
Söz konusu efsanenin tüm versiyonlarında Golem korkunç bir yıkım gücüne sahip ürkütücü bir canavar biçiminde sunulur. Hahamın Golem’e hayat vermedeki amacı, Yahudilere zulmedenlerden intikam almak ve Yahudi düşmanlarını kanda boğmaktır. Ancak bu canavarın başlattığı savaş ayrım gözetmeksizin herkesi kapsamına alır. Dost-düşman ayrımı yapmayan bu savaş canavarı, sadece Yahudi düşmanlarını değil, Yahudileri de katletmeye başlar. Golem’e hayat veren haham şaşkındır: “Kurtarmaya geldi, ancak bizim kanımızı döktü” diye yakınır. Kısacası Golem ‘sınırsız savaşın ve ayrım gözetmeyen bir yıkımın ikonu’dur.
Hikaye Karaimci Yahudi sermayesinin, merkezinde İsrail’in güvenliğinin yer aldığı Büyük Ortadoğu Projesi’ni başarıyla uygulamak için iktidara getirdiği AKP’nin pratiğiyle bire bir örtüşüyor. AKP iktidarının ve bu iktidarın kalıcı kılınmasının iç etkenlerden çok beynelmilel Yahudi sermayesinin önemli bir kesiminin eseri olduğu iyi biliniyor. Bu durum Golem hikayesini ve onun AKP iktidarı ile bağlantısını çok daha anlamlı kılıyor. Öyle ki, küresel Yahudi sermayesinin marifetiyle vücut bulan AKP adlı bu Golem yapılanması, üçüncü iktidar döneminde ‘güvenliğinden sorumlu’ kılındığı İsrail’le bile gırtlak gırtlağa geldi.
AKP mevcut durumda Ortadoğu’da yoğunlaşan ve hala sonuçlanmamış olan Üçüncü Dünya Savaşının önemli bir figürü olması için oluşturuldu. Savaşın en önemli aşaması olan Irak’a müdahalenin başlaması için bu Golem’in iktidar olmasının beklenmesi, küresel hegemonun AKP iktidarına biçtiği misyonun önemine işaret ediyordu. ABD daha öncesinde AKP için yolu önemli ölçüde düzlemiş, Önder Abdullah Öcalan’ı tutsak alıp İmralı Adasına yerleştirmişti. Ecevit ABD’nin bu ‘jest’ine anlam verememişti, ancak AKP kurmayları küresel hegemonun kendileri için çalıştığını iyi biliyorlardı. Böylece Önder Öcalan Üçüncü Dünya Savaşının ilk kurbanı oluyordu. Bölgede küresel sistemin planları önünde engel oluşturabilecek yegane güç PKK’ydi ve sistem öncelikle PKK’yi ‘etkisizleştirerek’ işe başlıyordu. Golem-AKP’nin daha rahat iş görmesi PKK’nin etkisizleştirilmesine bağlıydı.
İşlevi savaş ve yıkım olan AKP adlı Golem yapılanması, Önder Öcalan’ın esaretiyle başlatılan Kürt halkıyla savaş sürecini üçüncü iktidar döneminde sonuca götürmek için tüm hünerlerini sergilemeye başladı. Aslında kendisi de bir Golem olan selefi Hitler’in pratiğini izleyerek, Kürdistan’ı ‘Kurdenrein’ bir coğrafya haline getirmek için Kürt halkına karşı topyekûn bir savaş başlattı. Vietnam’daki ABD saldırılarını aratmayan hava saldırıları gerçekleştirdi. Gerilla güçlerine karşı kimyasal silah kullandı. Siyasi soykırım operasyonlarını alabildiğine tırmandırdı. Toplumun her kesiminden, her yaştan binlerce insanı zindanlara doldurdu. Çocukların gösterilerde kullandığı ‘molotof kokteyli’ni bomba kategorisine sokup, polisin ‘bombalı saldırganlar’ı silah kullanarak etkisizleştirmesinin önünü açtı. Zulmünü Kürtlerin dostlarının üzerine de kustu. Sonuç olarak, bütün taşları bağlayıp aport duruşunda bekleyen köpekleri saldırıya geçirdi. Bir korku imparatorluğu tesis etme yolunda büyük mesafeler katetti.
Siyasi soykırım operasyonlarının son dalgası Önder Öcalan’ın avukatlarını hedef aldı. Onlarca avukat tutuklandı. Beşinci ayına giren Önder Öcalan üzerindeki tecrit uygulaması, vekillerinin tutuklanmasıyla yeni bir evreye girdi. Golem yapılanmasının sözcüsü Bülent Arınç, bu evreyi ‘baş ile gövdenin birbirinden koparılması’ biçiminde tanımladı. Tanımlamaya dikkat edin: ‘Başı gövdeden ayırmak!’ Yürütmenin sözcüsü adamın ağzından dökülen bu sözler, Golem-AKP’nin Kürt halkına yönelik eylemini mükemmel özetliyor. Bir dönem Kenan Evren de “Asmayıp da besleyecek miyiz?” diye uluyordu. Her ikisinin sözleri de aynı anlamı içeriyor. Ebuzer diye taltif edilen adamın söylediklerine bakın: Sen Ebuzer değil, ancak Ebu bilmem ne olabilirsin! Başın gövdeden koparılması canlılığın son bulması demektir. Başı gövdeden ayıranın amacı canlı organizmanın varlığına son vermektir. AKP Kürtler için tam da bunu öngörüyor. Soykırım işte budur. Merd-i kıpti hükümet sözcüsü işte böyle secaat arz eyliyor.
Golem-AKP sahtekarlığın, düzenbazlığın ve hilekarlığın bu kadarına da pes dedirtecek bir pratik sergiliyor. Kendi yıkım gücünü sahtekarlık, düzenbazlık ve hile yöntemleriyle takviye etmeye çalışıyor. Türkiye’deki Golem yapılanmasının başındaki adamın, Seyid Rıza’nın idam yıldönümünü vesile yaparak Dersim katliamı nedeniyle Dersimlilerden sözüm ona özür dilemesi, savaşta başvurduğu bir hile-i şeriye yöntemi olmanın ötesine geçmiyor. Ancak hafızaları balık hafızasını andıracak kadar tarihsel gerçeklerden kopanlar Golem’in oltasındaki bu yemin üzerine atlayabilirler. Nitekim bu sözde özre paralel olarak Önder Öcalan üzerindeki tecridin daha da ağırlaştırılması, özür denilen şeyin gerçekte bir savaş hilesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Seyid Rıza, Şeyh Said ve dava arkadaşları kendilerini Kürt toplumundan yalıtmış kişilikler değildi. Kendilerini izleyen ve sözlerine değer biçip dediklerini yapmaya çalışan bir halk (gövde) vardı. Kendileri de toplumun birer parçası olan bu insanlar, geleceğini düşündükleri bu ‘bütünlüğün başı’ oluyorlardı. Onları hile ve kurnazlıkla esir alan inkar ve imha sistemi kendilerini idam ederek, başsız bıraktığı gövdeyi midesine daha kolay indirebileceğini düşünüyordu. Dersim soykırımı bu çerçevede gerçekleştirildi. Kürt toplumunun bu manevi önderleri bunun için darağaçlarında sallandırıldı. Kıyım, kırım ve yıkım tümüyle bunun içindi.
Demek ki Kürt halkının topyekûn savaşla hizaya getirilmeye çalışıldığı şu günlerde, Golem-AKP İnönü CHP’sinin izinde yürüyerek, onunla aynı hedefe ulaşma doğrultusunda ilerliyor. Tek parti döneminin ‘başı gövdeden ayırma’ pratiği yine gündemdedir. Belki idam yoktur, ama idamın olmaması öldürmenin devre dışı bırakıldığı anlamına gelmiyor. MGK Eski Sekreteri Tuncer Kılınç, Önder Öcalan için, “Ona telafisi olamayan bir sistem uyguluyoruz. Bir defa değil her gün öldürüyoruz” demişti. Golem-AKP şimdi Kılınç’ın bu değerlendirmesinin gereklerini harfiyen yerine getiriyor. İmralı koşullarını tutsağın her gün değil her saat öldürülmesi olacak tarzda ağırlaştırıyor. Bununla da yetinmiyor, ölüm çukurunda tuttuğu Kürt Halk Önderi’ni karalamak için fosseptik çukuru gibi çalışan yandaş medyayı harekete geçiriyor. Küfür ve hakaretlerle itibarını sarsmayı deniyor. Dersimliler “Pislik sıçratılan altın kirlenmez” diyorlardı. Önder Öcalan’ı hedef alan saldırıların sonucu da işte bu oluyor. Kaldı ki, Kürt halk gerçeğinde ‘baş’ artık ‘gövde’de içselleşmiştir. Yeni Kürt’ün başını koparmak artık eskisi kadar kolay değildir.
Golem ile başladık, yine onunla bitirelim. Golem’in özelliği her gün daha da büyümesidir. Aşırı büyümesini ve yıkım gücünün çok tehlikeli bir hal almasını önlemek için hahamın onu haftada bir kile çevirmesi ve tekrar yaratması gerekir. Haham rolündeki ABD’nin AKP adındaki bu Golem’in herkesi ve bu arada İsrail’i tehdit edecek kadar büyümesine izin vermeyeceği kesin gibidir. Üçüncü Dünya Savaşı ‘yeni bir düzen’ yaratma noktasına ulaşıncaya kadar ABD’nin bu Golem’e ihtiyacı vardır. Belli ki o zamana kadar kontrollü bir biçimde kendisini kullanmaya devam edecektir. Sonrası ise Golem’in tümüyle ortadan kaldırılması ve eski haline dönüştürülüp bir kıl yığınına çevrilmesidir. Faşist ruhlu tüm işbirlikçi ve uşak tüm yıkıcı rejimlerin akıbeti budur.
Ne var ki, acıları azaltmak için, savaşın sonunu beklemeden bu şekilsiz varlığı bir an önce kile dönüştürmek gerekir.