeniyle 1948’de Paşakapısı Cezaevi’nde yatmış. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamış, yurtdışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurtdışına çıkma olanağı da bulamayınca, Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiş. Fakat para karşılığı anlaştığı bir kaçakçı tarafından jandarma karakolunda katledilmiş, daha sonra da cesedi Bulgaristan sınırında bulunmuştur. Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf eden ve milli emniyet mensubu olduğu söylenen katil, dört yıla hüküm giymiş, fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır. Katilin, mahkemedeki ifadesi bir vahşet ifadesidir;
“…Elimdeki sopa ile kitap okumakta iken kafasının sol tarafına yüzüne doğru şiddetle vurdum. Suratı, gözlükleri, kulağı kan içinde kalmıştı, arkasından aynı yere şiddetle bir daha vurdum. Bu iki darbeden sonra Sabahattin Ali sağ tarafına doğru yıkıldı, ağzından, burnundan kanlar boşandı. Dikkat ettim; hafif hafif nefes alıyordu. Bu defa üçüncü bir darbeyi ensesine vurunca nefesi tamamen kesildi, ölmüştü.”
***
Roman, öykü ve şiirler yazdı. En tanınmış eserleri; Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna, Dağlar Ve Rüzgar, Değirmen, Kağnı, Hanende Melek adlı kitaplarıdır. Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’le birlikte dönemin muhalif dergisi olan Marko Paşa adlı dergide yazdı.
Sabahattin Ali, Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir.
Verdiği eserlerle, insanın tüm imgelem ve duygularını harekete geçiren; belagatı ile edebiyatın en önemli isimlerinden biri olmuştur artık.
Sabahattin Ali, muhalif bir kimlik olarak bedel ödeyen “ilk faili meçhul yazar” olarak hem tarihte, hem de edebiyatta bugünlere miras bıraktığı onuru ve duruşuyla yerini almış bir yazar.

“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır”