İki buçuk yıldır hiç bir yere varamayan Brexit tartışmalarından dolayı İngiltere’de olup biten diğer bütün gelişmeler gölgede kaldı. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde (AB) ne şekilde çıkacağı sadece İngiltere için değil, geriye kalan 27 AB ülkesi için de önemli. İngiltere’ye özellikle araba ve yiyecek ihracında bulunan Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomisi ciddi durumda etkilenecek.
Buna şüphe yok. Ancak gölgede kalan diğer haberlerin öne çıkmaması veya önemsiz haberler gibi sunulması da ciddi bir sorun. Örneğin bu hafta tüm İngiltere her zamanki gibi AB’ye odaklanmışken İngiltere İçişleri Bakanlığının Zimbabve hükümetinin isteği üzerine kendi vatandaşlarını geri gönderişi, son dakikaya kadar görmezden gelindi. Bu hafta gündeme oturdu.
Niçin? Muhtemelen geri gönderilenlerin Zimbabve polisi tarafından öldürülecekleri için. Başkanlık sistemiyle yönetilen Zimbabve Cumhuriyetinde insan hakları ihlalleri tüm hızıyla artarken, hükümet eleştirisinde bulunan İngiltere’de yaşayan vatandaşlarını İngiliz İçişleri bakanlığından talep etti ve İngiltere’de bu taleple Zimbabve vatandaşlarını hayati tehlikeye rağmen teker teker geri gönderiyor. Binlerce Zimbabve vatandaşının sınır dışı edilme ihtimali var. Bu sınır dışı edilmelere karşı direnen bir avuç insan var, o kadar.
Diğer gölgede kalan bir haber ise kaçak göçmenlerin ele geçirilmesi için İçişleri bakanlığının bu görevi özel şirketlere devretmesi oldu. Saati 60 sterlin gibi yüksek bir ücret karşılığına bu özel şirketlerde çalışan memurlar kaçak göçmen avına çıkacak. Memur demek yanlış olur. Sistem gardiyanları demek daha doğru olur. Sağlık randevularından belediye kayıtlarına kadar göçmenlerin kayıtları gözden geçirilip kaçakların ortaya çıkarılması sağlanacak.
2012 yılında Başbakan Theresa May’in İçişleri Bakanı iken başlattığı bir programın bir uzantısı bu. Tam bir polis devletine yakışır bir şekilde güvensiz bir ortam yaratılmaya çalışıyor. Sağlık servisi bütçe kesintilerinden dolayı büyük bir çıkmazdayken sırf kaçakları bulmak için özel gardiyanlara saatliğine 60 sterlin ödemek nasıl bir mantık. Kaçak olanlar sırf yakalanmamak için sağlık sorunlarına rağmen hastaneye gitmeye daha da çekinir olacaklar. Bu sistem gardiyanlık anlayışı zaten 2010 öncesine oranla iş bulmakta sıkıntı yaşayan kaçak göçmenleri daha da yeraltına itecek. Yer altına itilen kişilerden memleketin hayrına davranmasını bekleyemezsiniz.
AB’den çıkışla İngiltere’de yaşayan AB vatandaşlarını huzursuz et, göçmenlik politikalarını zorlaştırarak aileleri parçala, kaçakları sınır dışı et, diktatör ülkeleri talepleri üzerine o ülkenin vatandaşlarını tehlikeli ülkelerine geri gönder. Muhafazakar Parti’nin hükümete geldiğinden beri bu düşmanca göçmenlik politikaları özellikle Theresa May’in önderliğinde tüm hızıyla ilerliyordu. Brexit oldu, durdu sandık. Görünen o ki İngiliz hükümetin AB gibi büyük bir sıkıntısına rağmen, hala göçmenleri bir numaralı sıkıntıları olarak görmeye devam ediyor. Nasıl da kendini bilmez bir yanılgı. Gölgede kalan haberler
İki buçuk yıldır hiç bir yere varamayan Brexit tartışmalarından dolayı İngiltere’de olup biten diğer bütün gelişmeler gölgede kaldı. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde (AB) ne şekilde çıkacağı sadece İngiltere için değil, geriye kalan 27 AB ülkesi için de önemli. İngiltere’ye özellikle araba ve yiyecek ihracında bulunan Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomisi ciddi durumda etkilenecek.
Buna şüphe yok. Ancak gölgede kalan diğer haberlerin öne çıkmaması veya önemsiz haberler gibi sunulması da ciddi bir sorun. Örneğin bu hafta tüm İngiltere her zamanki gibi AB’ye odaklanmışken İngiltere İçişleri Bakanlığının Zimbabve hükümetinin isteği üzerine kendi vatandaşlarını geri gönderişi, son dakikaya kadar görmezden gelindi. Bu hafta gündeme oturdu.
Niçin? Muhtemelen geri gönderilenlerin Zimbabve polisi tarafından öldürülecekleri için. Başkanlık sistemiyle yönetilen Zimbabve Cumhuriyetinde insan hakları ihlalleri tüm hızıyla artarken, hükümet eleştirisinde bulunan İngiltere’de yaşayan vatandaşlarını İngiliz İçişleri bakanlığından talep etti ve İngiltere’de bu taleple Zimbabve vatandaşlarını hayati tehlikeye rağmen teker teker geri gönderiyor. Binlerce Zimbabve vatandaşının sınır dışı edilme ihtimali var. Bu sınır dışı edilmelere karşı direnen bir avuç insan var, o kadar.
Diğer gölgede kalan bir haber ise kaçak göçmenlerin ele geçirilmesi için İçişleri bakanlığının bu görevi özel şirketlere devretmesi oldu. Saati 60 sterlin gibi yüksek bir ücret karşılığına bu özel şirketlerde çalışan memurlar kaçak göçmen avına çıkacak. Memur demek yanlış olur. Sistem gardiyanları demek daha doğru olur. Sağlık randevularından belediye kayıtlarına kadar göçmenlerin kayıtları gözden geçirilip kaçakların ortaya çıkarılması sağlanacak.
2012 yılında Başbakan Theresa May’in İçişleri Bakanı iken başlattığı bir programın bir uzantısı bu. Tam bir polis devletine yakışır bir şekilde güvensiz bir ortam yaratılmaya çalışıyor. Sağlık servisi bütçe kesintilerinden dolayı büyük bir çıkmazdayken sırf kaçakları bulmak için özel gardiyanlara saatliğine 60 sterlin ödemek nasıl bir mantık. Kaçak olanlar sırf yakalanmamak için sağlık sorunlarına rağmen hastaneye gitmeye daha da çekinir olacaklar. Bu sistem gardiyanlık anlayışı zaten 2010 öncesine oranla iş bulmakta sıkıntı yaşayan kaçak göçmenleri daha da yeraltına itecek. Yer altına itilen kişilerden memleketin hayrına davranmasını bekleyemezsiniz.
AB’den çıkışla İngiltere’de yaşayan AB vatandaşlarını huzursuz et, göçmenlik politikalarını zorlaştırarak aileleri parçala, kaçakları sınır dışı et, diktatör ülkeleri talepleri üzerine o ülkenin vatandaşlarını tehlikeli ülkelerine geri gönder. Muhafazakar Parti’nin hükümete geldiğinden beri bu düşmanca göçmenlik politikaları özellikle Theresa May’in önderliğinde tüm hızıyla ilerliyordu. Brexit oldu, durdu sandık. Görünen o ki İngiliz hükümetin AB gibi büyük bir sıkıntısına rağmen, hala göçmenleri bir numaralı sıkıntıları olarak görmeye devam ediyor. Nasıl da kendini bilmez bir yanılgı.