Hitler’in "Kavgam" kitabının minyatürünü anımsatan not broşüründe, Cezayir’den Türkiye’ye ve İsrail’den Afganistan’a kadar onlarca ülkede yaşayan "halklar tamamen yok edilmeli" düşüncesi, Hanau’daki ırkçı katliamı gerçekleştiren, Tobias Rathjen’e ait.

Aynı broşürde Rathjen bu gibi insanların "içgüdüsel olarak reddedilmesi gerektiğini" ve "bu tarihi süreçte kendilerini güçlü olarak kanıtlamadıkları" tesbitinden sonra, Almanların "bir bütün olarak insanlığı yükselttiği" kanısına varıyor.

Hanau’daki katliamla ilgili son nüshasının kapağına "Alman kışı" başlığı atan Der Spiegel Dergisi: "Sağ terör, sınıfların tümünü kapsayan  ve toplumun içinden gelmektedir" saptamasında bulundu.

Yahudi asıllı tarihçi, Daniel Jonah Goldhagen 1996 yılında New York’da basılan "Hitler’in Gönüllü Cellatları" eserinin önsözünde, Holocaust’un Almanya’da iki nedenden dolayı gerçekleştiğini yazmıştı.

Ona göre birinci nedeni, insanlık tarihinin en cani ve acımasız anti semitlerin Almanya’da iktidarı devraldıkları;

İkinci nedeni ise Yahudiler’e karşı yürütülen fikirlerin, toplumda birçokları tarafından  paylaşıldığıydı.

Goldhagen’a göre bu iki faktörün biraraya gelmesi Holocaust’a yol açmıştı.

Holocaust’a, yani faşizmin iktidara gelmesine yol açan tarihi vakalar süreci, toplumsal "kollektif fikrin" oluşması belki de onlarca yıl öncesine dayanmaktaydı.

Yahudi işçilerini işe almama fikri, Fransız devriminden sonra ortaya çıkan "nasyonal sosyalizm" düşüncesine dayanmaktaydı.

Böyle olunca da, yüzyıllara dayanan Yahudi karşıtı düşünce oluşumu, en cani ve acımasızların iktidarı devralmasıyla Almanya’da soykırıma yol açmıştı.

Hanau’daki katliama gelinceye kadar, başka bir Almanya tarihiyle karşı karşıyayız.

68 kuşağıyla birlikte Almanya’da, Yahudiler’e karşı işlenen cani suçun tarihi muhasebesini yapan bir mücadele de start almıştı.

Bu aynı zamanda, Faşizmin hükmettiği Almanya’da üst düzeyde görev yapan ve Nazi döneminden sonra, 1949’da kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde görevlerine kesintisiz devam eden generaller, hakimler, devlet adamları vb ile tarihi hesaplaşmanın başlangıcı olarak da addedilebilir.

Aparat olarak Federal Cumhuriyet, bir yerde Nazi devleti’nin de devamıydı.

1965’de Doğu Berlin’de yayınalan: "Kahverengi Kitap- Devlet, Ekonomi, Ordu ve Üniversitelerde Savaş ve Nazi suçluları" kitabının yayımcısı Albert Norden: "Tüm sistem kahverengi (bu renk Naziler için sinonim olarak da kullanılıyor)" açıklamasına bulunmuştu.

Aradan uzun yıllar geçti. Almanya’daki toplumun büyük bir kesimi, bu tarihi cinayeti yargıladı.

Ancak "Faşistleştirme" geçiş süreci yok olmadı. Marksist-Leninist Eleştirel Sözlüğe" göre, Avrupa ülkelerinde, burjuva demokrasilerinden faşizme geçiş süreci için, "Faşistleştirme" deyimi kullanılmaktadır.

Toplumun hala bir kesiminin; bu sayı Almanya‘daki toplumun yüzde 15-20’sine (AfD oyları baz alınırsa) denk düşmektedir, Yahudi Soykırımı ve faşizmin konularında hala o "kahverengi karanlık koridor" dışına çıkmadıklarını göstermektedir. Bu sayının giderek artması, caydırıcı olmaktadır.

Ruhi sağlığı bozuk da olsa, Tobias Rathjen, "gönüllü cellat" mı, yoksa yakın tarihteki birçok vaka gibi, "kötü adamların sıradanlığı" (Hannah Ahrend)’nın yükselişinin haberini mi veriyor?

Eğer bir yükselişin işaretiyse, bu yükselişin yolunu kesmek, tüm önlemlerin yanı sıra, toplumun yeni bir eğitim politikası ve uygulamasıyla, geçmiş tarihin hafızasındaki canilik ve acımasızlık konusunda bilinçlendirilmesiyle mümkün olabilir. Biliniyor; toplumun küçük bir kesimi, "kötü adamların sıradanlığının" gölgesinden kurulmayabilir…

Ancak, insan olma erdemi edinmek, suçtan kurucu tek etkendir!